30 Ekim 2009 Cuma

Ücretli ve İşsiz Mühendis Mimar ve Şehir Plancıları Ankara Yerel Kurultayı Yapıldı

Ücretli ve İşsiz Mühendis Mimar ve Şehir Plancıları Ankara Yerel Kurultayı 24 Ekim 2009 Cumartesi günü yapıldı.

Kurultayın açılış konuşmasını Ücretli ve İşsiz Mühendis Mimar ve Şehir Plancıları Ankara Bölge Kurultayı Yürütme Kurulu adına Jeoloji Mühendisi F. Serap Kurt yaptı. Serap Kurt konuşmasında TMMOB'nin 40. Olağan Genel Kurulu'nda alınan karara bağlı olarak çalışmalarına başlanan kurultay kapsamında, Ankara’da yapılan çalışmaların amacından ve içeriğinden söz etti. Ankara Yerel Kurultayı'ndan çıkan tartışma ve önerilerin 14-15 Kasım'da İstanbul'da yapılacak olan ana kurultaya taşınacağını sözlerine ekledi.

Serap Kurt'un ardından söz alan TMMOB Ankara İKK Sekreteri ve EMO Ankara Şubesi Yönetim Kurulu Başkanı Ramazan Pektaş, TMMOB ve bağlı Odalarının siyasetle uğraşmasının bir rahatsızlık yarattığından, bu rahatsızlığı duyanların TMMOB ve odalara karşı kamuoyu oluşturmaya çalıştıklarından söz etti. Krize ve örgütlenmeye de değinen Pektaş, işçilerin, emekçilerin, mühendis, mimar ve şehir plancılarının örgütlenmesinin ve ortak mücadele etmesinin gerekliliğine dikkat çekerek, örgütlü mücadelenin krizin faturasını patronlara ödetmek için şart olduğunu belirtti. Pektaş, Ankara Bölge Kurultayı çalışmalarında yer alan ve kurultaya katılan herkese teşekkür ederek konuşmasını bitirdi.

Ardından kürsüye gelen TMMOB YK üyesi Kadir Dağhan, kurultay çalışmasında emeği geçen herkese teşekkür ederek, bu çalışmanın örnek bir çalışma olduğunu belirtti. Yaşanan tüm olumsuzluklardan kapitalist sistemin sorumlu olduğunu dile getiren Dağhan, işsizliğe, yoksulluğa, savaşlara yol açan kapitalist politikalara karşı ortak ve örgütlü bir mücadele gerektiğini söyledi.

Kurultaya konuk olarak KESK Ankara Şubeler Platformu dönem sözcüsü Tuğrul Çulfa ve DİSK Ankara Bölge Temsilciliği adına Genel İş Sendikası Koordinatörü Serhat Salihoğlu katıldı. Tuğrul Çulfa sendikal örgütlenmenin önemine değindi. Serhat Salihoğlu ise işçi sınıfını olumsuz etkileyen krizin kalıcı olduğundan bahsederek, bu krizin emeğiyle yaşayanlar üzerinde bir sosyal çöküş yarattığını, bu çöküşün işsizlik olarak emekçi kesime ödetildiğini belirtti.

Açılış konuşmalarının ardından, Ücretli ve İşsiz Mühendis Mimar ve Şehir Plancıları Ankara Yerel Kurultayı yürütmesinde yer alan EMO Ankara Şubesi YK yazman üyesi Ömürhan Soysal, kurultay kapsamında Ankara’da yapılan çalışmalar hakkında bilgi veren bir sunum yaptı. Sunumda, kurultaya hazırlık yapmak üzere sekiz atölye çalışması yapıldığı, sekiz ayrı ilde toplantılar düzenlendiği belirtildi.

4 atölyenin sunum ve forum bölümünün ardından kurultaya ara verildi. İzmir Karşıyaka Belediyesi Kent A.Ş.'den atılan işçilere destek amacıyla, Ankara Yerel Kurultayı’nda oluşturulan bir heyet Abdi İpekçi Parkı’na gitti. Aynı gün KESK'in düzenlediği basın açıklamasına da katılım sağlandı.

İMO Teoman Öztürk Salonu'nda yapılacağı duyurulan Ankara Bölge Kurultayı'nın aradan sonraki bölümünde İMO, aynı salonda yapacağı bir eğitimi neden göstererek salonun boşaltılmasını istedi. Kurultay katılımcıları bu yakışıksız duruma alkışlı protestoyla tepki gösterdiler. Kurultaya İMO içinde bir başka salonda devam edilmek zorunda kalındı. Bu davranış, İMO yönetiminin ücretli ve işsiz mühendislerin sorunlarına karşı duyarlılığının derecesini ve önceliklerini gösteren önemli bir örnek oldu.

Kurultaya katılan mühendis,mimar ve şehir plancıları sınıf kavramı üzerin de bir çok kez durdular. Mühendislerin işçi sınıfı içerisinde oldukları; ücretli ve TMMOB bünyesinde çalışan mühendislerin sendikalaşması konularına değindiler.

Katılımcıların özellikle altı çizdiği konular TMMOB' un örgütlenmesi, Yetkin Mühendislik, Devlet Denetleme Kurulu'nun TMMOB'yi de kapsayan son raporu,Ücretli Mühendislerin kamu ve özel sektörde yaşadıkları sorunlar,istihdam,taşeronlaşma, yasa dışı çalıştırma,mühendislerin kapsam dışı olması gibi birçok temel sorunun üzerinde duruldu, çözüm önerileri getirildi. Atölyelerden çıkan sonuçların da tartışıldığı Yerel Kurultay'da TMMOB 'un bir sendikal yapılanma olarak değil; meslek örgütü olarak algılanması gerektiği ancak mücadele de sendikalarla birlikte ortak hareket etmesi gerektiği üzerinde duruldu.

Ücretli ve İşsiz Mühendis,Mimar ve Şehir Plancıları için yapılan bu kurultayın amacına ulaşabilmesi amacıyla alınan kararların hayata geçirilebilmesi için mücadele edilmesinin amacın sadece mühendis,mimarların sorunlarını çözmek değil bu sorunların sistemden kaynaklı olduğunun bilincinin de verilmesi gerektiği belirtildi.

TMMOB Eski Başkanı Kaya Güvenç' in de söz aldığı serbest kürsüde işçi sınıfı kavramına değindi. Mühendis ve mimarların işçi sınıfı içerisinde olduğunu ancak günümüzde bu bilincin ogiderek yitirildiğini belirtti. Mühendis ve mimarlar için yapılan bir anketin sonuçlarına değinen Güvenç; 1980 öncesi ve yakın tarihte yapılan aynı anketin sonuçlarının birbirinden çok farklı olduğunu,;mühendislerde 70'ler de var olan işçi sınıfı bilincinin ve sendikalı mühendis olma oranının günümüz de düştüğünü belirtti. TMMOB 'un giderek artan somürü düzenin de üste düşen görevin giderek arttığını belirtti.

Atölye sunumlarının ardından geçilen serbest kürsü bölümünde söz alan bir +İvme Dergisi yayın kurulu üyesi asgari ücret, sendikalaşma ve örgütlenme konularına değindi. ''Asgari ücret tüm emekçi kesimler için tek ve ortak olmalıdır. Mühendisler için ayrı bir asgari ücret tarif etmek, mühendislerin işçi sınıfı içerisinde olmadığı algısını güçlendirir. Asgari ücret emek eksenli örgütlerle birlikte yapılacak bir çalışmayla belirlenmeli ve mücadelesi verilmelidir'' dedi. TMMOB'de yalnızca serbest mühendislik hizmetleri için değil, kamu ve özel sektör çalışanları için de bir ücret politikası olması gerektiğini belirtti. 2010-2012 döneminin TMMOB tarafından örgütlenme çalışmasına ayrılması gerektiğini, bu çalışmanın bir kampanya biçiminde ele alınmasının uygun olacağını sözlerine ekledi. Atölye 8'in öneriler kısmında da yer alan ''TMMOB tarafından destekleme kararı alınmış, insan hakları ihlallerine, emekçi hak ve taleplerine, işkence mağdurlarına, devrimci tutsaklarına dönük tüm eylem ve hareketlilikler için merkezde tüm meslek odalarının temsilcileri ile yerelde İKK'lar tarafından oluşturulacak bağımsız bir çalışma komisyonu kurulmalıdır'' önerisinin ana kurultaya taşınmasının ve bu önerinin TMMOB tarafından karar altına alınmasının önemini belirtti.

İnşaat Mühendisi bir +İvme Dergisi yayın kurulu üyesi TMMOB'de sendikalı olduğu için işten atılan çalışanlar olduğunu, hem bu tür olayların hem de Bartın İKK gibi mücadele veren birimlerin kapatılmasının TMMOB örgütlülüğüne yakışmadığını, bunların eleştirilmesi gerektiğini, kendini eleştiremeyen bir yapının devamlılığının ve ilerlemesinin söz konusu olamayacağını dile getirdi.

Elektronik ve Haberleşme Mühendisi olan bir +İvme Dergisi yayın kurulu üyesi, özel sektör çalışanı olarak yaşadığı sorunlardan bahsetti. Özel sektördeki uygulamaların çalışanları sürekli baskı altında tuttuğunu, özellikle performans değerlendirmesinin çalışanları yıprattığını belirtti.

Çevre Mühendisi bir +İvme Dergisi yayın kurulu üyesi, mühendis, mimar ve şehir plancılarının işçi sınıfının bir parçası olduğunu, TMMOB'nin üyeleri arasında bu sınıf bilincinin yerleşmesi amacına dönük çalışmalar yapması gerektiğini belirtti. Birçok gencin plansız, programsız ve bilimsel çalışmadan uzak tabela üniversitelerinde okuduğundan, sistemin gençliğin hayallerini üniversiteden sonra iş beklentisiyle sömürdüğünden söz etti. TMMOB üyeleri arasında ücretli ve işsiz mühendis mimar ve plancıların oranının % 80 olduğunu, ancak bu kesimin yönetimlerde %20 oranında temsil edildiğinin altını çizerek, yönetim kademelerinde ücretli ve işsizlerin temsiliyet oranının arttırılması gerektiğini, aynı zaman da tüm şubelerde ücretli ve işsiz M. M. Ş. P. komisyonları kurulması gerektiğini dile getirdi. Üniversitelerde YÖK’ün kurmayı düşündüğü Danışma Kurulları'nda TMMOB'nin yer almasının kabul edilemeyeceğini sözlerine ekledikten sonra, TMMOB'nin üniversitelerin sermayenin ihtiyaçlarına göre şekillendirilmesi uygulamalarına etkin bir biçimde karşı çıkması gerektiğini belirtti.

Kurultayın bir katılımcısı da Çağdaş Hukukçular Derneği Ankara Şube üyesi av. Duygu Demirel'di. Duygu Demirel konuşmasında meslekte değişim ve dönüşüme değindi. Mühendislikte, özellikle inşaat mühendisliğinde uygulatılmaya çalışılan Yetkin Mühendislik uygulamasının benzerinin avukatlar için de hayata geçirilmeye çalışıldığını belirten Demirel, üstelik bunu yapanın da Barolar Birliği olduğunu belirtti. Konuşmasını ücretli avukatların yazmış olduğu, aynı gün Barolar Birliği’nde de okunan ve avukatlık mesleğindeki değişim ve dönüşümü anlatan bir metinle bitirdi.

Katılımcıların birçok önergede sunduğu Ücretli ve İşsiz Mühendis Mimar ve Şehir Plancıları Ankara Yerel Kurultayı' na yaklaşık 200 kişi katıldı. Sonuç bildirgesini hazırlamak üzere bir komisyon oluşturulmasının ardından kurultay sona erdi.

EMO Yetkin/Yetkili/Uzman Mühendislik Kavram ve Uygulamaları Kurultayı Yapıldı

Elektrik Mühendisleri Odası (EMO) adına EMO İstanbul Şubesi’nin düzenlediği Yetkin/Yetkili/Uzman Mühendislik Kavram ve Uygulamaları Kurultay’ı 24-25 Ekim tarihlerinde Yıldız Teknik Üniversitesi Oditoryum Salonunda gerçekleştirildi.

Kurultay‘ın amacı, gerek EMO içerisinde gerekse TMMOB bünyesinde tartışılan ve farklı uygulama şekilleri bulunan yetkin, yetkili ve uzman mühendislik kavramlarının, EMO içerisinde sağlıklı bir şekilde tartışılmasını sağlamak ve bu tartışma sonucunda EMO örgütlülüğünde bir karar birlikteliğine varabilmek olarak açıklansa da, Kurultay’da karar almaya dönük bir düzenleme olmaması katılımcılar tarafından bu amacın sorgulanmasına yol açtı.

İki gün süren Kurultay her bir oturum ayrı bir forum şeklinde olmak üzere, 4 oturum ve 1 forum şeklinde düzenlendi. EMO ve EMO-Genç üyelerinin çok büyük bir kısmını oluşturduğu yaklaşık 250 katılımcı kurultaya katıldı. Kurultay, açılış konuşmaları ve yerel etkinliklerin bilgilendirmeleri ile başladı. Kurultay öncesi 9 ilde gerçekleştirilen yerel etkinliklerin sunumundan sonra, ilk oturum “AB Uyum Yasaları, GATS süreci ve Türkiye’deki Yasal Düzenlemeler” başlığı altında gerçekleştirildi. İlk günün son oturumu ise “Mühendislik Eğitimi, Akreditasyon, YÖK ve Diploma Unvanları” başlığını taşıyordu. Her iki oturum da Kurultay Düzenleme Kurulu’ndan bir üyenin çerçeve sunumu ile başladı. Kurultay hazırlık sürecinde yaşanan sorunlar ve Kurultay’ın formatının dışına çıkarılarak karar alma sürecinin engellemesi ile yaşanan gerginlik ilk günkü oturumlara yansıdı. İlk günkü oturumlarda somut önerilerden çok polemikler ön plana çıktı. Ayrıca Kurultay’da EMO ve EMO-Genç üyelerinin eşit söz hakkı olması kararlaştırılmış olmasına karşın ilk günkü oturumlarda, EMO-genç üyelerinin söz kullanımı ile ilgili de sorunlar yaşandı.

Kurultayın ikinci günü, “Yetkin/Yetkili/Uzman Mühendislik Belgelendirme, Mesleki Yeterlilik, Meslek İçi Eğitim ve TMMOB İçi Uygulamalar” oturumu ile başladı. Tartışma şekli ve söz kullanımı ile ilgili ilk gün yaşanan sorunlar, ikinci gün aşılabildi. Kurultayda karar alınamadığından, ortaklaşılan ve ortaklaşılamayan konularda Kurultay Sonuç Bildirgesi’ni oluşturmak üzere bir komisyon kuruldu. Çok sayıda EMO ve EMO-Genç üyesinin söz aldığı ikinci gün somut önerilerin tartışıldığı bir ortam sağlanabildi.

Kurultay katılımcılarının kürsüden yoğun olarak dile getirdiği görüşler;

  • Mühendislik eğitiminin, mühendislik mesleğini uygulamaya yeterli olmadığını düşünen ve akademik eğitim sonrası zorunlu çalışma ve sınavlarla yeni bir süreç tanımlayan yetkin mühendislik gibi uygulamalara karşı çıkılmalıdır.

  • AB-GATS sürecine ve bu sürecin mühendislik-mimarlık alanında içinde bulunduğu bütün meslek alanlarına dönük saldırılarına karşı çıkılmalıdır.

  • Yetkin mühendislik, belgelendirme ve akreditasyon konuları AB-GATS sürecinin yansımalarıdır.

  • YÖK’ün 2005 yılında aldığı diplomalara unvan yazılmama kararına karşı EMO ve TMMOB olarak dava açılmalıdır.

  • Eğitimin niteliksizleştirilmesine karşı, demokratik üniversite talebi ile parasız, bilimsel, anadilde eğitim mücadelesi verilmelidir.

  • EMO ve TMMOB, mühendislik eğitimine müdahil olmalıdır, yetersiz akademik kadro ve yetersiz altyapı ile açılan mühendislik fakültelerine karşı çıkılmalıdır.

  • Mühendislik mesleğinin icrasında yaşanan sorunların çözümü kamusal denetim ile sağlanabilir.

  • Meslek içi eğitim mühendislerin ihtiyacı olan mesleki ve teknik bilgilerin geliştirilmesi amacı ile yapılmalı fakat meslek içi eğitimde belgelendirme, sınav, iş yapma yetkisi gibi zorunluluklara karşı çıkılmalıdır.

  • Üniversite eğitiminin ticarileştirilmesine, Bologna süreci ile başlayan üniversitelerin dönüşüm sürecine, üniversitelerin sermaye lehine yeniden yapılandırılmasına karşı çıkılmalıdır. Bu amaçla öğrenciler ve akademisyenlerle ortak çalışmalar yapılmalıdır.

  • AB-GATS süreci, ülkede yapılan düzenlemeler (mesleki yeterlilik kurumu, YÖK, yabancı mühendislerin çalışması hakkındaki kanun), sermayenin nitelikli emek gücünü ucuza istihdam etme isteği, üniversite eğitiminde yaşanan ticarileşme süreci bütünlüklü ele alınmalıdır ve bütünlüklü bir karşı çıkış sağlanmalıdır.

Kurultay, hazırlık sürecinde yaşanan tüm olumsuzluklara ve karar almaya dönük bir düzenleme olmamasına rağmen, özellikle İvme Dergisi’nin Yetkin Mühendislik sayısında dile getirilen görüşlerin, Kurultay katılımcılarının büyük bir kısmı tarafından kürsüden ifade edilmesi ve en azından Yetkin Mühendislik uygulaması karşısında bir mutabakat sağlanmış olması açılarından önemli sonuçlar üretmiştir.

Kurultay, sonuç bildirgesi komisyonundan bir üyenin taslak metni kurultay katılımcılarının onayına sunması ile son buldu.

Sonuç bildirgesinde ortaklaşılan görüşlerden bazıları,

  1. Elektrik Mühendisleri Odası (EMO) gündeminde Yetkin Mühendislik uygulaması yoktur. EMO’da Yetkin Mühendislik savunulmamaktadır. EMO bu konuda yapılacak tüm girişimlere karşı mücadele eder.

  2. AB-GATS ve DTÖ den gelen tüm uyumlaştırma dayatmalarına EMO karşı durur.

  3. Üniversite Eğitimi ile ilgili önerilerimiz TMMOB II. Mühendislik Mimarlık Kurultayında “Mesleki yeterlilik – Mesleki YetkinlikMesleki Eğitim” başlığı altında yer alan Üniversite Eğitimi ile ilgili aldığı kararlardan yararlanır ve bunları yukarıdaki mantıkla güncelleştirir.

  4. Meslektaşlarımızın bilimsel ve teknik formasyonlarını geliştirici Meslek içi Eğitim ticarileştirilmeden sürdürülmelidir.

  5. TMMOB EMO mühendislik eğitiminde, üniversitelerde yeni bölüm açılmasında, bölüm kontenjanlarının belirlenmesinde söz hakkı talep etmeli ve müdahale etme araçlarının geliştirilmesini sağlamalıdır.

  6. TMMOB EMO gerici ve ezberci eğitim sistemine karşı parasız, bilimsel, özerk ve demokratik üniversiteyi savunmalıdır.

  7. Diplomalara unvan yazılmaması konusunda EMO hukuki süreci başlatmalıdır, Yükseköğretim Kurulu’nun bu kararına karşı dava açmalıdır ve TMMOB’nin de davaya müdahil olmasını talep etmelidir.

Kurultay katılımcılarının çok büyük bir kısmı akreditasyon konusunun, üniversitelerin yeniden yapılandırılması, ticarileştirilmesi ve tek tipleştirilmesi sürecinin bir parçası olduğunu belirtmesine rağmen, akreditasyon sonuç bildirgesinde ortaklaşılamayan konular arasında yer aldı.

Belgelendirme konusunda da Kurultay katılımcılarının çok büyük bir kısmı, belgelendirmenin nitelikli emek gücünün sınıflandırılmasına ve değersizleştirilmesine yol açacağını, belgelendirmenin yetkilendirmenin bir şekli olduğunu ve yetkin mühendislik tartışmasından ayrı değerlendirilemeyeceğini belirtmesine karşın, belgelendirme de sonuç bildirgesinde ortaklaşılamayan konular arasında yer aldı.

Kurultay sonuç bildirgesinin en kısa sürede açıklanacağı belirtilerek Kurultay bitirildi.

YÖK Üniversiteleri Sermayenin Doğrudan Denetimine Sokacak Bir Kurul Tanımlıyor!

Yükseköğretim Kurulu (YÖK) eğitimin piyasalaştırılması ve üniversitelerin sermayenin ihtiyaçlarına göre şekillendirilmesi çabasında bir adım daha atmanın hazırlığı içindedir. YÖK’ün hazırladığı “Yükseköğretim Kurumlarında Danışma Kurulları Kurulması Hakkında Yönetmelik Taslağı”, Avrupa emperyalizminin eğitim alanındaki politikalarının ifadesi olan Bologna Süreci'nin gereklerinden biri olduğu gerekçesiyle, üniversitelerde danışma kurulları kurulmasını düzenliyor. Bu danışma kurullarında “üniversitenin fiziksel ve yapısal konuları, eğitim-öğretim ve araştırma program ve politikaları, üniversitenin gelişme stratejisi vb.” konularında “dış paydaş”ların da görüş, öneri ve desteklerinin alınması hedefleniyor.

Kurulun üniversite içi “paydaşlarını” bir yana bırakarak “dış paydaş”larına baktığımızda, aslında amaçlananın sermayenin ve düzenin siyaset kurumlarının yeniden biçimlendireceği bir üniversite modeli olduğu açıkça anlaşılıyor. Dış paydaşların arasında o ildeki Sanayi ve Ticaret Odası başkanları ya da temsilcileri, ilin Belediyesi veya Büyükşehir Belediyesi Başkanı veya temsilcisi yer almakta. YÖK’ün rektörlere neredeyse sınırsız yetki tanıyan tek adamcı üniversite işleyiş modelinde, üniversitenin kendi bileşenleri olan öğretim üyeleri, elemanları, öğrenciler ve üniversite çalışanlarının üniversitenin işleyişinde, idaresinde, akademik faaliyetlerinde söz hakkı yokken dış paydaşlara söz verilecek olması, taslağın amacının üniversitelerin demokratikleştirilmesi olarak açıklanamayacağının da en açık göstergesi. Amaç, üniversitelerin akademik özerkliği tamamen yitirerek piyasa güçlerinin eline geçmesi ve doğrudan sermaye için çalıştırılmasıdır. Bu yönetmelik taslağıyla sermaye, üniversite üzerinde yasal olarak belirleyici hale getirilmek istenmektedir.

Türkiye Bologna sürecine 2001 yılında dahil olduktan sonra, sermaye sözcülerinin yükseköğretimde dönüşüm öngören raporları (TÜSİAD Yükseköğretim Raporu 2008) doğrultusunda vakıf üniversiteleriyle başlayan eğitimin ticarileştirilmesi YÖK'ün yeni uygulamalarıyla devam ediyor. YÖK'ün bu politikalarının nedeni, dünyada eğitime bakışın kâr odaklı hale gelmesi ve hizmet alanlarının sınırsızca sömürülmesi isteğidir. YÖK, Şubat 2007'de yayımladığı “Türkiye Yükseköğretim Stratejisi” raporunda, emperyalizmin eğitimle ilgili DTÖ, UNESCO, AB aracılığıyla gerçekleştirilen dönüşümlerini, küreselleşme ve piyasa ekonomisine geçiş olarak yorumlarken eğitimi kişisel bir yatırım, insan ve bilgiyi de sermaye olarak gören bakış açısını savunmakta, ülkelerin rekabet gücünü buna bağlamaktadır. Nitekim taslağın birinci maddesinde, yönetmeliğin amacının “faaliyetler açısından yüksek ve sürdürülebilir kalitede hizmetlerin sağlanabilmesinde daha rasyonel ve verimli sonuçlara ulaşabilmek” olduğunu okuduğumuzda, üniversite eğitiminin doğrudan “ticari hizmet” kavramıyla bir tutulduğunu da açıkça görebilmekteyiz.

Araştırma görevlilerinin iş güvencesini ortadan kaldıran, 50/d'lilerin 33/a'ya geçişlerini engelleyen yönetmelik; mesleği yapabilme yetkisinin başka kurumlarca verilmesinin yolunu açan diplomalara unvan yazılmaması uygulaması ve benzeri adımlarda olduğu gibi bu taslak çalışması da sermayenin ihtiyaçları doğrultusunda eğitim yapacak, “şirketleşen” üniversite modeline bizi bir adım daha yaklaştırıyor.

Yükseköğretim yalnızca akademisyenleri ve öğrencileri değil, tüm toplumu ilgilendiren bir konudur. Bizler +İVME Dergisi sermayenin gereksinmediği bilginin üretilmediği, istihdam biçimlerinin sermayenin isteklerine uygun olarak değiştiği (50/d, esnek çalışma, taşeronlaştırma), bilimsel ilerlemeden ve kamu yararından çok kâr amacı güden yaklaşımın egemen olduğu, öğrencilerin de bu yaklaşım uyarınca halkın değerlerinden uzak, rekabetçi, kariyerist bireyler olarak yetiştirildiği bir yükseköğretim anlayışına karşıyız.

YÖK’ün bu yeni yönetmelik taslağında bizleri yakından ilgilendiren bir başka nokta daha var: Kurulmak istenen danışma kurullarının üyeleri arasında o ildeki TMMOB’ye bağlı meslek odalarının başkanları da bulunmaktadır. TMMOB’nin eğitim alanında bugüne kadar yaptığı tüm çalışmalarda eşit, parasız, bilimsel eğitim, özerk ve demokratik üniversite görüşü savunulmuştur; “üniversiteler üniversite bileşenlerinindir” denmiştir. Nitekim TMMOB 27 Ekim 2009 tarihinde yaptığı yazılı basın açıklamasıyla, YÖK yönetmelik taslağında tariflenen Danışma Kurullarının özerk-demokratik üniversite anlayışının çok uzağında olduğunu belirtmiş ve "hazırlanan yönetmeliğin bu şekilde yürürlüğe girmesi halinde Danışma Kurullarında yer almayacağını" duyurmuştur.

TMMOB bununla yetinmemeli, bilimden ve emekten yana olmanın gerektirdiği şekilde, üniversitelerde AB süreci kapsamında sermayenin doğrudan denetimine sokacak bu kurullara ve tüm altbaşlıklarıyla üniversitelerin şirketleştirilmesi sürecine karşı yürütülen mücadelede daha etkin bir biçimde yer almalıdır.

Mühendislik, Mimarlık ve Planlamada
Artı İvme Dergisi

Güler Zere İçin Açlık Grevi Başladı

24 Ekim 2009 Cumartesi günü İstanbul Okmeydanı Sibel Yalçın Parkı'nda Tecrite Karşı Mücadele Platformu bileşenleri 3 günlük açlık grevine başladıklarını duyurdu. İvme Dergisi adına bir Yayın Kurulu üyemiz de destek amacıyla 3 günlük açlık grevine başladı.

Parkın girişine "Güler Zere ve Hasta Tutsaklar İçin 3 Günlük Açlık Grevindeyiz" yazan bir pankart asan Platform üyeleri girişte duvara bir Güler Zere maketi yerleştirdiler.

"Keyfiyete Son Verin Güler Zere'yi Serbest Bırakın" yazan bir pankart açılan eylemde; "AKP Bürokrasisi Güler Zere'yi Ölüme Terkediyor, Dr. Melek Erkişi Güler Zere'nin Ölüme Terkedilmesinden Sorumludur" yazan dövizler taşındı.

Platform adına basına bir açıklama yapan TAYAD Başkanı Av. Behiç Aşcı; "100 günü geçen zaman içinde insanı hasta eden bürokrasiyi bile işletmemişler, bu konuda özel bir irade ortaya koyarak yazışmaları dahi yapmamışlar, sorulduğunda ise bunu saklamışlardır. Bunu yapmış olsalardı bile herhangi bir engelin bulunmadığı gerçeğiyle yüz yüze geleceklerdi" dedi.

"Güler Zere'ye Özgürlük, Hasta Tutsaklar Serbest Bırakılsın, Devrimci Tutsaklar Onurumuzdur" sloganlarının atıldığı eylemden sonra parka kurulan çadırların altına geçilerek açlık grevine başlandı.

Eyleme destek vermek için gelen Grup Yorum üyeleri; "Bu direnişte beraberiz, burada türkülerimizi Güler Zere için söyleyelim" diyerek bir dinleti verdiler.

France Télécom’da Hiç Bu Kadar Az İntihar Olmamıştı(!) (*)

Fotoğraftaki Karikatür: Sizden çalışarak ölmenizi bekliyoruz, intihar ederek değil!

Geçtiğimiz Eylül ayının 28’inde France Télécom’da bir intihar yaşandı. Bu olayın Fransızlarda şok etkisi yaratması gerekirken, öyle olmadı. Bazı sosyalist çevreler dışında bu konu yeterince önemsenmedi. Her zaman olduğu gibi olaya “bireysel bir olay” olarak yaklaşılarak, konu kişinin psikolojik sorunlarına indirgendi. Kimi zaman da müdürlerin çalışanlara karşı “sertliği” ön plana çıkarıldı. İntihar eden çalışanın o akşam şirket doktoruyla görüşmesi ise farklı yönlere çekildi. Ancak bu yanıltıcı açıklamalar boşuna bir çabaydı çünkü sayılar yalan söylemedi ve bu olayın France Télécom'da bu yıl içerisinde yaşanan 12. intihar olduğunu herkese hatırlattı.

Bu kadar kişinin intihar etmesi elbette normal değildi, ters giden bir şeyler mutlaka vardı. Bu intiharı bireysel bir olay olarak yansıtma çabası sayılar karşısında teslim bayrağını çekmek zorunda kaldı ve yapılan araştırmalar oldukça çarpıcı bir noktayı ortaya çıkardı: Bu şirkette hiç bu kadar az intihar olmamıştı!

Şirket tarafından da onaylanan, geçen yılların istatistiklerine göz attığımızda; sayılar bize durumun gerçekten vahim olduğunu gösteriyor:

  • 2000: 28 intihar-çalışan kişi sayısı 130 000 (intihar oranı: 0,021%)

  • 2001: 23 intihar-çalışan kişi sayısı 122 000 (0,018)

  • 2002: 29 intihar-çalışan kişi sayısı 116 500 (0,024)

  • 2003: 22 intihar-çalışan kişi sayısı 116 000 (0,019)

  • 2004-2007: Bilinmeyen bir nedenle bu yıllar arasındaki veriler açıklanmamıştır.

  • 2008: 12 intihar-çalışan kişi sayısı 92 000 (intihar oranı: 0,013%)

  • 2009: 12 intihar

İntiharların yanında göze çarpan bir diğer nokta da yıllar boyunca azalan çalışan sayısı. Tam da bu azalmadan hareketle “Neden?” diye sorguluyor “Yeni Antikapitalist Parti” (NPA). Bizleri 13 yıllık bir kapitalist gelişim tarihi dersine tâbi tutarak.

1996 yılı bu büyük şirket için bir dönüm noktasıydı. Şirketin özelleştirilmesi ile ilgili ilk adımlar bu yılda atıldı. Şirkete ortak olacaklar, çalışan sayısının fazla olduğunu, bu sayının azaltılması, daha az çalışanla daha “verimli” çalışılması gerektiğini düşünüyorlardı.

Bunun için çok “işlevsel” bir çözüm yolu bulundu, değişik bir “zorla emekli etme” yöntemi uygulandı: “Contrat de Fin Carrière” (CFC - Kariyer Sonu Kontratı). Bu yönteme göre o sırada şirket bünyesinde bulunan 55 yaş ve üstü çalışanlar maaşlarının %85'ini kabul ederek emekliliklerine kadar şirkette kalabileceklerdi. Böylece çok tepki çekmeden, sayılardan da anlaşılacağı üzere yıllara yayılan bir “temizlik” yapıldı.

Sonra mı? Sonrası da çok şaşılacak türden değil. Temizlik bittikten sonra 2006'da bu uygulamaya son verildi. Artık daha modern çözümler üretilecekti. 38 yaşından büyük kadın ve 53 yaşından büyük erkek çalışanlara değişik şekilde “soğutma” yöntemleri uygulanacaktı. Şirketten soğuyanlar işten ayrılmak zorunda kalacaklardı. Öyle de oldu. Böylece çok “dinamik”, “verimli” çalışan bir France Télécom halkına “hizmet” etmeye başladı.

Yıllar boyunca devam eden intihar olayları bir iki “sert mizaçlı” yönetici sorununa indirgenemez. İnsanları kullanılabilecek bir makine olarak gören, sağlıklarını hiç sayan, onları sömürebildikleri kadar sömüren bu sistemdir asıl katil olan.

İntihar olaylarının France Télécom’da oran olarak azalması ise bizi yanıltmasın. Fransa'da işsizlik nedeniyle intihar edenlerin sayısı her geçen gün artıyor. Böylece France Télécom kendi bünyesinde intihar etmeyen işsizler ordusundan sorumlu olmuyor.

Ne mutlu ki France Télécom’da intihar olayları azalıyor (!).

* Rue89.com’da atılan başlık.

Kaynaklar

Le Monde

Rue89.com

NPA (Yeni Antikapitalist Parti)

Derleme ve Çeviri: İvme Çeviri Grubu

Tülin Aydın, aramızdan ayrılışının 10.Yılında mezarı başında anıldı



23 Ekim 1999 yılında kaybettiğimiz Tülin Aydın, aramızdan ayrılışının 10.Yılında mezarı başında anıldı. İvme Dergisi'nin "Kadriye Tülin Aydın Ölümsüzdür" ve EMO İstanbul Şubesi'nin "Mücadelemize Işık Tutuyorlar" yazılı pankartlarının açıldığı etkinliğe Tülin Aydın'ın akrabaları, İvme Dergisi Yayın Kurulu üyeleri, EMO İstanbul Şubesi Yönetim Kurulu Üyeleri, EMO İstanbul Şubesi Üyeleri ve mücadele arkadaşlarından oluşan yaklaşık 45 kişi katıldı.
Halıcıoğlu Tokmaktepe Mezarlığı’ndaki mezarı başındaki anma başta Tülin olmak üzere tüm devrim şehitleri için yapılan bir dakikalık saygı duruşu ile başladı. Saygı duruşu sonrasında ailesi adına konuşan kardeşi Timur Aydın ve EMO İstanbul Şubesi adına Selami Yılmaz Tülin’in hayata dair düşüncelerinden ve mücadeleci yapısından bahsettikleri kısa dokunaklı konuşmalarından sonra + İvme Dergisi adına mücadele arkadaşı Mehmet GÖÇEBE Tülin’i hiç tanımayanlar için onun devrimci kişiliği, hayata bakışı, hayattaki konumlanışı ve mücadele anlayışına değindi.Yorum Korosu’nun anmaya katılanlarında eşlik ettiği Tülin’in en sevdiği “Bekle Bizi İstanbul” eserini seslendirmesiyle anma sonlandırıldı.
+ İvme Dergisi adına konuşan Mehmet Göçebe tarafından okunan konuşma metni :
“Bugün burada ölümünün 10. yılında yoldaşları ve dostları olarak bir kavga insanı olan Tülin’i anıyoruz.
Bazı insanların bıraktığı boşluk ne yaparsanız yapın hiçbir zaman doldurulamaz. İşte boşluğu doldurulamayanlardan biriydi TÜLİN.
Onun adı mücadele ile anılır. Çünkü; kaliteli kısacık yaşamı bağımsızlık, demokrasi ve sosyalizm mücadelesi içinde geçmiştir. Bir gün orada bir gün burada bir gün bir başka yerde, zamanı bir an olsun boşa geçirmeden kavgaya, mücadeleye yeni olanaklar yaratmanın telaşı içindedir o. Gülen gözlerinde halk için, halkın kurtuluşu için mücadelenin ışığı okunur.
Onun adı inançla anılır. Çünkü, yürüdüğü yolda kararlı ve iddialıdır. Haklılığını içleştiren her insan gibi mücadelede tavizsiz ve engel tanımayandır. Kafamızın içindeki engelin yüreğimizdeki korkudan kaynaklandığını en iyi bilenlerdendir TÜLİN. Onun kafası da yüreği de mücadelede çok nettir. O mücadelenin adıdır.
Onun adı bilinçle anılır. Çünkü; sınıfını bilen, tanıyan, sınıfının kurtuluşunun nasıl olacağını, tarihin akışının nasıl değiştirileceğini bilendir. Kendini halkın dışında tutmayan, her zaman ve her yerde halkın yanında yer alan, halkla kol kola giren, omuz, omuza mücadele verendir.
Onun adı örgütlenme ile anılır. Çünkü emekçidir o. Aynı zamanda aydın bir mühendis. Ama Emekçi kimliği mühendis kimliğinin her zaman önünde olmuştur. Tükenmeyen bir sabırla hep kitlelerin içinde öğrenen ve öğreten olmuştur.
Tülin’in adı, fedakarlıktır, dayanışmadır, yardımlaşma ve paylaşımdır.
Onun adı devrimle anılır. Çünkü; devrimcidir. Mücadelenin kime karşı ve nasıl olacağını görendir. Mücadele büyüdükçe fedakarlıkların, bedellerin de büyüyeceğini, sınıf savaşı yükseldikçe daha da öne çıkılması gerektiğini bilendir.
Onun adı, umutla, dostlukla ve yoldaşlıkla anılır. Umudu, dostluğu çevresine taşıyandır. Onuru siyah gözlerinde, yoldaşlığı yüreğinde taşıyandır.
Sen bizim için mişli geçmiş zamanda kalmadın TÜLİN. Çünkü; gelecek kokuyor senin adın. Her zaman yüreğimizde, bilincimizde bizimle berabersin. Haklılığımızı savunduğumuz her eylemde, halkın kurtuluşu için verdiğimiz bağımsızlık, demokrasi ve sosyalizm mücadelesinin her anında yanımızdasın. Mücadeleni, mücadelemiz biliyor, devrimci kişiliğin önünde saygıyla eğiliyoruz.”

IBM Çalışanları Haykırdı: “Toplu İş Sözleşmelerimizi İmzalayana Kadar Mücadeledeyiz"

IBM çalışanları sendikalaşma mücadelesini sonuna kadar devam ettireceklerini bugün (21.10.2009) yaptıkları basın açıklamasıyla bir kere daha kamuoyuna duyurdu. IBM yönetiminin sendikalaşmak isteyen çalışanlarına karşı başta sendikaya yetki itirazıyla başlattığı baskılara sendika temsilcilerini işten çıkararak devam etmişti. Son süreçlerde IBM yönetimi sendikalı çalışanlarını sendikadan istifa etmezlerse işten çıkarmakla tehdit etmişti.

Gelişmeler üzerine IBM'in bulunduğu Yapı Kredi Plazaları önünde saat 12.30'da yapılan basına açıklamasına farklı sektörlerde çalışan150'ye yakın sendikalı katıldı. Tez-Koop İş Sendikası 5 No'lu Şubesi'nin çağrısıyla gerçekleştirilen basın açıklamasını Tez-Koop İş Sendikası Genel Başkanı Gürsel Doğru yaptı. Yapılan açıklamada dava süreci ve IBM yönetiminin baskılarına ilişkin bilgiler verildi. IBM çalışanlarının yürüttüğü sendikalaşma mücadelesine toplu iş sözleşmeleri imzalanana kadar devam edileceği vurgulandı. Şubemizin de desteklediği açıklamada ‘Sendika Yoksa Barış da Yok', ‘IBM İşçisi Yalnız Değildir', ‘Direne, Direne Kazanacağız', Kurtuluş Yok Tek Başına ya Hep Beraber ya Hiç Birimiz' sloganları atıldı. Açıklamanın ardından plazaların girişine siyah çelenk bırakıldı.

http://www.emo.org.tr/genel/bizden_detay.php?kod=71422&tipi=2&sube=6

İşten Atılan ENTES İşçisi EMO İst. Şb. Önünde Eylem Yaptı

160 gündür direnişte olan Entes işçisi Gülistan Kobatan, 20 Ekim 2009 Salı günü Beşiktaş’taki Elektrik Mühendisleri Odası (EMO) İstanbul Şubesi önünde basın açıklaması yaptı.

Yaklaşık 30 kişilik grup EMO İstanbul Şubesi önünde yaptığı basın açıklamasında;”… sermaye sınıfının özellikle krizin patlak verdiği süreçte işçi sınıfının kanı canı pahasına mücadelelerle elde ettiği kazanımlara çok daha planlı ve kapsamlı bir şekilde azgınca saldırdığını vurgulayarak, sermaye sınıfının yalnızca işçi sınıfının kazanımı olan haklara değil, aynı zamanda bu mücadelenin yan ürünleri olan tüm demokratik hak ve özgürlüklere, örgütlülüklere ve kurumlara da saldırıyor.” denirken, EMO önünde basın açıklama yapma nedeni olarak, Entes Elektronik fabrikasında onlarca işçiyi işten atarak açlığa ve sefalete mahkum eden ve EMO’nun bir dönem yönetim Kurulu Başkanlığını yapmış ve halen EMO üyesi olan Ahmet Tarık Uzunkaya’nın tutumuna karşı sessizliğe bürünen EMO’yu emekten yana tutum almaları için gerçekleştirdiklerini ifade etmişlerdir.
Basın açıklamasını; “…Anlaşılan o ki EMO, Ahmet Tarık Uzunkaya’nın nüfuzu karşısında toplumsal duyarlılığına kilit vurabilmeyi göze almıştır. Şu anki durum her ne olursa olsun, EMO esas olarak bir emek örgütüdür. Bu yüzden safı emekçiden yana olmalıdır. Esasına ve özüne uygun olarak tavrını belirlemeli ve bu suskunluğuna bir son vermelidir” sözleriyle sonlandıran grup “Entes işçisi yalnız değildir!”, “Zafer direnen emekçinin olacak!”, “Direne direne kazanacağız!”, “Yaşasın Entes direnişimiz!”, “Yaşasın sınıf dayanışması!”, “Direnen Entes işçisi kazanacak!”, “Krizin faturası patronlara!”, “EMO safını belirle!”, “EMO direnişe sahip çık!”, “Kahrolsun ücretli kölelik düzeni!”, “Yaşasın örgütlü mücadelemiz!” sloganlarını atmıştır.

Basın açıklaması sonrası bir EMO İstanbul Şube YK üyesi Gülistan'ı şubeye davet ederek görüşme yapmıştır.

Adana'da Devrimci Mühendis Hasan Balıkçı Anması

18 Ekim 2002 de Şanlıurfa'da halk düşmanları tarafından yapılan bir organizasyon sonucu katledilen devrimci mühendis Hasan Balıkçı, 7. ölüm yıldönümünde doğduğu köy Kayışlı’da devrimci arkadaşları, sevenleri ve ailesi tarafından saygıyla anıldı.

Anmada +İvme dergisi yayın kurulu üyesi Ayhan Tuğcu, Adana Halk Cephesi adına Şemsettin Kalkan ve Adana Özgürlükler Derneği başkanı Mehmet Bıldırcın'ın yaptığı konuşmalarda Hasan Balıkçı’nın devrimci kişiliği ve hırsızlığa, soyguna ve namussuzlara karşı yaptığı mücadele anlatıldı. Devrimci, onurlu mücadelesinin sahiplendiğine vurgu yapılarak okunan şiir ve "Bize Ölüm Yok" marşı ile anma sonlandırıldı.

Her yıl Elektrik Mühendisleri Odası ile ortaklaşa yapılan anma bu yıl birlikte yapılamadı. EMO Adana Şubesi, 15-16 Ekim'de yaptığı İletişim Teknolojisi Sempozyumu nedeniyle "Adana'ya gelen misafirleri" neden göstererek Hasan Balıkçı anmasını 16 Ekim'de yaptı. Bu anma kararından Hasan Balıkçı'nın devrimci arkadaşları son dakikada bilgilendirilmiş ve anma saati habersiz bir şekilde daha erken bir saate alınmıştır. Bu tutum nedeniyle iki ayrı anma gerçekleştirilmek zorunda kalındı.

Bu yıl EMO'suz yapılan anmada yine bir ilk yaşandı. Anma boyunca jandarma tarafından kamera çekimi yapılarak anmaya gelen insanlar tedirgin edilmek istendi. Bu duruma karşı Hasan Balıkçı’nın yakın arkadaşlarından Ayhan Tuğcu ve Hasan’ın kardeşi Bahri jandarmanın yanına gidip tepki göstererek Hasan'ın katillerini ve işbirlikçilerini cezalandırmayan devletin; Hasan’ı sahiplenen devrimcileri ve ailesini tedirgin etmeye hakkı olmadığı hatırlatıldı.

29 Ekim 2009 Perşembe

21 ODA BAŞKANI NİÇİN YALAN SÖYLÜYOR?

10 Ekim 2009 tarihinde yapılan TMMOB Danışma Kurulu’nda, dergimize hakaret edenlere yanıt verme hakkımızı kullandırtmak ve TMMOB üyelerine eşit koşullarda söz vermek yerine, Mehmet Soğancı tarafından DK toplantısının iptal edilmesiyle ilgili olarak TMMOB bünyesindeki 21 odanın başkanı bir açıklama yaptı.

Bu başkanlar, bir kısmının toplantıya katılmadıkları için tanık bile olmadıkları, odalarından bir kişinin bile katılmadığı (GMİMO, Meteoroloji MO, Petrol MO’dan bir kişi bile DK’ya katılmamıştır) DK’da yaşanan olayları aktarırken: Oda Başkanlarının konuşmasına olağan dışı yöntemler ve şiddetle müdahale edilmiş, salondan kürsüye, divana doğru ve kimi Danışma Kurulu üyelerinin üzerine yürünmüş, Divana ve Danışma Kurulu üyelerine sözlü hakaretlerle saldırılmıştır. Bu tavır karşısında divan, toplantıya ara vermiştir. Aradan sonra Divan tarafından öncelikli olarak Danışma Kurulu üyeleri olmak üzere tüm toplantı katılımcılarına söz ve kürsü hakkının verileceğinin belirtilmesine rağmen aynı çevrenin TMMOB kültürüne yakışmayacak düzeyde saldırgan tutumlarını devam ettirmesi üzerine yaşanabilecek tatsız olayların önüne geçebilmek için toplantı ertelenmiştir” ifadeleri kullanılmıştır.

Eğer bu başkanlar bizim haberimiz olmayan bir başka toplantıdan söz etmiyorlarsa, bu söylediklerinin tümü yalandır. Bu durum göstermektedir ki, TMMOB’de son yıllarda artık olağan politika haline gelmiş baskıcı yönetim anlayışı ve antidemokratik uygulamalar yalana başvurmadan savunulamamaktadır. Bu bir tükeniştir. Bizi asıl yadırgatan, bu başkanların kişi olarak yalan söylemeleri değil; yalan ve iftiradan ibaret bu metni, temsil ettikleri odalar adına imzalayabilmeleridir.

Bu 21 başkan, TMMOB’deki yönetimsel çürümenin farkındadır ve bunu üyelerden gizlemek için sistemin politikacıları gibi yalan söyleme yöntemine başvurmaktadırlar.

DK’da yaşananlar hem TMMOB tarafından hem de dergimiz tarafından kayda alınmıştır. Bu başkanlar yalan söylemiyoruz iddiasında iseler, TMMOB yönetiminden, toplantıda çekilen videoyu web sitesinde yayımlamasını istesinler. Ya da kendi kayıtlarımızı biz yayımlayalım, imzaladıkları metinle yüzleşsinler.

TMMOB’nin devrimci demokrat duruşuna ve birlikte mücadele kültürüne sahip çıkıyoruz diyerek, bu birlikte duruşu birlikte yalan söyleme düzeyine alçaltan bu 21 başkanı kınıyoruz.

Adana'da Devrimci Mühendis Hasan Balıkçı Anması

18 Ekim 2002 de Şanlıurfa'da halk düşmanları tarafından yapılan bir organizasyon sonucu katledilen devrimci mühendis Hasan Balıkçı, 7. ölüm yıldönümünde doğduğu köy Kayışlı’da devrimci arkadaşları, sevenleri ve ailesi tarafından saygıyla anıldı.

Anmada +İvme dergisi yayın kurulu üyesi Ayhan Tuğcu, Adana Halk Cephesi adına Şemsettin Kalkan ve Adana Özgürlükler Derneği başkanı Mehmet Bıldırcın'ın yaptığı konuşmalarda Hasan Balıkçı’nın devrimci kişiliği ve hırsızlığa, soyguna ve namussuzlara karşı yaptığı mücadele anlatıldı. Devrimci, onurlu mücadelesinin sahiplendiğine vurgu yapılarak okunan şiir ve "Bize Ölüm Yok" marşı ile anma sonlandırıldı.

Her yıl Elektrik Mühendisleri Odası ile ortaklaşa yapılan anma bu yıl birlikte yapılamadı. EMO Adana Şubesi, 15-16 Ekim'de yaptığı İletişim Teknolojisi Sempozyumu nedeniyle "Adana'ya gelen misafirleri" neden göstererek Hasan Balıkçı anmasını 16 Ekim'de yaptı. Bu anma kararından Hasan Balıkçı'nın devrimci arkadaşları son dakikada bilgilendirilmiş ve anma saati habersiz bir şekilde daha erken bir saate alınmıştır. Bu tutum nedeniyle iki ayrı anma gerçekleştirilmek zorunda kalındı.

Bu yıl EMO'suz yapılan anmada yine bir ilk yaşandı. Anma boyunca jandarma tarafından kamera çekimi yapılarak anmaya gelen insanlar tedirgin edilmek istendi. Bu duruma karşı Hasan Balıkçı’nın yakın arkadaşlarından Ayhan Tuğcu ve Hasan’ın kardeşi Bahri jandarmanın yanına gidip tepki göstererek Hasan'ın katillerini ve işbirlikçilerini cezalandırmayan devletin; Hasan’ı sahiplenen devrimcileri ve ailesini tedirgin etmeye hakkı olmadığı hatırlatıldı.

Açıklama No.32: TMMOB Başkanı Mehmet Soğancı TMMOB Danışma Kurulu'nu İptal Etti.

ivme

Dergimize kürsüden hakaret eden Oda yöneticilerine cevap verme hakkımızı, demokratik kuralları işleterek kullandırtmak yerine

TMMOB BAŞKANI MEHMET SOĞANCI
TMMOB DANIŞMA KURULUNU İPTAL ETTİ

TMMOB yapısında danışma kurulları 70’li yıllarda kurulmaya başlanmış ve TMMOB ve odaların demokratik işleyişinin temelini oluşturmuştur. 12 Eylül sonrasında, darbe günlerinde bir gizli örgüt muamelesi görmemek için, danışma kurullarının tüzüksel olarak da tanımlanması zorunlu duruma gelmiştir. Tüzüksel yazımda, “demokrat üye” tanımı da yapılamadığından resmi bir üye tarifi yapılmıştır.

Mevcut etkin yönetim anlayışı TMMOB’yi ele geçirinceye kadar tüm TMMOB üyelerinin katılımına açık olan TMMOB Danışma Kurulu toplantılarında üyelerin konuşması esas alınmıştır. Çünkü temsili demokrasi üzerine kurulmuş TMMOB yapısında, üye görüş, öneri ve eleştirilerinin alınacağı başka bir mekanizma bulunmadığından, TMMOB yönetimine üye katılımının temel mekanizmasını, TMMOB Danışma Kurulu oluşturmuştur. TMMOB Danışma Kurulu bu demokratik işleyişiyle, örgüt içi demokratik işleyişin de güvencesi olarak görülmüştür.
Daha sonraki yıllarda, 70’li yıllarda oluşturulan yönetim anlayışını terk etmeye başlayan TMMOB yöneticileri TMMOB’yi, yasasında tanımlandığı ve sistemin istediği şekilde yeniden sistemin bürokratik bir kurumuna dönüştürmeye başlamış ve TMMOB Danışma Kurulu da üye katılımına kapatılmıştır.

“Hiyerarşiye” dayanan yeni bir “demokrasi” tarifi yapan mevcut TMMOB yönetimi, 4 Nisan 2009’da yapılan Danışma Kurulu toplantısında da aynı yöntemi kullanarak, birim yöneticilerine taşıdıkları unvanın önem sırasına göre söz vermiş, yönetim kurulu yedek üyelerini Danışma Kurulu üyesi saymamış, söz isteyen TMMOB üyelerine ise toplantı sonunda söz vererek göstermelik bir demokrasi anlayışı sergilenmiştir. Buna karşın söz alan üyeler TMMOB içinde yaşanan antidemokratik işleyiş sorununu gündeme getirerek, özellikle İMO’da yöneticilerin, öğrenci üyelere yönelttikleri sözlü ve fiziki saldırıların yaratacağı tehlikelere dikkat çekmişlerdir. Bu uyarılara kulaklarını tıkayan TMMOB ve oda yönetimlerinin bir kısmı, 3 Haziran 2009 tarihinde İMO Ank. Şb. Küçük Kurulu’nda yaşanan arbede sonrasında bu kez dergimize karşı topyekun saldırıya geçmiştir. 11 Haziran 2009 tarihinde ise İMO Küçük Kurulu’na katılmak isteyen devrimci-demokrat üyeler önce eli bıçaklı sokak serserileri desteğinde İMO’ya sokulmamak istenmiş, bunda başarılı olunamayınca da polis barikatı ile devrimci-demokrat üyelerin Küçük Kurul’a katılımı engellenmiştir. Bu olaylarda TMMOB ve MMO başkanlarının, İMO’ya gelerek doğrudan taraf olduğu gözlenmiştir.

Bu gelişmelere ve TMMOB yapısında artık üyelerin can güvenliğini tehdit eden boyuta ulaşmış antidemokratik uygulamalara karşı, dergimiz tarafından 27 Haziran 2009 tarihinde TMMOB önünde, ilk Danışma Kurulu tarihine kadar sürdürülmek üzere “TMMOB’de DEMOKRASİ İSTİYORUZ” talebiyle demokrasi nöbeti başlatılmıştır.

Bu talebimizi dikkate almak yerine, İMO yöneticileri, İMO üyesi yayın kurulu üyelerimiz hakkında disiplin soruşturması başlatarak demokrasi talebimize yanıt vermiş ve İstanbul’da ve hatta yurtdışında yaşayan yayın kurulu üyelerimizi onur kuruluna sevk etmişlerdir. Bu gelişmeler üzerine İMO önünde de demokrasi nöbeti tutulmaya başlanmıştır.

Demokrasi nöbetimiz TMMOB Danışma Kurulu gününe kadar haftada beş güne çıkartılmıştır. Kendini ülkemizdeki demokrasi mücadelesinin bir bileşeni olarak tarif eden bir örgütte, demokrasi talebinin gündem yapılması beklentisiyle dergimiz yayın kurulu üyeleri ve dergimiz okurları disiplinli bir şekilde ve TMMOB örgüt disiplinine uyarak 10 Ekim 2009 tarihinde yapılan TMMOB Danışma Kurulu’na katılmışlardır.

Açış konuşmasını yapan Mehmet Soğancı, TMMOB çalışmaları hakkında bilgi verdikten sonra, yaşanan ekonomik krize değinmiştir. Soğancı, krizin sorumlusunun kapitalist sistem olduğunu vurguladığı, esas olanın sisteme karşı sınıf mücadelesi olduğunu belirttiği konuşmasını siyasal bir partinin sloganlarına dayandırmıştır.

TMMOB’de son dönemde oluşturulan “hiyerarşik demokrasi” anlayışına karşı çıkmak ve tüm TMMOB üyelerine eşit koşullarda söz verilmesi talebini iletmek üzere usul hakkında söz isteyen Danışma Kurulu üyesi bir yayın kurulu üyemizi, TMMOB YK Başkanı “TMMOB usulleri bellidir” diyerek susturmuştur.

Ardından salondan söz talebi alınmadan, önceden kurgulanmış bir şekilde MMO YK Başkanı’na söz verilmiştir. MMO YK Başkanı konuşmasının sonunda, dergimizin adını vererek “TMMOB’de Demokrasi İstiyoruz” kampanyamızı hakaretamiz bir şekilde eleştirmiş ve dergimizi kınadığını belirtmiştir. Bunun üzerine toplantıyı yöneten divana, hem siyasi üslupla bağdaşmayan eleştirilere yanıt verme hakkımızı kullanma talebimiz ve hem de demokratik usullere uygun söz verilmesi doğrultusunda usul hakkında konuşma talebimiz bu kez yazılı olarak iletilmiştir.
TMMOB YK Başkanı Soğancı, yazılı taleplerimizi dikkate bile almayarak, toplantı öncesinde kurguladıkları şekilde bu kez İMO YK Başkanı’na söz vermiştir. İMO YK Başkanı konuşmasını tamamladıktan sonra, divana, söz hakkı verilip verilmeyeceği bu kez salondan sözlü olarak sorulmuş, divanı yöneten Soğancı ise bu sorulara yanıt vermek yerine, EMO YK Başkanı’na söz vermiştir. Bu arada söz verilip verilmeyeceği sorusu ısrarla sorulmuş buna karşı Soğancı ise yalnızca DK’nın resmi üyelerine söz verileceğini özellikle ve ısrarla vurgulamıştır. Bu sırada konuşmasını sürdüren EMO YK Başkanı kürsüden dergimize yönelik hakaretlere başlayınca, salondaki dergimiz okurları alkışlı protestoya başlamıştır. Protestolar altında konuşmasını tamamlamaya çalışan EMO YK Başkanı’nın ardından bu kez Şehir Plancıları Odası YK Başkanı’na söz verilmiştir. O da konuşmasında dergimize yönelik hakaretleri sürdürünce, alkışlı protesto sürmüştür. Protestolar altında ŞPO YK Başkanı’nın “konuşmasını tamamladığını” söyleyerek kürsüden inmesinin ardından, protestoların sürdüğünü gören Soğancı, toplantıya ara vermek zorunda kalmıştır.

Verilen bu ara sırasında, salonda bulunan başta TMMOB 2. Başkanı olmak üzere diğer TMMOB ve oda yöneticilerine, “amacımızın toplantıyı engellemek olmadığı, ancak yapılan eleştiri ve hakaretlere yanıt hakkı verilmesinin en basit ve temel demokratik işleyişin gereği olduğu” anlatılmıştır. Ayrıca verilecek bu söz hakkının çok dikkatli şekilde ve toplantıyı germek yerine, yatıştırıcı bir üslupta kullanılacağı konusunda da güvence verilmiştir. Buna karşın, toplantının bundan sonraki aşamasında ise, divan olarak cevap hakkı doğuracak konuşmalara müdahale etmeleri gerektiği talebimiz kendilerine iletilmiştir.

Bu konuşmalar sırasında, bazı oda yöneticileri, toplantının “resmi” olduğu hatırlatmış ve resmi üyeler dışındaki TMMOB üyelerine söz verilmesinin yönetmeliğe göre mümkün olmadığı ileri sürülmüştür. Buna karşı ise, esas olanın demokratik işleyiş olduğu, tüzük, demokratik işleyişe aykırı ise, TMMOB’nin demokratik geçmişinin örnek alınmasının zorunlu olduğu bu kişilere anlatılmıştır. Ayrıca daha önceki dönemlerde TMMOB Danışma Kurulları’nda öncelikli olarak üyelere söz hakkı verildiğine de dikkat çekilmiştir. Öte yandan, bu resmi bir toplantı ise, TMMOB’nin de devlet tarafından yasayla kurulmuş bir sistem organı olduğu ve yasasında TMMOB YK Başkanı’na kapitalist sisteme karşı “şimdi sınıf savaşı zamanı” diyerek bir sınıf mücadelesi çağrısı yapma görevi verilmediği hatırlatılmıştır. Buna karşın TMMOB YK Başkanı toplantı açılışında böyle bir konuşma yapabiliyorsa - ki konuşma içeriğine katılmasak da doğrusu budur ve TMMOB, sistemin verdiği görevi reddederek, yeniden emekten ve halktan yana bir örgüt olmalıdır - toplantının “resmiyetinden” de söz edilemeyeceği ve tüm TMMOB üyelerine eşit koşullarda söz hakkı verilmesi talebinin meşru bir talep olduğu belirtilmiştir.
TMMOB 2. Başkanı, bu taleplerimize olumsuz yanıt vermemiş ve salon dışında durumu değerlendiren yönetim kuruluna bu taleplerimizi götüreceğini bildirmiştir.

Buna karşın, toplantıyı yeniden başlatan Soğancı, hiçbir şey olmamış gibi ve üstelik daha önce dergimize hakaretler ederek konuşan ve konuşmasını tamamladığını belirterek kürsüden inen ŞPO YK Başkanı’na ikinci kez söz vererek keyfi yönetimini sürdürmüştür. Bunun üzerine yeniden cevap hakkı verilip verilmeyeceğinin sorulması üzerine Soğancı yeniden, yalnızca resmi üyelere söz vereceği vurgusunu yaparak toplantıyı sürdürmek istemiştir. Bu durumun demokrasiye aykırı olduğu uyarıları da dikkate alınmayınca salonda tartışmalar büyümüştür. Bu sırada, salondan bazı kişilerin yayın kurulu üyelerimize provokatif sözler ve davranışlarla sataştığı, bazı şahısların yayın kurulu üyelerimizin yakın plan fotoğraflarını çektiği gözlenmiştir. Yine bazı kişilerin sahneden yayın kurulu üyelerimiz üzerine saldırdığı (video kayıtlarımızda mevcuttur) saptanmıştır.

Tüm bunlara karşın, provokasyona gelmeyen yayın kurulu üyelerimiz ve dergi okurlarımız, sözlü tartışmalara girseler de, yapılan hakaretlere aynı düzeyde yanıt vermeyerek sakinliklerini korumuşlardır.

Bu gelişmelerin ardından, TMMOB Danışma Kurulu’nda demokrasiyi işletmek ve en temel hak olan demokratik cevap hakkını kullandırtmak yerine, Mehmet Soğancı toplantıyı iptal etmeyi tercih etmiştir. Soğancı’nın demokratik işleyişe karşı bu katı tutumu aynı zamanda, TMMOB Danışma Kurulu'na katılan TMMOB üyelerinin tümünün ifade özgürlüğünü de ortadan kaldırmıştır.

Bu durum, TMMOB’nin getirildiği noktanın ne kadar vahim olduğunu, yöneticilerinin söylemi ile eylemi arasındaki zıtlığın had safhaya ulaştığını ve sağduyulu üyelere ne kadar büyük görevler düştüğünü ortaya koymuştur.

Dünyanın hiçbir yerinde demokratik haklar egemenlerin yazdığı kurallara boyun eğerek kazanılmamıştır. Tam tersine, yasalarda ve yönetmeliklerde ne yazarsa yazsın, yaşamın her alanında demokrasi talebi meşru bir taleptir. Ne pahasına olursa olsun bu talep dile getirilir ve bunun için mücadele edilir. TMMOB yönetimi disiplin soruşturmalarıyla ve onur kurullarıyla bizi yıldıramayacak, tam tersine sergiledikleri baskıcı tutumlarla tarihe geçeceklerdir.

TMMOB’DE DEMOKRASİ İSTİYORUZ talebi de meşru bir taleptir. Bedeli ne olursa olsun bunun için mücadele edilecek ve mücadelemiz yeni biçimleriyle sürdürülecektir.

YAŞASIN TMMOB ÖRGÜTLÜLÜĞÜ

Mühendislik, Mimarlık ve Planlamada
Artı İVME