29 Aralık 2008 Pazartesi

"Devrim Eskişehir" Belgesel Gösterimi



1997 yılında Eskişehir Anadolu Üniversitesi İletişim Fakültesi 4. sınıf öğrencilerinden Görkem KİRİŞ, Didem YILMAZ, Funda ERZURUM ve Fulten ERSUN büyük cesaret öyküsünün belgeselini çekti.

Devrim Eskişehir”, 19’u mühendis 23 teknik adamın büyük cüreti ve iddiası ile olmaz denileni olur kılabileceklerinin öyküsü. “Devrim Eskişehir”, aynı zamanda ülkemizin bağımlılık zincirlerini en somut şekliyle gözler önüne seren bir belgesel.

97 yılı yapımı olan ve 4 öğrencinin bitirme tezi olarak hazırlanan ancak hazırlandıktan sonra bir çok ödüller alan belgesel, unutulduğu tozlu raflardan çıkarıldı ve “Devrim” arabasını yaratanlarla, mühendis, mimar ve emekçilerle buluştu.

24 Aralık 2008 Çarşamba günü saat 19.30’da İvme Dergisi bürosunda “Devrim Eskişehir” belgeselinin gösterimi yapıldı. İvme Yayın Kurulu üyesi Mustafa Aral tarafından yapılan açılış konuşmasının ardından “Devrim Eskişehir” belgeselinin gösterimine geçildi. Belgeselde, 4 ayda bitirilen ve Türkiye mühendislik tarihi açısından gerçekten bir devrim anlamına gelen “Devrim” otomobili başarısı ve bu başarıya rağmen emperyalistler ve yerli işbirlikçileri eliyle ülkemizin bu ağır sanayi hamlesinin nasıl engellendiği çarpıcı bir şekilde ortaya konuyordu. Gösterimin ardından Mustafa Aral, Devrim otomobilinin 61 yılında engellenmesinin ardından inanılmaz bir hızla, birçok uluslar arası otomobil tekelinin ülkemize hücumunu çarpıcı verilerle ortaya koydu.

Ardından söz alan otomobilin hayatta kalan son mühendislerinden Yüksek Makina Mühendisi Kemalettin Vardar söz aldı. Vardar konuşmasında Devrim otomobiline ilişkin birçok bilinmeyen noktaya açıklık getirdi. Emperyalist ülkelerin bizim gibi ülke halklarında “yabancı hayranlığı” yarattığını ve bunun beraberinde de ülkemiz mühendislerinde ciddi bir “kendine güvensizlik” oluştuğunu, ülkemiz mühendislerinin kendine ve alt kadrolarına güvenmeleri ve iddialarını gerçekçi bir şekilde ortaya koydukları taktirde “yapılamaz” denilenleri yapabileceklerini, Devrim otomobilinin de bunun en somut kanıtı olduğunu ortaya koydu. 76 yaşındaki Vardar’ın, genç mühendislere vasiyeti de yine kendine güvenmeleri ve üretim yapmaları, ülke üretimine katkıda bulunmaları yönünde oldu.

İvme Kültür ve Sanat Komisyonu’nun düzenlediği ve oldukça coşkulu geçen etkinlikte 45 mühendis-mimar yer alırken tüm katılımcılar Kemalettin Vardar’a ülkemiz mühendisliğine katkılarından ve deneyimlerini kendileriyle paylaştığı için teşekkürlerini iletti. Bizler de biz kez daha buradan Kemalettin Vardar’a saygılarımızı, teşekkürlerimizi iletiyoruz.

18 Aralık 2008 Perşembe

TMMOB Mimar, Mühendis, Şehir Plancıları, Kadın Kurultayı Hazırlık Forumu






Kadın mühendis mimar şehir plancıları olarak sorunlarımızı paylaşmak ve beraberce çözüm üretmek için... KURULTAY HAZIRLIK FORUMUNDA BULUŞALIM

Tarih: 20 Aralık 2008
Saat: 14:00 - 18:00
Yer: TMMOB Elektrik Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi
Adres: Dikilitaş Mah. Eren Sok. No:30 Beşiktaş/İstanbul



TMMOB çatısı altında örgütlü kadın mühendis, mimar, şehir plancıları olarak 21 Haziran 2007 tarihli ilk toplantımızla kurumsal olarak başladığımız İstanbul İl Koordinasyon Kurulu Kadın Komisyonu çalışmalarımızı bugün 14 odanın İstanbul Şubelerinin kadın temsilcileriyle sürdürüyoruz.

TMMOB İstanbul İl Koordinasyon Kurulu Kadın Komisyonu; TMMOB örgütlülüğü içinde kadınların etkin ve üretken olarak yer almasını sağlamak ve yaratılacak sinerjiyi toplumun diğer katmanlarına yaymak, çalışma hayatında kadın mühendis, mimar ve şehir plancılarının karşılaştığı sorunları belirleyerek, çözüm önerilerini örgütle ve kamuoyuyla paylaşmak, ülke genelinde kadınların karşılaştığı sorunlara TMMOB">TMMOB örgütlülüğü olarak bakış açısı getirebilmek, sendikalar ve diğer yapılarla işbirliği yaparak toplumda kadınların yeri ve öneminin altını çizebilmek amacıyla düzenli olarak toplantılar yapmak ve çeşitli etkinlikler düzenlemek hedefini taşımaktadır.

Bu çerçevede 29-30-31 Mayıs 1 Haziran 2008 tarihleri arasında Ankara'da yapılan TMMOB 40. Olağan Genel Kuruluna kadın delegeler tarafından sunulan önergenin kabul edilmesiyle "Mühendis, Mimar, Şehir Plancıları Kadın Kurultayı" yapılması kararı alınmıştır.

Kadın Komisyonu olarak bugüne kadar yaptığımız çeşitli etkinliklerle mühendis, mimar, şehir plancısı kadınları her zaman bir araya gelmeye çağırdık çünkü biliyoruz ki;

"Kadınız ve hepimizin söyleyecek bir sözü mutlaka var"

Kadın mühendis mimar şehir plancıları olarak sorunlarımızı paylaşmak ve beraberce çözüm üretmek için...

KURULTAY HAZIRLIK FORUMUNDA BULUŞALIM.

Tarih: 20 Aralık 2008
Saat: 14:00 - 18:00
Yer: TMMOB Elektrik Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi
Adres: Dikilitaş Mah. Eren Sok. No:30 Beşiktaş/İstanbul

ÇÖZÜM FARKINA VARMAKLA BAŞLAR!

KADIN KOMİSYONUMUZU GÜÇLENDİRELİM, KADIN KURULTAYIMIZI HEP BERABER ÖRGÜTLEYELİM!

SÖZÜMÜZÜ SÖYLEMEK VE ÇÖZÜM ÖNERİLERİMİZİ PAYLAŞMAK İÇİN, FORUMDA BULUŞALIM!

TMMOB İSTANBUL İKK KADIN KOMİSYON

13 Aralık 2008 Cumartesi

Açıklama No:19 TMMOB Mimarlar Odası Ankara Şubesi Yönetimini Emek Düşmanlığından Vaz Geçmeye Çağırıyoruz


Mimarlar Odası Ankara Şubesi etkin yönetim anlayışı, yönetimsel çelişkileri arttıkça, çözümü muhaliflerini istifaya zorlamakta, istifa etmezlerse işten atmakta buluyor.

8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü etkinliklerine katıldığı gerekçesiyle tutuklanarak 3 ay süreyle cezaevinde kalan mimar Alev Şahin, tahliyesinin ardından Mimarlar Odası Ankara Şubesi’ndeki sekreter yardımcılığı görevine geri dönmüştür. Arkadaşımız işine döndükten sonra hayat görüşüne, yaşam tarzına ve mücadele anlayışına karşı bir ‘öteki’leştirme içerisinde yaklaşıldığını fark etmiştir. Şube yönetimi, önce yoğun bir iş yükü altında boğarak yıldırmaya çalışmış, bu yöntemle sonuç alamayınca 31 Ekim 2008 tarihinde kendisine hiçbir gerekçe göstermeden, ‘yönetim kurulu olarak istifanı uygun bulduk’ diyerek işten çıkartmıştır.

Mimarlar Odası Ankara Şubesi yönetiminin, arkadaşımızın işten çıkartılma süresinde göstermiş olduğu ‘ya bizdensin ya onlardan’ yaklaşımı, demokrasi söylemlerinin sahteliğini açıkça ortaya koymuştur. Alev Şahin, İvme Dergisi’nin yayın kurulu üyesi olduğu için işten çıkartılmıştır. Nitekim yazılı olarak verilmeyen bu gerekçe görüşmelerde Şahin’e açıkça ifade edilmiştir. Hatta Sekreter Üye, yaptığı ilk görüşme sırasında ‘biz senin İvmeci olduğunu baştan beri biliyorduk’ gibi karşılığı olmayan polisiye söylemlere bile başvurmuştur.

İstifaya zorlanan arkadaşımız, kesin bir tavırla istifa etmeyeceğini önceki iki görüşmede açıkça ifade etmesine rağmen, yönetim adına bir kez daha görüşen Şube Başkanı, ‘uygun bulunan’ durumu kendisine aktarmıştır. Şahin ise her defasında, yukardan aşağıya alınmış bu siyasi kararın karşısında duracağını belirtmiştir.

Egemen sınıflar halkın en temel hak ve özgürlük taleplerinin karşısına polis copu, biber gazı, işkenceler ve f-tipleriyle çıkmakta; baskıya ve sömürüye direnip bağımsızlık ve demokrasi için mücadelede kararlı tutumlarını örgütlü mücadeleyle ortaya koyanları sindirmeye çalışmaktadır. Mimarlar Odası Ankara Şubesi de aynı tavrı göstererek, kendi üyesi ve çalışanını odada siyasi kimliğiyle var olduğu için işten çıkartmaktadır.

Ülkemizin bağımsızlık ve demokrasi tarihinde onurlu bir yeri olan, bugün sahip olduğu meşruiyeti geçmişte ödediği bedellerle kazanan TMMOB’ye bağlı bir odanın, hele ki geçmişte TMMOB’de devrimci-demokrat bir kırılmayı yaratan Teoman Öztürk’ ün de içinden geldiği bir odanın egemenler ile aynı bakış açısına sahip olması kabul edilemez.

Kendisini ‘Demokrasi İçin Mimarlar’ olarak tanıtan Mimarlar Odası Ankara Şubesi Yönetimi, 40. Dönem Çalışma Programı’nda “İktidarını, … örgüt içi bir “yönetim oligarşi” sine dönüştüren anlayışlara karşı, oda içi demokrasinin yeniden inşasında aktif mücadele” edeceğini söylemektedir. Soruyoruz öyleyse; oda içi demokrasiyi kendisiyle aynı görüşte olmayan çalışanlarını işten çıkararak mı sağlayacaktır? Alev Şahin ne “suç” işlemiştir? Düşüncelerinden dolayı bir çalışanını gerekçesiz olarak işten atan bir yönetim, tam da iktidarını bir yönetim oligarşisine dönüştürmüş değil midir?

Sözde Demokratik Kitle Örgütü olma iddiası içerisinde olan Mimarlar Odası Ankara Şubesi etkin yönetim anlayışının kendi bünyesinde demokrasiyi algılayamadığı, demokratik bir işleyişe ne kadar yabancı olduğu bu karar ile birlikte net bir biçimde ortaya çıkmıştır.

- Çözümsüz kaldığı her noktada, yönetimsel başarısızlıklarını ört-bas etmek için çalışanlarını istifaya zorlayan,

- Herkese ‘eşit uzaklıkta ve tarafsız olduğunu söyleyen, buna rağmen kuyruk siyaseti güden,

- Mimar personelini işten çıkartmaktaki gerekçesini kendisine bile açıklayamayan, hatta bu karar arkadaşımıza açıklanırken köşe kapmaca oynayarak göz göze gelmekten bile kaçınan,

- Devrimci, demokrat bir üyesini ve hatta delegesini, tamamen siyasi bir kararla, işten çıkartmaya kadar giden etkin yönetim anlayışını Demokrasiye Davet Ediyoruz.

Bizler, İvme Dergisi olarak, Mimarlar Odası Ankara Şubesi yönetiminin bu emek düşmanı yaklaşımını kınıyoruz. Bu sürecin sonuna kadar takipçisi olacağımızı, bu anlayışı mahkum edene dek mücadelemizi sürdüreceğimizi, bulunduğumuz her platformda bu düşmanca tavrın hesabını soracağımızı buradan tüm kamuoyuna duyuruyoruz.

Mühendislik, Mimarlık ve Planlamada
+İVME DERGİSİ

Açıklama No:18 Tülin Aydın Bakır, Anıları Mücadelemizi Aydınlatıyor


Devrimci mühendis Tülin Aydın Bakır, örgütlü mücadeledeki ısrarı, ilkeli kişiliği ile mühendis mimar mücadelesinde bir bayraktır.

Tülin Aydın Bakır, 23 Şubat 1963 tarihinde Kars’ın Sarıkamış ilçesinde dünyaya geldi. Babasının astsubay olması nedeniyle çocukluğu Kars, Diyarbakır, Urfa gibi farklı illerde geçen Tülin, 1974 yılında ailesiyle birlikte İstanbul’a yerleşti.
4 çocuklu bir ailenin küçük kızı olan Tülin, ilkokulu Urfa’da Cengiz Topel İlkokulu’nda, ortaokul ve liseyi ise İstanbul Fatih Vatan Lisesi’nde okudu. 1984 yılında Yıldız Teknik Üniversitesi Elektrik Bölümü’ne giren Aydın, 1989 yılında üniversiteden mezun oldu. Mezun olduğu yıl Ali Hasan Bakır’la evlendi. 1998 yılında kızı İdil’i dünyaya getirdi. 23 Ekim 1999 tarihinde yakalandığı amansız kanser hastalığı sonucu aramızdan ayrıldı.
Tülin’in en önemli özelliklerinden biri örgütlü kimliğiydi. Yılgınlığın hat safhada olduğu yıllarda O hep örgütlü yaşamı seçti. Üniversite yıllarında Gençlik örgütlenmesi içerisinde yer aldı. Nisan 87 büyük öğrenci direnişinin de üniversitede örgütleyicilerindendir. Okulu bitirdikten sonra ise EMEKAD (Emekçiler Kültür Araştırma ve Dayanışma Derneği) ve DEMKAD (Devrimci Mücadelede Kadınlar Derneği) içinde faaliyet yürüttü. Kadın örgütlenmesinde kadın komisyonlarının kuruluşundan, sokak eylemlerine kadar bütün eylemlerin içindeydi. Bir devlet kuruluşunda iki yıl memuriyet yaptıktan sonra, mücadelesini Elektrik Mühendisleri Odası’nda devam ettirdi. EMO İstanbul Şubesi 28. Dönem Yönetim Kurulu’nda yazman üye olarak görev aldı. EMO İstanbul Şubesi’nin bugünlere kadar aktarılan mesleki demokratik kitle örgütü çizgisinde çok büyük emekleri vardır. Anadolu yakasındaki TEK’in özelleştirilmesine karşı EMO’da büyük emek harcamış ve bunun sonucunda AKTAŞ’ın uygulamaları durdurulmuştur.
Odada profesyonel olarak da çalışan Tülin hayatı boyunca söylediğini yapan, yaptığını savunan bir kişilikti. İkna kabiliyeti yüksek olan Tülin arkadaşımıza aynı görüşten olmayan diğer insanlar bile saygı duyar, Onun söylediklerini yapardı.
1996’da Tülin’i yakalayan hastalık 1998’in Eylül’ünde tekrar ortaya çıktı. Hastalığı boyunca çevresindekilere hiçbir şey hissettirmeyen, hep gülümseyen, sorun çözücü bir insandı. Mütevazılığı, cana yakınlığı ile çevresindeki herkes tarafından sevilen bir insan olan Tülin Aydın Bakır’ın mücadeleye bağlılığı, hastalığı boyunca da devam etti. Son nefesinde de sevdikleriyle ve düşünceleriyleydi.
Çok sevdiği bir söz vardı Tülin’in: “Uzun yaşam değil kaliteli yaşam amaç olmalıdır.” Gerçekten de çok kısa ama çok kaliteli bir yaşamdı Onunki. Mücadelemize ışık tutan arkadaşımız Kadriye Tülin Aydın Bakır’ı, ölümünün 9. yıl dönümünde bir kez daha anıyor, anısı önünde saygıyla eğiliyoruz.

Mühendislik, Mimarlık ve Planlamada
+ İVME

Açıklama No:17 Devrimci Mühendis Hasan Balıkçı'nın Yolunda Mücadeleye Devam


18 Ekim 2002’de Şanlıurfa’da bölgesel Susurlukçular tarafından öldürülen devrimci mühendis Hasan Balıkçı mücadelemizde yaşıyor.
Hasan Balıkçı 1961 yılında Adana Seyhan ilçesine bağlı Kayışlı köyünde doğdu. İlkokulu doğduğu köyde bitirdikten sonra orta ve lise eğitimini Adana merkezde tamamladı. Dar gelirli, dokuz çocuklu bir ailedendi. Yüksek öğrenimine İstanbul’da devam ederken zor koşullarda hem okuyor hem de çalışıyordu. Zaten daha ilkokul çağına bile gelmeden Çukurova’nın tarlalarında ırgat olarak çalışmaya başlamıştı. Yıldız Teknik Üniversitesi’nden 1987 yılında elektrik mühendisi olarak mezun oldu. 12 Eylül 1980 açık faşizmi üniversite öğreniminin gecikmeyle bitmesine neden oldu. 1988 yılında mücadele ve okul arkadaşı Şengül ile evlendi. Öldürüldüğünde büyük kızı Açelya dokuz, küçük kızı Ayça İdil ise iki yaşındaydı.
1989 yılında TEK’te çalışmaya başladı, ilk görev yeri olan Ağrı’da dört yıl kaldı. 1993 yılında Adana TEDAŞ’ta göreve başladı.
Hasan Balıkçı, lise yıllarında başladığı hak ve özgürlükler mücadelesini öldürüldüğü güne kadar onurlu bir şekilde devam ettirmiştir. Üniversite yıllarında 12 Eylül sonrası ilk öğrenci derneklerinin kurulmasında devrimci bir öğrenci olarak, doksanlı yılların başında da kamu emekçilerinin örgütlenmesinde öncülük eden devrimci bir mühendis olarak çalıştı. Enerji-Yapı-Yol-Sen’in kurucularından biri olarak devrimci sendikacılığın onurlu bir temsilcisi idi. 1998-2002 yılları arasında EMO Adana Şubesi yönetiminde saymanlık görevi ve TMMOB İKK sekreterliği görevini başarıyla yaptı.
Balıkçı’nın örnek davranışları ve ikna yeteneği sayesinde düşmanları bile ona saygı gösterirdi. Halkını anlayan ve bıkmadan bilinçlendirmeye çalışan Hasan Balıkçı, bağımsızlık, demokrasi ve sosyalizm mücadelesinde hep ön saflarda yer almış, ülkemizdeki faşist baskı ve katliamlara sessiz kalmamış, onurlu bir devrimci olarak sürekli halkının ve haklının yanında yer almıştır. Özellikle cezaevlerindeki siyasi tutsaklara karşı yapılan hak gasplarına karşı onlarla dayanışmayı bir görev olarak algılamış, bu nedenle defalarca soruşturmaya ve disiplin cezalarına uğramıştır.
Adana TEDAŞ’ta görev yaptığı son yılda büyük ölçekli sanayi kuruluşlarının denetim mühendisi olmuştur. Büyük sanayi kuruluşlarına kaçak elektrik kullanmalarından dolayı büyük cezalar kesmiş, fabrikaların elektrik sayaçlarını fabrika dışına aldırmış ve bunun neticesinde TEDAŞ zarar eden bir kuruluş olmaktan kurtulmuştu. Fabrika sahiplerinin eski işleyişe dönebilmek için teklif ettikleri büyük miktarlarda rüşvetler, her onurlu devrimcinin yapacağı gibi Balıkçı tarafından da reddedilmişti. Tehdit edilmiş, aldırmamış, doğru bildiği yolda devam etmiştir. Durumdan rahatsız olan fabrika patronları hem siyasal güçlerini kullanarak hem de rüşvet çarkından nemalanmak isteyen TEDAŞ üst yönetimindeki kimi yöneticilerle işbirliğine girerek, Hasan Balıkçı’yı Urfa’ya sürgün ettirdiler. Sürgünden 45 gün sonra da Bölgesel Susurlukçular tarafından Balıkçı, 18 Ekim 2002 tarihinde katledildi.
Hasan’ın bu onurlu duruşu çoğu zaman insanlarda kafa karışıklığı yaratmıştır. Nasıl oluyor da sisteme, düzene karşı mücadele eden bir insan, devletin kurumu olan TEDAŞ elektriğinin yağmalanmasına hayatı pahasına göz yummamıştır. Hayatta iken sorulduğunda Hasan “Bakın... Şu gördüğünüz fabrikalardan sadece biri, şu yoksul beş mahalleden fazla elektrik harcar, fakir, yoksul halk elektrik parasını ödüyor da patronlar neden ödemesin, fatura yoksul halka kesiliyor” derdi. Devrimci olmanın ölçütü de bu ve benzeri her türlü haksızlığa her koşulda karşı çıkmaktı Hasan için. Onurla gururla söyleyebiliriz ki sadece devrimci insanlar ülkesi ve halkı için karşılıksız mücadele eder.
Hasanın cenazesi binlerce seveni tarafından kaldırıldı ve denilebilir ki 12 Eylülden sonra Adana da ilk defa bir cenaze bu kadar insan tarafından sahiplenildi. Kiralık katiller tesadüf olarak Urfa da yakalandı cinayeti azmettiren patronun ismini itiraf ettiler ve duruşma süreçleri başladı. Başta Hasan’ın sevenleri, EMO, Devrimci dostları ve ailesinin kamuoyu yaratması neticesinde altı ay sonra bir patron tutuklandı ve diğer çete üyelerine dokunulmadı. TEDAŞ müdürünün bu organizasyonda olduğu avukatlar tanıklar ve belgelerle ispatlamasına rağmen TEDAŞ ve bağlı olduğu bakanlık duruşmalara müdahil olmadı. Dört yıl sonra dava sonuçlandı. Yargıtay davayı iki defa bozdu. Altıncı yılda dava hala devam ediyor. EMO, devrimci arkadaşları, ailesi ve eşi zor koşullarda her ay Urfa’ya bu duruşmalara gidiyor. Mahkeme ise bırakın bölgesel Susurluk'u ortaya çıkartmayı suçu sabit görülmüş ve hüküm verilmiş davayı sonuçlandıramıyor.
Bizler bir kez daha Hasan Balıkçı nezdinde halka dönük tüm katliamlar için adalet istemeye devam ediyoruz. Balıkçı’nın bizlere bıraktığı onurlu, yurtsever, devrimci mücadeleyi devam ettireceğimize söz veriyoruz. Devrimci mühendis Hasan Balıkçı yolumuzu aydınlatıyor.

Mühendislik, Mimarlık ve Planlamada
+ İVME

Açıklama No:16 Makina Mühendisleri Odası ve İnşaat Mühendisleri Odası Yöneticileri TMMOB Genel Kurul Kararlarını Tanımıyor


Mayıs 2008 de yapılan TMMOB 40. Genel Kurulu, 60. Hükümetin AKP’li beş mühendis bakanının üyeleri oldukları odaların onur kurullarına sevk edilmesine karar vermişti. TMMOB Genel Kurul kararın tam metni aşağıdadır:

"60. Cumhuriyet Hükümeti‘nin mühendis kökenli Bakanlarından, Metalurji Mühendisi Hilmi Güler (Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı), İnşaat Mühendisi Faruk Nafiz Özak (Bayındırlık ve İskan Bakanı), Gemi Mühendisi Binali Yıldırım (Ulaştırma Bakanı), Makina Mühendisi Mehmet Zafer Çağlayan (Sanayi ve Ticaret Bakanı) ve İnşaat Mühendisi Veysel Eroğlu (Çevre ve Orman Bakanı) Bakanlık görevlerini yürütürken, doğal kaynaklarımızın ve doğal varlıklarımızın korunması, geliştirilmesi ve bu alanda kamusal ve toplumsal yararın öne çıkarılması yerine, bilime, tekniğe, mühendisliğin evrensel ilke ve doğrularına ve meslek etiğine aykırı uygulamaları ile doğal kaynaklarımızın yönetimi ve işletiminde, doğal varlıklarımızın, çevrenin, tarihi değerlerin ve kültürel mirasın korunması, geliştirilmesi ve gelecek kuşaklara taşınması süreçlerinde, tam anlamı ile bir yağma ve tahrip etme döneminin önünü açan karar ve uygulamaların öznesi olmuşlardır. Bu noktada ve konumda bulunan, yukarıda isimleri ve meslekleri belirtilen mühendis kökenli Bakanların, TMMOB Yasası ve TMMOB‘nin ilgili Yönetmelikleri gereğince, üyesi bulundukları Oda‘ların Onur Kurulları‘na, ODA‘LARINDAN İHRAÇ talebi ile sevk edilmeleri hususunda 40. Dönem TMMOB Yönetim Kuruluna görev verilmesine,”

TMMOB Genel Kurul kararı bu kadar açık bir şekildeyken, İMO ve MMO yöneticileri, birbirinin adeta karbon kopyası olarak kaleme alınmış yönetim kurulu kararlarıyla bu genel kurul kararını uygulamayacaklarını ilan etmişlerdir. Bunu yaparken de TMMOB Disiplin Yönetmeliğinin 12. maddesine sığınmaya çalışmışlardır. TMMOB Disiplin Yönetmeliğinin 12 maddesi ise aşağıdaki şekildedir:


"Madde 12 - Disiplin işlemleri soruşturma ve kovuşturma olarak iki bölümdür. Disiplin kovuşturmasına yer olmadığına ya da Onur Kuruluna sevk edilmesine karar verilebilmesi için Oda Yönetim Kurulu tarafından ilk incelemenin ya da soruşturmanın yapılmış olması gerekir. Disiplin soruşturma ve kovuşturmalarında ilgiliye, kendisine yöneltilen suçun açık ve yazılı olarak bildirilmesi, yazılı savunmasının istenmesi ve bu savunma için 15 (on beş) günlük bir süre tanınması zorunludur."

Disiplin yönetmeliği, oda yönetimine bir üyeyle ilgili bir şikayet gelmesi veya bir üyenin mesleki konuda yönetmeliklere aykırı davranması durumunda, bu konu hakkında bir ilk inceleme yapması ve onur kuruluna sevk edilip edilmemesine karar vermesi yetkisi vermektedir. Oysa genel kurula gelen önergeler çerçevesinde yapılan tartışmalar sonrasında adı geçen mühendis beş bakanın onur kurullarına sevki zaten karar altına alınmış durumdadır. Oda yönetim kurulları bu kararları tartışamadan uygulamak zorundadırlar. Bu aşamadan sonra bir disiplin cezasına gerek olup olmadığına karar verecek olan organ onur kurulunun kendisidir. Ayrıca, oda yönetim kurulları bir ilk inceleme veya soruşturma yapmaya kendilerini yetkili görseler bile, ilgiliye kendisine yöneltilen suçun bildirilmesinin ve yazılı savunma istenmesinin zorunlu olduğu yönetmelikte açıkça ifade edilmiştir.
Genel Kurul kararı ve disiplin yönetmeliğinin 12. maddesi bu kadar açık ve net olarak ortadayken, İMO ve MMO yönetim kurulları, yönetmelikteki ön inceleme tanımlaması arkasına gizlenerek, fakat adı geçen bakanlardan savunma istemeyip 12. maddeyi de ihlal ederek, AKP’li bakanlar adına adeta savunma kaleme almışlardır.
Bu İMO ve MMO yöneticilerine göre, AKP’li bakanlar, 1950’lerden beri uygulanan ve ülkemizi ve kaynaklarımızı emperyalist sömürüye açan politikaların yalnızca “masum” uygulayıcısıdırlar. Yani bu politikaları, ilk bu AKP’li bakanlar yürürlüğe koymadıkları ve bu gün “çaresiz” durumda bu politikaları uyguladıkları için, ülke kaynaklarımızın emperyalist tekellere peşkeş çekilmesinden sorumlu tutulamazlar. İMO ve MMO yöneticilerine göre, bu tür suçlamalar bu “masum” beş bakan için “abartılı” suçlamalardır.
İMO ve MMO yöneticileri mantık sınırını öyle bir zorlamışlardır ki, onların mantığına göre, ülkemizi talana ve halkımızı yoksulluğa mahkum eden politikalardan bugün için herhangi bir politikacıyı suçlamak dahi mümkün değildir. Bir adım daha ileri gidilse, sorumlusu ortada olmayan bu politikalara dahil olmakta da bir sakınca yoktur. Nasılsa sorumlular ta 50–60 yıl öncesinin politikacılarıdır. O halde, nasılsa bu politikalar yürürlükte olduğuna göre, AB projeleri içinde yer alınabilir, hatta bu projeler için AB fonlarından bile yararlanılabilinir. Ve hatta henüz yeni sömürüye açılan mühendislik hizmet alanlarında da, yetkinlik, uzmanlık veya yetkili mühendislik gibi projelerle bu politikaların bir bileşeni bile olunabilir. Bu mantığa göre, sistemin tüm kurumları da “masum” kabul edilebilir ve bu kurumların iftar yemeklerinde de boy göstermekte sakınca yoktur.
Tüm bunlar yapılırken de, bunların Teoman Öztürk’ün çizgisinin devamı olduğu iddia edilebilir. Emperyalist sömürüye karşı çıkanlar ise, İMO karar metninde yazıldığı gibi, “1970’ler ve özellikle de Teoman ÖZTÜRK döneminden beri TMMOB’nin izlediği geleneksel çizgiden ciddi bir sapma olarak” değerlendirilebilir.
İMO yöneticilerinin karar metinlerinde yazmış oldukları gibi, “Bu Genel Kurulda gerek TMMOB’nin iç yaşamı gerekse izlediği geleneksel toplumcu, devrimci, demokrat, yurtsever bağımsız çizgide bir iç “kırılma” yaşanmıştır.”
Fakat bu kırılma, TMMOB genel Kurul kararını uygulamak yerine, “ilk inceleme” adı altında AKP’li bakanlar adına savunma metinleri yazan ve TMMOB’yi sistemin bürokratik bir kurumu durumuna getirmeye çalışan ve ne yazık ki şu anda etkin bir şekilde yönetimlerde bulunan anlayış ile; devrimci, demokrat, yurtsever mühendis, mimar kitlesi arasında yaşanmıştır.
Şimdi bu konu İMO ve MMO Onur Kurullarının görev alanına girmiş durumadır. TMMOB Disiplin Yönetmeliğinin 6/b maddesine göre İMO ve MMO onur kurulları, TMMOB’nin devrimci, demokrat, yurtsever tabanının konuya ilişkin itirazını ele almak zorundadır.
Devrimci, demokrat ve yurtsever mühendislerin sesi olan + İVME dergisi olarak konunun takipçisi olacağımızı ve TMMOB’yi geri bir çizgiye çekmeye çalışanlardan TMMOB platformlarında hesap soracağımızı ilan ediyor, tüm sağduyulu TMMOB üyelerini göreve çağırıyoruz.

Mühendislik, Mimarlık ve Planlamada
+ İVME

Açıklama No:15 TMMOB Yöneticileri Emniyet Müdürünün Verdiği İftara Katılıyor


Ankara Emniyet Müdürü tarafından verilen iftar yemeğine TMMOB Yönetim Kurulu üyesi de katıldı.

10 Eylül 2008 tarihinde Ankara Emniyet Müdürü Ercüment Yılmaz, Ankara Liman Restorant’ta bir iftar yemeği verdi. Yaklaşık 120 kişinin hazır bulunduğu iftar davetinde KESK ve İHD’nin de içinde bulunduğu kurumlar arasında TMMOB de yönetici düzeyinde temsil edildi.
İlk bakışta, resmi bir kurum tarafından verilen bir iftar yemeğine protokol kapsamında bir temsilci gönderilmesi olağan ve sıradan bir olay gibi gelebilir. Fakat konu biraz daha irdelenirse, bu durumun TMMOB yönetim anlayışında son 8-10 yıldır yaşanan dönüşümün yeni bir halkası olduğu hemen anlaşılır. Önce “böyle bir iftar yemeğine katılmak ne anlama gelmektedir” sorusunun yanıtını bulmak için biz de birtakım sorular soralım.

1. TMMOB’nin kendi etkinlik alanında iletişim içinde bulunabileceği kurumlar bellidir. Emniyet Müdürlüğü bu kurumlar arasında yer almakta mıdır? Aldığı düşünülüyorsa bunun gerekçesi nedir?
2. Kendini her açıklamasında halktan ve emekten yana bir örgüt olarak tanımlayan ve belli bir dünya görüşü olduğunu vurgulayan TMMOB yöneticilerinin, emeğin haklarını korumak isteyen her kişinin ve her eylemin karşısında yer alan Emniyet Müdürlüğü’nün verdiği bir davete katılması ne anlama gelmektedir?
3. Hem emek karşıtı saflarda yer alan Emniyet Müdürlüğü ve TOBB gibi kurumlar ile aynı sofraları paylaşıp, hem de bu kurumları karşısına alarak verilmesi kaçınılmaz olan hak mücadelesini TMMOB nasıl verecektir?

Kendilerini demokratlığın ve laikliğin savunucusu olarak gösteren TMMOB etkin yönetim anlayışının artık Emniyet’in iftar yemeklerinde bile boy göstermeye başlamaları ve bu davranışın oluşturduğu siyasal sorumluluk başta TMMOB Başkanı olmak üzere TMMOB Yönetim Kurulu’nun tümüne aittir.
Bu davranış, son TMMOB Genel Kurulu’nda hükümette yer alan TMMOB üyesi AKP’li bakanların, mesleki bilgi ve becerilerini suiistimal ettikleri gerekçesiyle meslekten men istemiyle Onur Kurulu’na gönderilmesi önerisine TMMOB etkin yönetim anlayışı tarafından karşı çıkılması ve Genel Kurulun aldığı karara karşın bu kararları uygulamama tavrıyla da örtüşmektedir.
1 Mayıs’larda bağlı Odaları’nın binalarını basan, üyelerine saldıran Emniyet Müdürlüğü mensuplarıyla aynı sofrada iftar yapmakla, bu uzlaşmacılıkla, bu icazetçi anlayışla TMMOB yönetimi neyin mücadelesini vermeyi düşünmektedir? Bu davranışı, sürekli gururla söz ettikleri TMMOB’nin şanlı tarihi içinde nereye oturtmaktadır?
Bizler, TMMOB’yi sistemin herhangi bir bürokratik kurumu gibi yönetmeye çalışan yönetim anlayışını şiddetle kınıyor, tüm devrimci, demokrat ve yurtsever mühendis, mimar ve plancıları görevlerini yapmaya çağırıyoruz.

Mühendislik, Mimarlık ve Planlamada
+ İVME

Açıklama No:14 19 EYLÜL 1979 - TMMOB Tarihinde Unutulan Bir Gün


19 Eylül 1979, devrimci mühendis ve mimarların gerçekleştirdiği bir günlük iş bırakma eyleminin tarihidir. 19 Eylül 1979, TMMOB tarafından, 54 ilde 736 işyerinde 100 binden fazla mühendis ve mimarın katılımıyla gerçekleştirilen büyük iş bırakma eyleminin tarihidir. 19 Eylül 1979, TMMOB mücadele tarihinin en önemli günüdür.

1954 yılında Menderes hükümeti tarafından sistemin bürokratik bir kurumu olarak kurulan TMMOB, ülkemizde yükselen toplumsal muhalefete paralel olarak, 1973 yılından itibaren devrimci, demokrat, yurtsever mühendis ve mimarların yönetimlere gelmesiyle birlikte önemli bir dönüşüme uğramıştır. Bu tarihten itibaren, TMMOB sistemin kendisine yüklemeye çalıştığı rolleri reddederek kendini doğal olarak emekten ve halktan yana bir örgüt olarak tanımlamış ve bir yandan mühendis ve mimarların özlük haklarına sahip çıkarken, diğer yandan yükselen toplumsal mücadelenin önemli bir bileşeni olmuştur.

1970’li yılların sonuna doğru ekonomik koşullar ağırlaşmış, dolar karşında TL önce Şubat 1978’de %38 ve ardından Eylül 1979’da %32 devalüe edilerek toplam %82 değer kaybına uğramıştır. Ülkemizin ekonomisine uluslararası emperyalist tekeller adına IMF tarafından müdahale edilmeye başlanmış, hak arama mücadelesi ise her gün onlarca kişinin hayatını yitirdiği faşist saldırılarla bastırılmaya çalışılmıştır.

Böyle bir ortamda, tüm emekçi halkımızla birlikte mühendis ve mimarlar da hızla yoksullaştırılmıştır. Artık devrimciler tarafından yönetilen TMMOB bu süreçte kendi doğal ve toplumsal görevini yapmak üzere harekete geçerek siyasal iktidara karşı bir hak arama mücadelesi başlatmıştır.

1979 yılında yapılan TMMOB Genel Kurulu ve ardından yapılan Danışma Kurulu toplantılarında alınan kararlar doğrultusunda önce 29 Haziran 1979’da 18 ildeki 134 işyerinde toplam 7500 mühendis ve mimarın işyerlerinde sorunları tartışmak üzere yarım günlük iş bırakma eylemi gerçekleştirilmiştir. Bu eylemin ardından DİSK, TÖB-DER, TÜM-DER ve TÜTED’in katılımıyla geliştirilen ortak çalışma sonucunda işyeri ve bölge toplantılarıyla çalışmalar sürdürülmüştür.

Bu gelişmelerin ardından Teoman Öztürk’ün başkanlığını yaptığı TMMOB, 19 Eylül 1979 tarihinde ülke çapında bir günlük iş bırakma eylemi gerçekleştirilmesine karar vermiştir. Eylemin amacı TMMOB tarafından;

“Yaşamak, bilim ve tekniği emekçi halkının hizmetine sunmak isteyen Türkiye mühendis ve mimarları haklı isteklerini gerçekleştirmek için, bugüne dek, gerekli her şeyi yapmışlardır. Bugün haklı isteklerini gerçekleştirecek konum ve etkinliktedirler.
Türkiye mühendis ve mimarları gerek tek başlarına gerekse diğer çalışanlarla birlikte etkin bir mücadeleyi sürdürmeye kararlıdırlar ve bu yolda bugün her zamankinden daha da güçlüdürler.
Gerek diğer çalışanların da desteğini alarak sürdürdüğümüz iç çalışmalarımızın; mutlaka başarıya ulaşacağına inanıyoruz.
Haklarımızı elde etme yolunda verdiğimiz ve güçlendirerek vereceğimiz mücadeleler sırasında gelen ve gelecek olan baskı ve saldırıların bizleri yıldırmayacağı konusunda kimsenin kuşkusu olmamalıdır.”
sözleriyle açıklanmıştır.

19 Eylül 1979 eylemi dönemin Ecevit hükümeti tarafından yasadışı ilan edilirken, eylem, 54 ildeki 736 işyerinde 100 bini aşkın mühendis ve mimarın iş bırakmasıyla, büyük bir başarıyla gerçekleştirilmiştir. Bu eylemin ardından kamuda çalışan birçok TMMOB üyesi ve yöneticisi kovuşturmaya uğramış ve işten el çektirilmiştir.

Bu büyük eylemin üzerinden bir yıl geçtikten sonra yapılan 12 Eylül 1980 askeri darbesinin ardından ise, 19 Eylül eylemi nedeniyle başta TMMOB başkanı Teoman Öztürk olmak üzere TMMOB yöneticileri Anayasayı tebdil, tadil ve ilga suçunu işledikleri gerekçesiyle idamla yargılanmış ve yıllarca hapis yatmışlardır.
19 Eylül eylemiyle ilgili olarak o tarihte TMMOB başkanı Teoman Öztük tarafından bu eylem,

19 EYLÜL EYLEMİ, TÜM EMEKÇİLERİN VE ÖRGÜTLERİNİN FİİLİ BİRLİKTELİĞİNİN BİR SİMGESİDİR, GELECEĞE IŞIK TUTACAKTIR, MÜCADELEDE ÖNEMLİ BİR ADIMDIR.

sözleriyle anlatılmış olsa da, bu tarihten sonra geçen 29 yıl boyunca bu büyük eylem, bugüne kadar, TMMOB yöneticilerince bir daha hatırlanmamış ve gündeme getirilmemiştir. Bunda, 12 Eylül döneminin baskıcı koşulları kadar, bugün artık TMMOB’yi yeniden sistemin bürokratik bir kurumu haline getirmeye çalışan TMMOB yöneticilerinin 19 Eylül’ü hatırlamak ve hatırlatmak istememeleri de etkilidir.
Fakat devrimci, demokrat ve yurtsever mühendis, mimar ve plancılar elbette kendi örgütlerinin tarihine ve bu tarihin öğrettiği mücadele anlayışına sahip çıkacak ve TMMOB’yi yeniden emekten ve halktan yana bir mücadele örgütü haline dönüştüreceklerdir.

+ İVME Dergisi olarak TMMOB’nin mücadele tarihini unutturmayacağız ve TMMOB’yi yeniden toplumsal mücadelenin bir parçası yapma uğraşımızdan hiçbir zaman vazgeçmeyeceğiz.

Sözlerimizi, TMMOB mücadele tarihinin en önemli günü olan 19 Eylül 1979 eylemiyle ilgili olarak, Başkanımız Teoman Öztürk’ün sözleriyle bitiriyoruz.

YAŞASIN 19 EYLÜL DİRENİŞİMİZ...
SELAM 19 EYLÜLÜ GERÇEKLEŞTİRENLERE...
SELAM GELECEK 19 EYLÜL’LERE...

Mühendislik, Mimarlık ve Planlamada
+ İVME

Açıklama No:13 TMMOB Birimlerinde Oluşturulan 'Havuz' Uygulaması Sonunda TMMOB Birimlerinin Polis Tarafından Basılmasına Neden Oldu


TMMOB Elektrik Mühendisleri Odası Denizli Şubesi Bodrum İlçe Temsilciliği, 19 Ağustos 2008 tarihinde savcılık kararıyla polis tarafından basıldı ve yapılan arama sonucu temsilcilik evraklarına el kondu”
AKP yönetiminin baskıcı uygulamaları ve demokratik kurumları yıldırmaya yönelik politikaları bilinmektedir. 19 Ağustos 2008 tarihinde TMMOB EMO Denizli Şubesi Bodrum İlçe Temsilciliği’nin polisçe basılması da bu uygulamanın bir uzantısıdır. İktidarın bu politikalarını ve EMO Bodrum İlçe Temsilciliği’nin basılmasını kınıyoruz.
Ancak bu olayın üzerinde durulması gereken bir yanı daha vardır. O da AKP hükümetinin TMMOB’ye baskı uygulamasına gerekçe oluşturabilen uygulamalara TMMOB’deki etkin yönetim anlayışınca göz yumulması ve bu durumun örgütümüze verdiği büyük zarardır. “AKP hükümetinin baskı politikası” denerek, örgütümüzde kanayan bir yaraya dönüşen bu durumun üstünün örtülmesine sorumluluk sahibi hiçbir TMMOB üyesi izin vermemelidir.
TMMOB Anadolu birimlerinde uygulanan gayri-resmi “havuz” uygulaması uzunca bir süredir TMMOB içi tartışmalara neden olmaktadır. Uygulamanın özünde, temsilcilik bölgesindeki mühendislik-mimarlık hizmetlerinden doğan rantın, aynı bölgede iş yapan mühendis ve mimarlar tarafından paylaşılması, bölge dışından gelenlere ise bu işlerin “kaptırılmaması” bulunmaktadır. Bu paylaşımda, TMMOB birimleri tarafından yürütülen mesleki denetim kapsamındaki proje vize uygulaması bir araç olarak kullanılmaktadır. Bölge dışından gelen mühendis ve mimarların projeleri birimlerce vizelenmeyerek, rantın bölge mühendis ve mimarlarınca paylaşılması amaçlanmaktadır.
Bu konu dergimizin 5. sayısında “HAVUZ PROBLEMLERİ” başlığıyla ele alınmış ve şöyle denmişti:
TMMOB yapısında gelişen bu ticari anlayış ve oluşan şirketleşme eğilimi, bazı Anadolu birimlerinde ifrat boyutuna ulaşmıştır. TMMOB içinde, özellikle Anadolu’da bazı şube ve temsilciliklerde yönetimlerin ağırlıklı olarak SMM üyelerden oluşması ve bu üyelerin, kendi maddi çıkarlarını koruma amacıyla havuz oluşturma, yani gelen işleri bir havuzda toplayıp oradan SMM’lere dağıtma gibi bir yöntem benimsemesi, TMMOB’yi demokratik kitle örgütü niteliğinden uzaklaştırıp, bir çıkar örgütüne dönüştürme tehlikesi içeren vahim bir konudur. Oda içindeki yönetici konumlarını ve oda olanaklarını kullanarak kendilerine maddi çıkar sağlayan bu çevreler, işi neredeyse bir kartel oluşturma düzeyine getirmiş olmalılar ki Rekabet Kurulu söz konusu uygulamayı 4054 sayılı yasaya aykırı bularak TMMOB’yi uyarmıştır. Mevcut SMM yönetmeliğinin uygulanmasının sağlanamaması ve il bazında farklı uygulamalara göz yumulması nedeniyle zemin bulan bu havuz sistemi, hem mesleğin ve örgütün saygınlığını zedelemekte hem de TMMOB’nin varlık nedeni ve ilkeleriyle çelişmektedir. Meslek alanını yalnızca ücret bazında denetleyen bu uygulamayla, ülke ve halk yararına proje ve denetim ilkesi rant iştahına kurban verilmekte, üstelik çıkar amaçlı örgütlenme anlayışı yerleştirilerek toplumsal muhalif kimlik ortadan kaldırmaktadır.”
Görüldüğü gibi, konu bugünün ya da Bodrum’un konusu değildir. TMMOB içinde bu durum bilindiği halde, delege hesabına dayalı seçim sisteminde, yönetici olabilme uğruna, TMMOB etkin yönetim anlayışı bu işlere göz yummaktadır. Bu yapıda 30 yıldır değişmeyen delege profilleri bile oluşmuş durumdadır. TMMOB içi politikaların tümü delege hesabı üzerinde şekillenmektedir. Durum böyle olunca, statükoların korunması, illerde yukarıda sözü edilen hastalıklı yapılara göz yumulmasından geçmektedir. Özetle işler “oy ver bana, karışmayım sana” mantığıyla yürütülmektedir.
Bir zamanlar sisteme karşı yürüttüğü ilkeli muhalefet ve mücadeleyle siyasi polisin ilgi alanında olan TMMOB’nin mali polisin ilgi alanına “düşmesinin” ve EMO Denizli Şubesi Bodrum Temsilciliği’nin TMMOB tarihine kara leke düşürecek şekilde mali polis tarafından basılmasının sorumluluğu, bu uygulamalar bilindiği halde, oy uğruna bunlara göz yuman TMMOB ve Oda yöneticilerindedir. Şimdi ise, odayla ilgisi olmayan bazı üyelerin “dayanışma fonu yaratması” veya "AKP hükümetinin baskısı" gibi açıklamalarla sorumluluğu üzerlerinden atmaya çalışmaktadırlar. Oysa yapılması gereken, derhal örgüt içi denetim mekanizmalarını çalıştırarak bu tür uygulamaları her yerde açığa çıkarmak ve temizlemektir. Yarın öbür gün başka bir TMMOB birimi benzer bir gerekçeyle basılırsa, bunun taşınması çok ağır bir sorumluluk olacağı konusunda TMMOB etkin yönetim anlayışını uyarıyoruz.
TMMOB tabanı ise ya kendi içinde bir hesaplaşma süreci başlatarak bu zararlı eğilimleri ve onlara göz yumanları temizleyecek ya da sistemin herhangi bir bürokratik kurumu gibi, pislikler “halının altına” süpürülerek bozulmaya göz yumulacaktır.
Devrimci, demokrat, yurtsever mühendislere, mimarlara ve plancılara düşen görev, TMMOB’yi içine düşürüldüğü bu küçük durumdan kurtarmak ve mücadele tarihine yakışan bir TMMOB’yi yeniden oluşturmaktır.

Mühendislik, Mimarlık ve Planlamada
+ İVME

Açıklama No:12 Alev Şahin ve tüm haksız yere tutuklananlar derhal serbest bırakılmalıdır


AKP iktidarının göstermelik demokratlığının ve hukuk savunuculuğunun bir kez daha ortaya çıktığı günler yaşıyoruz. Türban söz konusu olduğunda mağdur rolü oynayarak demokrasi havarisi kesilen, din ve vicdan özgürlüğünden, ifade özgürlüğünden bahseden AKP, muhalif tüm kişi ve kurumlara karşı ise baskı ve sindirmeyi temel yöntem olarak kullanmaktadır. AKP’nin özgürlüğü türbanla sınırlıdır. AKP’nin demokrasisi kendisine verilecek oylarla sınırlıdır. Kimilerinin görmek ve göstermek istediği gibi AKP değişmemiştir, tersine her zamanki takiye yöntemlerini kullanarak iktidarını devam ettirmeye çalışmaktadır.

Diğer taraftan AKP’nin siyasal rant amaçlı kullandığı türbana karşı oluşturulan laik cephenin durumu da farklı değildir. Onlar da laikliği rant amaçlı kullanmakta, suni gündemler oluşturarak suni bir saflaşma yaratmaktadırlar. Ne gerici AKP’nin ne de statükocu laikçilerin amaçları arasında halkın sorunlarının çözümü yoktur. Tersine halkın taleplerine karşı iki kesim de bir olmakta, hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasında hatta baskı ve zulüm politikalarında birlikte davranmaktadırlar. İki kesim de emperyalizmin talan politikalarını savunmaktadır. İki kesim de sömürünün memleketin en ücra köşesine kadar yaygınlaştırılmasının, halkın açlığa, yoksulluğa ve işsizliğe mahkum edilmesinin sorumlusudurlar.

Bugün ülkemizde;

Enerji dağıtımı özelleştiriyor, nükleer santraller için ihaleler açılmakta, ülkemizin kendi kaynakları dururken alım garantili doğalgaz anlaşmalarıyla ülkemizin gelirleri dışa akıtılmaktadır.

Halkın beslenmesi genetiğiyle oynanmış gıdalar üreten uluslararası tekellere emanet edilmektedir.

Tarımsal alanda kendi kendine yetebilecek olan ülkemiz emperyalist tarım politikalarıyla dışa bağımlı kılınmakta, kırsal kesimde yaşayan insanlar yoksulluğa mahkum edilmektedir.

Orman arazileri satılmakta, madenlerimiz, yeraltı kaynaklarımız satılmakta, akarsular bile özelleştirilmekte, su parası olanın kullanabileceği bir metaya dönüştürülmektedir.

Kentsel dönüşüm projeleriyle insanlarımız evsiz bırakılmakta, boşaltılan büyük araziler tekellere paşkeş çekilmektedir.

Hizmet alanları uluslararası sözleşmeler uyarınca uluslararası tekellerin sömürüsüne açılmakta, meslek alanlarında buna uygun bir dönüşüm gerçekleştirilmektedir.

Kısacası tüm varlığımız çokuluslu şirketlerin emrine sunulmaktadır.

Bu koşullarda halkın bu saldırılar karşısında susması beklenemez. Bunun ise iktidar gözünde karşılığı baskıdır, zulmüdür, işkencedir.

Sokak ortasında dergi sattığı için kurşunlanarak sakat bırakılanlar, gözaltında işkence görenler, yürüyüşlerde kurşunlananlar, 1 Mayıs’ta İstanbul’da yaşananlar, basılan demokratik kurumlar, uydurma gerekçelerle tutuklananlar son dönemde yaşanan “demokratikleşme” örneklerinin birkaçıdır.

Yayın Kurulu üyemiz, mimar Alev Şahin de iktidarın demokratlığından nasibini alanlardan biridir. Alev Şahin 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nde emekçi kadınların hakları için yürümüş ve bu eylemi suç sayılarak gece evine yapılan baskınla 24 Mart tarihinde gözaltına alınarak uzun bir gözaltı sürecinden sonra tutuklanmıştır. Saldırılar bununla da sınırlı kalmamış, cezaevi girişinde yayın kurulu üyemize saldırıda bulunulmuştur.

Alev Şahin halkının sorunlarına duyarlı, emperyalizme ve onun taşeronu iktidara karşı halkı bilinçlendirmeye çalışan, bu ülke topraklarının aydınıdır. Alev Şahin hak ve özgürlük mücadelesi veren devrimci bir mimardır. Tutuklanmasının sebebi de şu ya da bu değil, yalnızca düşünceleri ve mücadelesidir.

Ülkemizin hapishaneleri Alev Şahinlerle doludur. Hapishanelerin yarısından fazlasını henüz hüküm giymemiş tutuklular oluşturmaktadır. Yalnızca bu bile nasıl bir ülkede yaşadığımızın kanıtıdır. En temel hukuksal ifadedir: “Kişi suçu ispatlanana kadar masumdur.” Alev’in bir suçu yoktur. Bir suç iddiası varsa bile, yine de Alev Şahin’in tutuklanması gerekli değildir. Zira tutuklamanın yasal gerekçesi “delil karartma ihtimali” veya “kaçmak”tır. Oysa ortada karartılacak bir delil bulunmamaktadır. Diğer taraftan Alev Şahin, Mimarlar Odası Ankara Şubesi sekreter yardımcısıdır, ev ve iş adresi bellidir. Dolayısıyla bu koşullarda gerçekleştirilen tutuklamanın hiçbir mantıklı açıklaması yoktur.

Yalnızca son altı ay içerisinde Ankara’da, Adana’da, Sivas’ta onlarca kişi ironik gerekçelerle tutuklanmıştır. Bu gerekçeler arasında mitinge katılmaktan döviz taşımaya, mezar ziyaretine gitmekten Mahir Çayan’ın kitabını okumaya, internet sitesine girmekten karikatür sergisi yapmaya kadar ilginç gerekçeler bulunmaktadır.

İktidar “ben istediğimi yaparım, ülkeyi de satarım” derken kimsenin sesinin çıkarmamasını istemektedir. Halktan, verilenle yetinen, kaderine razı olan tebaa olması beklenmektedir.

Yıllarca AB’nin direktifleriyle, demokratikleşme paketleriyle halkın taleplerinin çözüleceği havasını yaratanlar ülkemizin bugünkü tablosuna dikkatle bakmalıdır. Alev Şahin’in tutuklanması bile tek başına bu pembe tabloları yerle bir etmektedir. Soruyoruz: Bu ülkede demokrasi var mıdır? Bu soruya olumlu yanıt vermek mümkün değildir. Bu ülkede düşünce ve ifade özgürlüğü var mıdır? Bu sorunun da yanıtı “hayır”dır.

İnsanlara bu ülkede sesini çıkaran herkes, bu kişi mimar-mühendis bile olsa, tutuklanabilir demek istenmektedir. Yapılmak istenen, kısaca, gözdağı vermektir.

Bu koşullarda özgürlük talepleri herkesin birlikte vereceği mücadelelerle kazanılacaktır. Bu noktada Alev’e sahip çıkmak kendimize, haklarımıza sahip çıkmakla eşanlamlıdır. Şu anda “hepimiz Aleviz” diyebilmek, “biz de 8 Mart’ta Alev’le birlikteydik” diyebilmek çok önemlidir.

İktidar halka dönük baskı ve saldırı politikalarına son vermelidir. Düşünce ve ifade özgürlüğü en temel haklardandır. Düşünce ve ifade özgürlüğü önündeki engeller kaldırılmalıdır. Alev Şahin ve tüm haksız yere tutuklananlar derhal serbest bırakılmalıdır.

Mühendislik, Mimarlık ve Planlamada
Artı İVME

Açıklama No:11 Yayın Kurulu Üyemiz Mimar Alev ŞAHİN 8 Mart Kadın Yürüşüne Katıldığı İçin Ankara'da Tutuklandı...


“Dergimizin Yayın Kurulu üyesi ve TMMOB Mimarlar Odası Ankara Şubesi Sekreter Yardımcısı Mimar ALEV ŞAHİN, 8 Mart 2008 tarihinde Ankara’da yapılan Kadın Mitingine katılmış olması gerekçe gösterilerek 24 Mart 2008 tarihinde gözaltına alınmış ve ardından hiçbir somut delile dayanmadan 28 Mart 2008 tarihinde tutuklanarak cezaevine konmuştur.”

AKP iktidarı eliyle, ABD ve AB emperyalizminin sömürüsüne terk edilen ülkemizde, emperyalist tekellerin direktifleriyle, emekçi ve yoksul halkımızın sahip olduğu sosyal güvenlik kırıntılarının da SSGSS yasalarıyla geri alınmaya çalışıldığı bir süreçten geçmekteyiz. Siyasal iktidar her gün en temel hak ve özgürlüklerimizi yok edecek yeni bir projeyle ortaya çıkmakta, her geçen gün baskı ve sömürüyü arttırmaktadır. Kendini, aleyhine açılan kapatma davasının mağduru gibi göstererek, AB patenli yasa taslaklarını “demokratikleşme” gibi yutturmaya çalışan AKP iktidarı, diğer yandan demokratik hak ve talepler karşında gerici yüzünü sergilemekten kaçınmamaktadır.

Baskıya ve sömürüye direnenler, bağımsızlık ve demokrasi için mücadelede kararlı tutumlarını örgütlü mücadeleyle ortaya koyanlar ise sindirilmeye çalışılmaktadır. AB süreci ve demokratikleşme maskelemesiyle, devrimciler, demokratlar, yurtseverler üzerindeki baskı her geçen gün arttırılmaktadır.

Siyasal iktidarın hedefi açıktır. Baskıya ve sömürüye karşı çıkan ve bu amaçla örgütlü ve kararlı tutum sergileyen her kişi ve grup, siyasal iktidarın hedefi olmaktadır. En küçük hak talebinde bulunmak, bunun için mücadele etmek ülkemizde suç kavramı haline getirilmiş durumdadır. AKP iktidarı topluma iki seçenek sunmaktadır. Ya boyun eğeceksiniz, ya da her tülü kovuşturmanın hedefi olacaksınız.

Ülkemizde artık…

İş kazalarında ölenlerin, iş güvenliği talebi suç sayılmaktadır…
Sosyal güvence isteyenlerin talebi suç sayılmaktadır…
Barınma hakkı isteyenlerin talebi suç sayılmaktadır…
Eşit ve parasız eğitim hakkı isteyenlerin talebi suç sayılmaktadır…

Aklınıza gelebilecek her türlü hak talebi artık ülkemizde suç kavramıyla özdeşleştirilmiş durumdadır.

Yayın Kurulu üyemiz Mimar Alev Şahin de, 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Gününde emekçi kadınların hakları için yürümüş ve bu eylemi suç sayılarak gece evine yapılan baskınla 24 Mart tarihinde gözaltına alınarak, uzun bir gözaltı süresinden sonra da tutuklanmıştır. Alev Şahin halen ne ile suçlandığı bilinmeden ve bir iddianameye dayanmadan özgürlüğünden yoksun bırakılarak cezaevinde tutulmaktadır.

Yayın Kurulu Üyemiz Alev Şahin’in tutuklanması tümüyle hukuk dışıdır. Alev Şahin, Siyasal İktidarın baskı ve yıldırma politikalarının bir yansıması olarak cezaevinde tutulmaktadır.

Alev Şahin aynı zamanda Mimarlar Odası Ankara Şubesi’nin bir üyesi ve çalışanıdır. Şube Sekreter Yardımcısı olan arkadaşımızın iş ve ev adresi bellidir. Bu açıdan bakıldığında arkadaşımızın tutuklanması, hukuk dışı olduğu kadar aynı zamanda mantık dışıdır.

Yayın Kurulu Üyemiz Mimar Alev Şahin’in hukuk dışı bir uygulama ile tutuklanmasını kınıyor ve derhal serbest bırakılmasını talep ediyoruz.

Mühendislik, Mimarlık ve Planlamada
Artı İVME

Açıklama No:10 Yayın Kurulu Üyemiz Alev Şahin ve 8 Mart'a Katıldığı İçin Gözaltına Alınanlar Serbest Bırakılmalıdır


Mimarlar Odası Ankara Şubesi Sekreter yardımcısı ve + İvme Dergisi yayın kurulu üyesi Alev Şahin 25.03.2008 günü sabaha karşı evinden Ankara Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesi ekipleri tarafından gözaltına alınmıştır.

Gözaltına alınma gerekçesi ise, 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü mitingine katılmak. Bilindiği gibi 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü ülkenin birçok yerinde kutlandı, mitingler düzenlendi. Ankara’da yüzlerce kişinin katılımıyla gerçekleştirilen yasal mitinge katılan yayın kurulu üyemiz Alev Şahin iş ve ikametgah adresi biliniyor olmasına ve basit bir davetiyeyle ifadesine başvurulabilecek olmasına karşın, sabaha karşı onlarca polis tarafından evi basılarak gözaltına alınmıştır.

Yapılan anti-demokratik uygulamaların amacının toplumsal muhalefeti bastırmak, hak arama mücadelesini gerileterek egemenlerin keyfi tutum ve davranışlarının önünü açmak olduğu çok açık bir şekilde ortadadır. Bu sebeplerden ötürü yaşanan bu olaylara kayıtsız kalmayacağımızı bildirir ve haklar ve özgürlükler mücadelesini yükselten dostlarımıza sahip çıkacağımızı belirtiriz.

Yayın kurulu üyemiz ve aynı sebepten gözaltında bulunanlar derhal serbest bırakılmalı ve bu anti-demokratik uygulamaya bir an önce son verilmelidir.

Mühendislik, Mimarlık ve Planlamada Artı İVME

Açıklama No 8: TMMOB’deki Etkin Yönetim Anlayışı Anti-Demokratik Uygulamalarında Artık Sınır Tanımıyor


“Bu kez de, EMO Antalya Şubesi Yöneticileri, 2. SMM Sempozyumunun yapıldığı otel görevlilerini dergimizin standına saldırttı…”

Daha önceki benzer olaylar karşısında yayınladığımız açıklamalarımızda da belirtmiş olduğumuz gibi, TMMOB içi muhalefete karşı, benzeri görülmemiş bir baskı politikası izleyen TMMOB’deki etkin yönetim anlayışı bu kez de, Antalya’da EMO SMM Sempozyumunun düzenlendiği otelde dergimizin standına müdahale ettiler. Bununla da yetinmeyip, otel görevlilerini standımızda görev yapan arkadaşlarımıza saldırttılar.

Olaylar şöyle gelişti…

Daha önce bir çok TMMOB etkinliğinde dergimizin standı açılmış olduğu gibi, Antalya Club Hotel Sera’da düzenlenen EMO 2. SMM Sempozyumu’nda da dergimizin standının açılacağı konusunda, EMO Antalya Şube Başkanı ve Sempozyum Yürütme Kurulu Başkanı Ayhan Dolanay’a bilgi verilerek, 10 Kasım 2007 tarihinde saat 10.00’da standımız açıldı.

Aradan bir saat geçtikten sonra otel yönetimi standımızın kaldırılmasını istedi. Görüşülen şube yöneticileri, yürütme kurulunun stand açılmasını istemediğini belirterek, otel yönetiminden standın kaldırılmasını istediler. Otel görevlileri kaba kuvvet kullanarak afişlerimizi yırttılar, dergilerimizi yerlere atarak, masamızı zorla aldılar. Bu arada sempozyum yürütme kurulu,sempozyum sekreteri ve otel görevlileri tehditler de savurmayı ihmal etmiyorlardı. Sempozyum yürütme kurulundan cesaret alan otel görevlileri arkadaşlarımızı zorla alıkoymaya kalktılar. Tehditlere aldırmayan arkadaşlarımız, bu kez dergimizi elden sattılar.

Hatırlanacağı gibi, daha önce de, Adana’da dergimiz tarafından düzenlenmek istenen Yetkin Mühendislik paneli, ZMO ve İMO Adana Şube yöneticileri ile Adana İKK sekreteri tarafından “yukarıdan” gelen talimatlarla engellenmeye çalışılmıştı. Yine benzer şekilde, MMO İst. Şb. tarafından düzenlenmiş olan Mühendislik İstihdam ve Ücretlendirme Sempozyumu’nda dergimiz adına sunulmak istenen bildiriler, yine “yukarıdan” gelen talimatlarla sansürlenmişti.

Bu “yukarısının”, daha önce de muhalif görüşler içeren TMMOB yayınlarını toplattığı da bilinmektedir.

TMMOB’deki etkin yönetim anlayışının 12 Eylül dönemini anımsatan bu tutumlarının, Antalya’da yaşanan bu son olayla, artık faşizan baskılara dönüşmeye başladığı anlaşılmaktadır.

Bu anlayış kendisine muhalif olduğunu düşündüğü her kişi ve grubu baskı altına almaya çalışmakta ve örgüt içi muhalefeti yok etmeyi hedeflemektedir.

TMMOB’yi bir düzen kuruluşuna dönüştüren etkin yönetim anlayışı, TMMOB içi demokratik muhalefet haklarını kullananlara karşı da düzenin uyguladığı baskı yöntemlerini kullanmakta, doğruların söylendiği, muhalefetin yükseltildiği oranda da hırçınlaşmaktadırlar.

TMMOB’nin güçlü demokratik gelenekleri, elbette bu demokrasi dışı anlayışları TMMOB dışına atacak ve örgütümüz kendini bu çağ dışı anlayıştan kurtararak yeniden demokratik bir yapıya kavuşacaktır.

Mühendislik, Mimarlık ve Planlamada
Artı İVME

Açıklama No:7 Yetkin-Yetkili Mühendislik Uygulamasını Durdurduk


İnşaat Mühendisleri Odası tarafından başlatılan Yetkin Mühendislik uygulaması Danıştay kararıyla durduruldu

Türkiye’yi yönetenlerin GATS anlaşmasına 1995 yılında imza atması ve ardından gelişen AB uyum süreci ile gündeme gelen YETKİN MÜHENDİSLİK uygulamasına karşı İVME adına inşaat mühendisi bir meslektaşımız tarafından Danıştay’da açılan davanın ilk raundunu İVME kazandı.

Bilindiği gibi, ulusal teknik gücümüzün tasfiyesine yol açacak olan yetkin-yetkili mühendislik uygulaması TMMOB’deki etkin yönetim anlayışı tarafından sahiplenilmiş ve bununla da kalınmayarak AKP Hükümeti siparişiyle TMMOB yöneticileri tarafından bir YETKİLİ MÜHENDİSLİK YASA TASARISI hazırlanarak AKP hükümetine sunulmuştu.

Buna bağlı gelişen süreçte, ileride özellikle genç meslektaşlarımızın sırtından oluşacak pastadan pay kapma yarışına giren İMO, MMO, HKMO, JFMO, PMO uzman ve yetkin mühendis yönetmeliklerini birbiri ardına yayınladılar. Bunlardan, ABD’de uygulanan “professional engineering” yönetmeliklerinden kopyalanarak İMO tarafından hazırlanan YETKİN İNŞAAT MÜHENDİSLİĞİ YÖNETMELİĞİ, yasayla tanımlanmamış bir unvanın kullanılması ve meslektaşlar arası eşitsiz iş ilişkisi yaratması gibi boyutlarıyla mevcut yaslarla da aykırı hükümler de içermekteydi.

Bu yönetmeliğe karşı dergimiz adına İnş. Müh. Ercan Atalay tarafından, 2006/5860 esas sayı ile açılan davada, Danıştay 8. Dairesi 6 Kasım 2007 tarihinde oybirliği ile yürütmeyi durdurma kararı verdi. Kararın gerekçesinde şöyle denilmektedir:

Dava konusu Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği İnşaat Mühendisleri Odası Yetkin İnşaat Mühendisliği Yönetmeliği ile “meslek bilgisi, deneyimi birikimi ve etik anlayışla belli bir olgunluk düzeyine erişmiş olan inşaat mühendislerinin tespitini ve belgelenmesini amaçlayan bir yetkin inşaat mühendisliği düzeninin oluşturulması ve bu düzenin işleyiş ilkelerini belirleme” amaçlanmış ise de; mühendislik mesleğinin niteliği, mühendis ve yüksek mühendis gibi unvanların neler olduğu ve bunların kimler tarafından kullanılacağı, ayrıca meslek alanında lisans eğitimi sonrasındaki yüksek lisans, doktora, doçentlik, profesörlük gibi aşamalar ilgili düzenlemelerin yukarıda açıklanan 3458 ve 2547 sayılı Yasalarda düzenlenmiş olması karşısında anılan Yasa hükümlerinin verdiği açık bir yetkiye dayanmayan ve anılan yasal düzenleme yer alan tanımları aşar bir şekilde yeni tanımlar ve düzenleme getiren dava konusu yönetmelikte yetki yönünden hukuka uyanık bulunmamaktadır.

Bu karar, dergimiz tarafından bugüne kadar savunulan “mühendislik eğitiminde belgelendirme üniversiteler tarafından yapılmalı, odaların yapması gereken ise, kimin neyi bildiğini ölçmek yerine üretilen mühendislik hizmetinin kalitesini denetlemek olmalı” şeklindeki İVME görüşünün de haklılığını ortaya koydu.

Davanın bu ilk aşamasında İMO tarafından davaya karşı verilen savunma dilekçesi ise bir başka gerçeği ortaya koymuş durumdadır. Dergimiz tarafından yöneltilen emperyalist bir projenin savunuculuğu suçlaması karşısında, TMMOB etkin yönetim anlayışı, yetkin-yetkili mühendislik uygulamasının ülkemizin gereksinimi olduğunu savunmuşlar ve öte yandan da “biz yapmazsak başkaları yapacak” demişlerdi. Oysa İMO tarafından yapılan savunmada, bu uygulamanın AB sürecinin zorunlu bir uygulaması olduğu iddia edilmiştir. Bu durum, TMMOB etkin yönetim anlayışının öznel niyeti ne olursa olsun, nesnel olarak AB hizmet tekelleri karşısında meslektaşlarımızın tasfiyesi ile sonuçlanacak bir sürece dahil olduklarını belgelemiştir.

Bir başka sonuç ise, TMMOB etkin yönetim anlayışı tarafından bu sürecin kaçınılmaz bir süreç olduğu savına karşı, asıl olanın mücadele etmek olduğunu ve hiçbir sürecin kaçınılmaz olmadığı sonucudur.

Meslektaşlarımızı uluslararası hizmet tekellerinin ucuz iş gücü yapacak olan yetkin-yetkili mühendislik uygulamalarına karşı mücadelemiz sürecektir.

Açıklama No:6 TMMOB’deki Etkin Yönetim Anlayışı Anti-Demokratik Uygulamalarında Sınır Tanımıyor


TMMOB’deki etkin anlayış bu kez de, Mühendislik, İstihdam ve Ücretlendirme Sempozyumunda sunmak istediğimiz bildirilerimizi sansürledi…”

TMMOB içi muhalefete karşı, benzeri görülmemiş bir baskı politikası izleyen TMMOB’deki etkin yönetim anlayışı bu kez de, muhalefeti susturabilmek için kendi oluşturduğu kurul ve kuralları bile çiğneyerek Mühendislik, İstihdam ve Ücretlendirme Sempozyumunu bilim dışı bir organizasyon haline getirdi.
Bilindiği gibi, dönem başında Mühendislik, İstihdam ve Ücretlendirme Sempozyumun TMMOB adına MMO tarafından düzenleneceği duyurulmuş ve birinci duyuru broşürüyle konuyla ilgili bildiri özetlerinin 30.04.07 tarihine kadar iletilmesi istenmişti. Bildiri verecek kişi veya kuruluşlar için ise bir kısıtlama getirilmemişti. 27.04.07 tarihinde +İvme Dergisi adına sunulacak, “GATS ve AB Sürecinde Yetkin/Yetkili Mühendislik” ve “Mühendislikte Asgari Ücret” başlıklı iki bildiri özeti Sempozyum Düzenleme Kuruluna iletildi. Sempozyum duyurusunda, sunumu kabul edilecek bildirilerin 13.07.07 tarihine kadar Düzenleme Kuruluna iletilmesi isteniyordu.

Bildiri içerikleriyle ilgili konuları, 2.06.07 tarihinde düzenlenen sempozyumla ilgili İstanbul Bölge toplantısındaki tartışma ortamına taşımamıza ve bu toplantıda bildirilerin kabul ve reddiyle ilgili bilgi istememize karşın 10.09.2007 tarihine kadar tarafımıza yazılı olarak bir bilgi verilmedi. Fakat, TMMOB yönetiminin, bildirilerin değerlendirilmesinde Düzenleme Kurulunu devre dışı bıraktığı öğrenildi.

10.09.07 tarihinde ise, düzenleme kurulu bir yazıyla, “GATS ve AB Sürecinde Yetkin/Yetkili Mühendislik” bildirisinin ret edildiğini, “Mühendislikte Asgari Ücret” bildirisinin ise sempozyumda sunumu yapılmaksızın bildiriler kitabında basılabileceğini bildirdi.
TMMOB’nin getirildiği nokta açısından ibret verici böyle bilimsel etik dışı teklifin TMMOB adına nasıl yapılabildiği bizi hayrete düşürdü.

Bilindiği gibi, sempozyumlar bilimsel etkinliklerdir ve tezlerin tartışmaya açılması, tartışmalar sonucunda bu tezlerin geçerliliğinin kanıtlanması amacıyla düzenlenirler. Tartışmalarla çürütülen tezler ise bilimsel geçerlilik kazanamazlar. Bu nedenle, tartışmaya açılmamış veya açılmayacak bildirilerin, bildiriler kitabında yayınlanması bile düşünülemez. Bu çerçevede bakıldığında, bu teklif bilime aykırı ve etik olmayan bir tekliftir ve tam anlamıyla bir skandal niteliğindedir.

TMMOB’deki etkin yönetim anlayışının 12 Eylül dönemini anımsatan bu tutumu, tam anlamıyla bir sansür uygulamasıdır. Bu anlayış, kendisine muhalif olduğunu düşündüğü her kişi ve grubu baskı altına almaya çalışmakta ve örgüt içi muhalefeti yok etmeyi hedeflemektedir. Fakat anlayamadığımız, böyle bir anlayışa sahip olmadığını düşündüğümüz bazı Düzenleme Kurulu üyelerinin, bu anti demokratik uygulamaları içlerine sindiriyor olabilmeleridir.

Elbette TMMOB’nin çok güçlü demokratik gelenekleri vardır ve bu gelenekler örgütümüz içinde kendi dinamiklerini yaratacak ve örgütümüzü bu trajik ve trajik olduğu kadar da komik uygulamalardan kurtararak yeniden demokratik bir yapıya kavuşturacaktır.

Mühendislik, Mimarlık ve Planlamada

Artı İVME

Açıklama No:5 Teoman Öztürk'ü Her Gün Anmak..


Teoman Öztürk her yıl bir kez olduğu gibi, bu yıl da 13. kez mezarı başında anılacak. 1973-1980 yılları arasında yükselen TMMOB mücadelesi ile özdeşlesen bu isme karşı bu yıl da görevimizi yapmış mı olacağız?
Dünyada mücadelelerle özdeşleşmiş isimler eğer sistem için tehlikeli imgelere dönüşmüşlerse genellikle iki yönetme başvurulduğu hemen herkesçe bilinir.

Birinci yöntem bu isimlerin kitleler nezdinde itibarsızlaştırılması ve unutturulmasıdır. Bu şekilde o isimle özdeşleşmiş mücadele anlayışı da unutturulmak istenir. Fakat bazen mücadele ile özdeşleşmiş isimler o kadar güçlü karakterler haline gelir ki, ne yapılırsa yapılsın bu isim ortadan kaldırılamaz. O zaman başvurulan ikinci yöntem ise, isim ile mücadele anlayışını birbirinden ayırarak ismi tek başına içi boş bir imge haline getirmeye çalışmaktır. Bu şekilde, isim, çağrıştırdığı mücadele anlayışından kopartılarak içi boş bir medya aracına dönüştürülmek istenir. Böyle bir ismin, özdeşleştiği geçmişteki mücadele ile bağları kopartılır ve bu mücadele ile hiç alakası olmayan özellikleri ön plana çıkartılır. Örneğin ne kadar yakışıklı olduğu gibi…

Lenin için, Che için, ülkemizde Deniz Gezmiş için bu ikinci tür yöntemler sürekli gündemdedir.

1973-1980 yılları arasıda toplumsal mücadelenin bir parçası olan TMMOB ve TMMOB mücadelesinin öne çıkardığı Teoman Öztürk için de bu gün buna benzer bir süreç yaşatılmaktadır.

80 öncesi, o zamanki adıyla Avrupa Ortak Pazarına “onlar ortak biz pazar” sloganıyla karşı çıkan TMMOB’nin bugünkü yöneticileri, Ortak Pazarın bugünkü şekli olan Avrupa Birliği’ne karşı çıkamamakta ve hatta mücadele zeminini “AB giriş süreci” olarak seçmektedir. Aynı yöneticiler 364 gün bu politikaların peşinde koşarken, 365. gün ise Teoman Öztürk’ü anmayı ise ihmal etmemektedirler.

TMMOB’yi bir kitle örgütü olmaktan çıkararak ayrıcalıklı ve bir avuç “yetkin-yetkili” mühendis ve mimarın örgütü yapmaya çalışan bu yönetim anlayışını, Teoman Öztürk daha 1989 yılında uyarmaktaydı oysa…
Şimdi, 1989 yılında yapılan TMMOB Olağanüstü Tüzük Kurultayına davet edilmediği halde katılan ve delege olmadığı halde kürsüden konuşan Teoman Öztürk’e kulak verelim. O zamanlar henüz delege olmasalar da TMMOB üyelerinin kürsülerden konuşabildiğini ise not edelim.

Konuşmasında TMMOB ve birim yöneticilerini uyaran Teoman Öztürk özetle “mal, mülk iş hanı alınarak kaynakların heba edilmesi yerine, tüm kaynakların örgütlenmeye ayrılmasının” önemini anlatırken adeta 18 yıl öncesinden TMMOB’nin bu gün getirileceği yerin ne kadar vahim bir durum olacağını haber veriyordu.
Bu gün, trilyonluk bütçelere ulaşmış TMMOB birimlerinin gelir kalemleri içinde üye ödenti gelirleri yüzde birin altına düşerek binde mertebelerine inmiş, Türkiye’de mühendis ve mimar sayısı artarken çalışmalara üye katılımı gerilemiş bir TMMOB’nin yöneticileri, Teoman Öztürk’ü anıyor.

Teoman Öztürk unutturulamıyor ama ismiyle bütünleşmiş 80’li yılların TMMOB’si unutturulmak için artık TMMOB’nin toplumsal mücadeleye katılmasından değil, AB giriş sürecindeki mücadelesinden söz ediliyor.
Teoman Öztürk’ü yılda bir kez mezarı başında anarak değil, yılın her günü mücadelesinde yaşatacak bir TMMOB yönetim anlayışını yeşertmek gerekiyor.

Bunun adı artık Teoman Öztürk’ü anmak değil, Teoman Öztürk’ü TMMOB mücadelesinde yaşatmak oluyor.
Teoman Öztürk’ü mücadele anlayışıyla da yaşatacak bir TMMOB’yi yeniden kurmaya uğraşmak aynı zamanda Teoman Öztürk’ü her gün anmak demek oluyor.

Teoman Öztürk’ü her gün analım!

Mühendislik, Mimarlık ve Planlamada

Artı İVME

Açıklama No:4 Yabancıların Çalışma İzinleri Hakkında Kanun


"Yabancıların Çalışma İzinleri Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun" tasarısı 23 Mayıs 2007 gecesi Meclis Genel Kurulu'nda kabul edildi. Cumhurbaşkanı Sezer, “Türk mühendis ve mimarların aleyhine olacağı” gerekçesi ile yasayı veto etti. Ülkemizde zaten yıllardır yabancı mühendis ve mimarlara çalışma izni verilirken, son yasa değişikliği ile ne yapılmak istendi? Bunun için 2003 yılında kabul edilmiş olan 4817 sayılı YABANCILARIN ÇALIŞMA İZİNLERİ HAKKINDA KANUN’a bakmakta yarar vardır.

4817 sayılı yasanın değişiklikten önceki ve sonraki hali arasındaki en önemli fark, yabancılara izin almaksızın bir yıl süreyle çalışma hakkı verilmesi ve izin alma sırasında “kilit personel” gibi ne olduğu belli olmayan bir tanımlama ile istenilen kişilere çalışma izni alma kolaylığı getirilmiş olmasıdır.

İzin belgesini verecek makam olarak ise, yetkin-yetkili mühendislik uygulamasına paralel olarak kurulması düşünülen, halihazırda, lisans eğitimi gerektirmeyen meslekler için tanımlanmış olan “Mesleki Yeterlilik Kurulu” benzeri, mühendislerin hangilerinin yetkin olduğuna karar verecek bir kurul tarif edilmiştir. Yakın gelecekte bu kurulun yasası da meclis gündemine gelecektir. Zaten Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın siparişi üzerine TMMOB tarafından hazırlanmış bir yasa tasarısı da bulunmakta ve TMMOB yöneticileri bu işlerin kendilerine bırakılacağı hayalini kurmaktadır.

Aslında bu son değişiklik yasasından önce, 4817 sayılı yasada ulusal teknik gücümüz aleyhine daha vahim düzenlemeler zaten yapılmış durumdadır.

4817 sayılı yasanın kapsam maddesinde “Bu kanun (…) Karşılıklılık ilkesi, uluslararası hukuk ve Avrupa Birliği hukuku esasları dikkate alınarak çalışma izninden muaf tutulan yabancılar dışında, Türkiye’de bağımlı ve bağımsız olarak çalışan yabancıları, bir işveren yanında meslek eğitimi gören yabancıları ve yabancı çalıştıran gerçek ve tüzel kişileri kapsar.” denilmektedir.

Kanunun 8. maddesinde sayılan istisnalar içinde ise “e. Avrupa Birliği üyesi ülke vatandaşları ile bunların Avrupa Birliği üyesi ülkelerin vatandaşı olmayan eş ve çocuklarına (…) bu Kanunda öngörülen sürelere tabi olmaksızın çalışma izni verilebilir.” ifadesi dikkat çekmektedir.

Yani özetle, ikili anlaşmalarla ve AB uyum sürecinde yabancılara, daha doğru bir deyişle yabancı hizmet sermayesine, daha da doğrusu uluslararası hizmet tekellerine koşulsuz çalışma izinleri zaten verilmiş durumdadır.

Durum böyleyse bu son değişikliğe niçin gerek duyulmuştur?
Bunun yanıtı çok basittir. Emperyalist tekellere peşkeş çekilen ülkemiz, ikili anlaşmalar veya AB süreci kapsamına girmeyen emperyalist ülke tekellerine de GATS kapsamında sunulmaktadır. AB tekelleri karşısında haksız rekabetle karşı karşıya kaldığını düşünen diğer tekeller dikkate alınarak, ülkemizin sömürüye “adil” ve herhangi bir tekele “haksızlık” yapılmayacak şekilde açılması düzenlenmektedir.

Durum bu kadar uç noktada ve onursuz bir şekilde seyrederken, 4817 sayılı yasayı görmezden gelen TMMOB yöneticileri, AB süreci ile yaşanacak olumsuzlukların üzerinden atlayıp, “bu işin AB’ye giriş süreci ile bir ilişkisi yoktur, bu yasa Japon firmalarına verilen sözün yerine getirilmesi içindir” gibi açıklamalarla yaşanan vahim süreci gizlemeye çalışmaktadır. Çünkü TMMOB yöneticilerini ilgilendiren, mühendislik ve mimarlık hizmet alanlarının AB süreci veya ikili anlaşmalarla zaten AB hizmet tekellerinin sömürüsüne sonuna kadar açılacak olması değil; bu hizmet alanları sömürüye açılırken, ulusal mühendislik gücümüzün yerel rekabeti ortadan kaldırmak üzere tasfiyesi anlamına gelecek olan yetkin-yetkili mühendislik uygulamasında söz sahibi olabilmektir.

Sorunun özü, yabancı bir mühendisin ülkemize gelerek bir yıl izin almadan çalışması değildir. Sorunun özü, dünyada oluşturulan tekel bürokrasisinin meslek alanlarımızda şekillendirdiği düzenlemelerdir. Bu düzenlemeler, GATS ve AB uyum süreci adı altında her gün yaşantımıza yeni bir yaptırım getirmektedir.
Bu sürece “Mısırlı mühendis gelip ülkemizde bina yapacak, nasıl güvenip de oturacağız” gibi sığ ve ırkçı söylemlerle ya da yetkin-yetkili mühendislik yasaları hazırlayarak sürecin bir kısmından nemalanma olanaklarının peşinden koşmakla karşı çıkma olanağı bulunmamaktadır.

Bu sürece, yani GATS ve AB sürecine, bu süreçte oluşturulan tekel bürokrasisini ve bu bürokrasinin kurumlarını toptan reddetmekle ve bu reddedişin gerektirdiği kararlılık ve mücadele anlayışı ile karşı çıkılabilir.
Bugünkü yöneticilerince bir türlü hatırlanamayan TMMOB mücadele tarihi, gereksinim duyulan mücadele anlayışını, bu mücadeleyi yürütmek isteyenlere öğretecek deneyimlerle doludur.

Mühendislik, Mimarlık ve Planlamada

Artı İVME

Açıklama No:3 Adana’da “Yetkin Mühendislik” Paneli Nasıl Yapıldı?


Mühendislik, Mimarlık ve Planlamada +İVME Dergisi olarak ülke genelinde “Yetkin-Yetkili Mühendislik” yasa tasarısını tartışmak ve tartıştırmak amacıyla yürüttüğümüz kampanya devam etmektedir. Kampanya çerçevesinde düzenlediğimiz panellere ilginin oldukça yoğun olması, tartışmaların canlılığı, bu konudaki doğru bilgiye olan ihtiyacın yakıcılığını da göstermektedir.

Kampanyanın henüz başında olmamıza rağmen panellerde ve çeşitli tartışma ortamlarında, mimar, mühendis ve şehir plancısı meslektaşlarımızın, yasa tasarısı ile ilgili yeterince bilgilendirilmedikleri veya özellikle yanlış bilgilendirildikleri görülmektedir.

Bu konunun TMMOB örgütlülüğü içinde tartışılması yerine, konuyu tartışmak isteyenlerin de, bazı TMMOB yöneticileri tarafından düzen kurumlarının kullandıkları yöntemlere benzer uygulamalarla engellenmeye çalışılması, TMMOB çatısı altındaki örgütlü mücadele geleneğimize zarar veren bir anlayışı yansıtmaktadır.
Aşağıda örneklerini sıralayacağımız, daha kampanya sürecinin başındaki bu engelleme girişimleri ve “Yetkin-Yetkili Mühendislik” tartışmalarını engelleme gerekçeleri, engelleyenlerin niyetlerini, kimliklerini ve yasa karşısındaki duruşlarını da ortaya koymaktadır.

Bu konuda +İVME olarak düzenlediğimiz ülke düzeyindeki panellerden ikincisi olan 4 Mart 2007 İstanbul paneline TMMOB eski yöneticisi Doç Dr. Oğuz Gündoğdu’nun katılımının engellenmesiyle başlayan süreç, Adana’da doğrudan paneli engelleme boyutuna ulaşmıştır:

Adana’da düzenlemek istediğimiz “Yetkin Mühendislik” paneli için 2007 Ocak ayı içinde Ziraat Mühendisleri Odası Adana Şubesi YK ile görüşülmüş ve yazılı yapılmış başvuru sonucu şube konferans salonunun 17 Mart 07 tarihinde panel için uygun olduğu bilgisi şube yöneticileri tarafından tarafımıza bildirilmiştir.

8 Mart 07 tarihinde ise aynı şube yöneticileri, bir genel merkez etkinliği ile çakıştığı gerekçesiyle panel için yer tahsisini iptal ettiklerini bildirmişlerdir.

Bu bildirim üzerinden bir saat geçmeden aynı şube yöneticileri, bir karışıklık olduğunu belirterek yeniden panelimizin yapılabileceği bilgisini vermişlerdir.

Bu bilgilendirmeden bir gün sonra 9 Mart 2007 tarihinde ZMO Adana Şubeden bir yönetici “…üzülerek bildiriyorum ancak, panelinizi iptal ediyoruz. Nedenlerini Şube Başkanımızla görüşebilirsiniz …” açıklaması ile panel için yer tahsisini iptal etmiş olduklarını bildirmiştir.

Bu konuda 10 Mart 2007 ZMO Adana Şube Başkanı ve yöneticileri ile yapılan toplantıda, ZMO Adana Şb. Başkanı, söz konusu panelin şube salonunda yapılmasına izin verilmeme gerekçesini “yukarıdan gelen uyarı” olarak göstermiştir.

Gelişmeler bununla da kalmamıştır:
Şube Başkanının tarif ettiği “yukarısı”nın oda genel merkezi olabileceği düşünülerek doğrudan ZMO Genel Başkanı’na bu durum sorulmuş ve aşağıdaki yanıt alınmıştır:

“Bu karar Adana Şube Yönetiminin kararıdır. Bizim herhangi bir uyarımız yoktur…”

Bu açıklamalardan hangisi doğrudur ve “yukarısı” diye tarif edilen yer neresidir? ZMO Adana Şubesi bu durumu açıklığa kavuşturma sorumluluğu taşımaktadır.

Bu gelişmelerin ardından aynı gün yani 10 Mart 2007’de İnşaat Mühendisleri Odası Adana Şube Başkanı ile görüşülmüş ve ZMO Adana Şubesi ile yaşanan süreç ve “yukarısı” diye tarif edilen yerin müdahaleleri hakkında bilgi verilerek panel için yer talebimiz iletilmiştir. İMO Adana Şube Başkanı “kendisi için bir sorun olmadığını, salonun boş olması halinde vereceklerini” söylemiştir. Bunun üzerine İMO Adana Şubesine yazılı başvurumuz da yapılmıştır.

Bu görüşmeden iki gün sonra, İMO Adana Şube Başkanı, başvuruyu yapan yayın kurulu üyemizi arayarak panel için yer verilmiş olduğunu bir kez daha teyit etmiş ve buna bağlı olarak da söz konusu panel duyurusu tüm TMMOB Adana birimlerine yapılmıştır. 13 Mart 2007 tarihinde ise bu kez İMO Adana Şubesi Personel Müdürü arayarak 100,00 YTL salon kirası bedelinin ödenmesini istemiştir.

TMMOB üyelerinden TMMOB çatısı altında yapmak istedikleri bir etkinlik için yer kirası istenmesinin Birlik tarihimizde bir örneği olmamasına karşın, gereksiz bir tartışmaya neden olmamak ve TMMOB geleneklerine aykırı da olsa, bu “nazik” sorunu aşmak için ücret talebi tarafımızdan kabul edilmiştir.

Kira talebi üzerinden beş saat geçmeden, İMO Adana Şube Başkanı, arkadaşımızı telefonla arayarak ve “siz yayınlarınızda TMMOB’ye hakaret ediyormuşsunuz.” açıklamasını yaparak verilen yerin iptal edildiğini bildirmiştir.

Yetkin-Yetkili Mühendislik” panelinin Adana’da TMMOB çatısı altında yapılmasının sürekli olarak “yukarısı” tarafından engelleneceğinin anlaşılması üzerine, panel bir hafta ertelenerek 24 Mart 2007 tarihi için Adana Eczacı Odası’ndan yer talebinde bulunulmuş, Oda Konferans Salonu tarafımıza tahsis edilmiş ve buna göre yeniden panel duyuruları yapılmıştır.

Bu kez de Eczacı Odası bilinmeyen (!) bir nedenle, yer verdikten iki gün sonra, 15 Mart 2007 tarihinde yer tahsisini iptal ettiklerini tarafımıza bildirmiştir.

Bu noktadan sonra Adana’da meslek odalarında panel yapılamayacağının anlaşılması üzerine, Kaktüs Sanat Evi salonu kiralanarak 24 Mart 2007’de panelin yapılacağı duyurusu yeniden yapıldığında, bu kez de MMO Adana Şubesi ile İMO Adana Şubesinin panel afişlerini odalarda asmama kararı aldıkları öğrenilmiştir.

Tüm bu gelişmeler, bazı TMMOB ve birim yöneticilerinin, TMMOB’nin demokratik geleneklerinin ne kadar uzağına düşmüş olduklarını ve farklı düşüncelerin örgüt içinde tartışılmasını sağlayamadıkları gibi tartışmak isteyenleri de engellemeyi doğal bir durum gibi gördüklerini göstermektedir.

Bu bir kısım yönetici bununla da kalmayıp, +İvme olarak bu güne kadar yayınladığımız üç sayımızda ve dağıttığımız bildirilerde yazılı olarak açıkladığımız görüşlerimiz ortadayken, bu düşüncelerimiz karşısında tasarısını hazırladıkları Yetkili Mühendislik Yasasını karşımıza çıkıp savunmak yerine, “TMMOB’ye hakaret ediyorlar” gibi asılsız dedikodularla dergimizi karalamaya çalışmaktadırlar.

Bu bir kısım TMMOB yöneticisinin bir başka asılsız iddiası ise, İvme dergisinin TMMOB’yi bölmek istediğidir. Ama şu iyi bilinmelidir ki, bizim TMMOB dışına çıkmak gibi bir niyetimiz olmadığı gibi, bu asılsız iddiaların amacının muhalif olan herkesi susturmak ve tecrit etmek olduğu açıktır.

Bazı TMMOB yöneticilerinin, TMMOB’yi mücadeleci geleneğinden uzaklaştırıp ne olduğu belirsiz “Sivil Toplum Örgütü” konumuna dönüştürme çabalarına karşı, bizim amacımız, geçmişinde olduğu gibi TMMOB’yi yeniden demokratik ve anti-emperyalist bir yapıya kavuşturmaktır.

Mühendislik, Mimarlık ve Planlamada

Artı İVME