AB etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
AB etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

30 Ekim 2009 Cuma

EMO Yetkin/Yetkili/Uzman Mühendislik Kavram ve Uygulamaları Kurultayı Yapıldı

Elektrik Mühendisleri Odası (EMO) adına EMO İstanbul Şubesi’nin düzenlediği Yetkin/Yetkili/Uzman Mühendislik Kavram ve Uygulamaları Kurultay’ı 24-25 Ekim tarihlerinde Yıldız Teknik Üniversitesi Oditoryum Salonunda gerçekleştirildi.

Kurultay‘ın amacı, gerek EMO içerisinde gerekse TMMOB bünyesinde tartışılan ve farklı uygulama şekilleri bulunan yetkin, yetkili ve uzman mühendislik kavramlarının, EMO içerisinde sağlıklı bir şekilde tartışılmasını sağlamak ve bu tartışma sonucunda EMO örgütlülüğünde bir karar birlikteliğine varabilmek olarak açıklansa da, Kurultay’da karar almaya dönük bir düzenleme olmaması katılımcılar tarafından bu amacın sorgulanmasına yol açtı.

İki gün süren Kurultay her bir oturum ayrı bir forum şeklinde olmak üzere, 4 oturum ve 1 forum şeklinde düzenlendi. EMO ve EMO-Genç üyelerinin çok büyük bir kısmını oluşturduğu yaklaşık 250 katılımcı kurultaya katıldı. Kurultay, açılış konuşmaları ve yerel etkinliklerin bilgilendirmeleri ile başladı. Kurultay öncesi 9 ilde gerçekleştirilen yerel etkinliklerin sunumundan sonra, ilk oturum “AB Uyum Yasaları, GATS süreci ve Türkiye’deki Yasal Düzenlemeler” başlığı altında gerçekleştirildi. İlk günün son oturumu ise “Mühendislik Eğitimi, Akreditasyon, YÖK ve Diploma Unvanları” başlığını taşıyordu. Her iki oturum da Kurultay Düzenleme Kurulu’ndan bir üyenin çerçeve sunumu ile başladı. Kurultay hazırlık sürecinde yaşanan sorunlar ve Kurultay’ın formatının dışına çıkarılarak karar alma sürecinin engellemesi ile yaşanan gerginlik ilk günkü oturumlara yansıdı. İlk günkü oturumlarda somut önerilerden çok polemikler ön plana çıktı. Ayrıca Kurultay’da EMO ve EMO-Genç üyelerinin eşit söz hakkı olması kararlaştırılmış olmasına karşın ilk günkü oturumlarda, EMO-genç üyelerinin söz kullanımı ile ilgili de sorunlar yaşandı.

Kurultayın ikinci günü, “Yetkin/Yetkili/Uzman Mühendislik Belgelendirme, Mesleki Yeterlilik, Meslek İçi Eğitim ve TMMOB İçi Uygulamalar” oturumu ile başladı. Tartışma şekli ve söz kullanımı ile ilgili ilk gün yaşanan sorunlar, ikinci gün aşılabildi. Kurultayda karar alınamadığından, ortaklaşılan ve ortaklaşılamayan konularda Kurultay Sonuç Bildirgesi’ni oluşturmak üzere bir komisyon kuruldu. Çok sayıda EMO ve EMO-Genç üyesinin söz aldığı ikinci gün somut önerilerin tartışıldığı bir ortam sağlanabildi.

Kurultay katılımcılarının kürsüden yoğun olarak dile getirdiği görüşler;

  • Mühendislik eğitiminin, mühendislik mesleğini uygulamaya yeterli olmadığını düşünen ve akademik eğitim sonrası zorunlu çalışma ve sınavlarla yeni bir süreç tanımlayan yetkin mühendislik gibi uygulamalara karşı çıkılmalıdır.

  • AB-GATS sürecine ve bu sürecin mühendislik-mimarlık alanında içinde bulunduğu bütün meslek alanlarına dönük saldırılarına karşı çıkılmalıdır.

  • Yetkin mühendislik, belgelendirme ve akreditasyon konuları AB-GATS sürecinin yansımalarıdır.

  • YÖK’ün 2005 yılında aldığı diplomalara unvan yazılmama kararına karşı EMO ve TMMOB olarak dava açılmalıdır.

  • Eğitimin niteliksizleştirilmesine karşı, demokratik üniversite talebi ile parasız, bilimsel, anadilde eğitim mücadelesi verilmelidir.

  • EMO ve TMMOB, mühendislik eğitimine müdahil olmalıdır, yetersiz akademik kadro ve yetersiz altyapı ile açılan mühendislik fakültelerine karşı çıkılmalıdır.

  • Mühendislik mesleğinin icrasında yaşanan sorunların çözümü kamusal denetim ile sağlanabilir.

  • Meslek içi eğitim mühendislerin ihtiyacı olan mesleki ve teknik bilgilerin geliştirilmesi amacı ile yapılmalı fakat meslek içi eğitimde belgelendirme, sınav, iş yapma yetkisi gibi zorunluluklara karşı çıkılmalıdır.

  • Üniversite eğitiminin ticarileştirilmesine, Bologna süreci ile başlayan üniversitelerin dönüşüm sürecine, üniversitelerin sermaye lehine yeniden yapılandırılmasına karşı çıkılmalıdır. Bu amaçla öğrenciler ve akademisyenlerle ortak çalışmalar yapılmalıdır.

  • AB-GATS süreci, ülkede yapılan düzenlemeler (mesleki yeterlilik kurumu, YÖK, yabancı mühendislerin çalışması hakkındaki kanun), sermayenin nitelikli emek gücünü ucuza istihdam etme isteği, üniversite eğitiminde yaşanan ticarileşme süreci bütünlüklü ele alınmalıdır ve bütünlüklü bir karşı çıkış sağlanmalıdır.

Kurultay, hazırlık sürecinde yaşanan tüm olumsuzluklara ve karar almaya dönük bir düzenleme olmamasına rağmen, özellikle İvme Dergisi’nin Yetkin Mühendislik sayısında dile getirilen görüşlerin, Kurultay katılımcılarının büyük bir kısmı tarafından kürsüden ifade edilmesi ve en azından Yetkin Mühendislik uygulaması karşısında bir mutabakat sağlanmış olması açılarından önemli sonuçlar üretmiştir.

Kurultay, sonuç bildirgesi komisyonundan bir üyenin taslak metni kurultay katılımcılarının onayına sunması ile son buldu.

Sonuç bildirgesinde ortaklaşılan görüşlerden bazıları,

  1. Elektrik Mühendisleri Odası (EMO) gündeminde Yetkin Mühendislik uygulaması yoktur. EMO’da Yetkin Mühendislik savunulmamaktadır. EMO bu konuda yapılacak tüm girişimlere karşı mücadele eder.

  2. AB-GATS ve DTÖ den gelen tüm uyumlaştırma dayatmalarına EMO karşı durur.

  3. Üniversite Eğitimi ile ilgili önerilerimiz TMMOB II. Mühendislik Mimarlık Kurultayında “Mesleki yeterlilik – Mesleki YetkinlikMesleki Eğitim” başlığı altında yer alan Üniversite Eğitimi ile ilgili aldığı kararlardan yararlanır ve bunları yukarıdaki mantıkla güncelleştirir.

  4. Meslektaşlarımızın bilimsel ve teknik formasyonlarını geliştirici Meslek içi Eğitim ticarileştirilmeden sürdürülmelidir.

  5. TMMOB EMO mühendislik eğitiminde, üniversitelerde yeni bölüm açılmasında, bölüm kontenjanlarının belirlenmesinde söz hakkı talep etmeli ve müdahale etme araçlarının geliştirilmesini sağlamalıdır.

  6. TMMOB EMO gerici ve ezberci eğitim sistemine karşı parasız, bilimsel, özerk ve demokratik üniversiteyi savunmalıdır.

  7. Diplomalara unvan yazılmaması konusunda EMO hukuki süreci başlatmalıdır, Yükseköğretim Kurulu’nun bu kararına karşı dava açmalıdır ve TMMOB’nin de davaya müdahil olmasını talep etmelidir.

Kurultay katılımcılarının çok büyük bir kısmı akreditasyon konusunun, üniversitelerin yeniden yapılandırılması, ticarileştirilmesi ve tek tipleştirilmesi sürecinin bir parçası olduğunu belirtmesine rağmen, akreditasyon sonuç bildirgesinde ortaklaşılamayan konular arasında yer aldı.

Belgelendirme konusunda da Kurultay katılımcılarının çok büyük bir kısmı, belgelendirmenin nitelikli emek gücünün sınıflandırılmasına ve değersizleştirilmesine yol açacağını, belgelendirmenin yetkilendirmenin bir şekli olduğunu ve yetkin mühendislik tartışmasından ayrı değerlendirilemeyeceğini belirtmesine karşın, belgelendirme de sonuç bildirgesinde ortaklaşılamayan konular arasında yer aldı.

Kurultay sonuç bildirgesinin en kısa sürede açıklanacağı belirtilerek Kurultay bitirildi.

13 Aralık 2008 Cumartesi

Açıklama No:12 Alev Şahin ve tüm haksız yere tutuklananlar derhal serbest bırakılmalıdır


AKP iktidarının göstermelik demokratlığının ve hukuk savunuculuğunun bir kez daha ortaya çıktığı günler yaşıyoruz. Türban söz konusu olduğunda mağdur rolü oynayarak demokrasi havarisi kesilen, din ve vicdan özgürlüğünden, ifade özgürlüğünden bahseden AKP, muhalif tüm kişi ve kurumlara karşı ise baskı ve sindirmeyi temel yöntem olarak kullanmaktadır. AKP’nin özgürlüğü türbanla sınırlıdır. AKP’nin demokrasisi kendisine verilecek oylarla sınırlıdır. Kimilerinin görmek ve göstermek istediği gibi AKP değişmemiştir, tersine her zamanki takiye yöntemlerini kullanarak iktidarını devam ettirmeye çalışmaktadır.

Diğer taraftan AKP’nin siyasal rant amaçlı kullandığı türbana karşı oluşturulan laik cephenin durumu da farklı değildir. Onlar da laikliği rant amaçlı kullanmakta, suni gündemler oluşturarak suni bir saflaşma yaratmaktadırlar. Ne gerici AKP’nin ne de statükocu laikçilerin amaçları arasında halkın sorunlarının çözümü yoktur. Tersine halkın taleplerine karşı iki kesim de bir olmakta, hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasında hatta baskı ve zulüm politikalarında birlikte davranmaktadırlar. İki kesim de emperyalizmin talan politikalarını savunmaktadır. İki kesim de sömürünün memleketin en ücra köşesine kadar yaygınlaştırılmasının, halkın açlığa, yoksulluğa ve işsizliğe mahkum edilmesinin sorumlusudurlar.

Bugün ülkemizde;

Enerji dağıtımı özelleştiriyor, nükleer santraller için ihaleler açılmakta, ülkemizin kendi kaynakları dururken alım garantili doğalgaz anlaşmalarıyla ülkemizin gelirleri dışa akıtılmaktadır.

Halkın beslenmesi genetiğiyle oynanmış gıdalar üreten uluslararası tekellere emanet edilmektedir.

Tarımsal alanda kendi kendine yetebilecek olan ülkemiz emperyalist tarım politikalarıyla dışa bağımlı kılınmakta, kırsal kesimde yaşayan insanlar yoksulluğa mahkum edilmektedir.

Orman arazileri satılmakta, madenlerimiz, yeraltı kaynaklarımız satılmakta, akarsular bile özelleştirilmekte, su parası olanın kullanabileceği bir metaya dönüştürülmektedir.

Kentsel dönüşüm projeleriyle insanlarımız evsiz bırakılmakta, boşaltılan büyük araziler tekellere paşkeş çekilmektedir.

Hizmet alanları uluslararası sözleşmeler uyarınca uluslararası tekellerin sömürüsüne açılmakta, meslek alanlarında buna uygun bir dönüşüm gerçekleştirilmektedir.

Kısacası tüm varlığımız çokuluslu şirketlerin emrine sunulmaktadır.

Bu koşullarda halkın bu saldırılar karşısında susması beklenemez. Bunun ise iktidar gözünde karşılığı baskıdır, zulmüdür, işkencedir.

Sokak ortasında dergi sattığı için kurşunlanarak sakat bırakılanlar, gözaltında işkence görenler, yürüyüşlerde kurşunlananlar, 1 Mayıs’ta İstanbul’da yaşananlar, basılan demokratik kurumlar, uydurma gerekçelerle tutuklananlar son dönemde yaşanan “demokratikleşme” örneklerinin birkaçıdır.

Yayın Kurulu üyemiz, mimar Alev Şahin de iktidarın demokratlığından nasibini alanlardan biridir. Alev Şahin 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nde emekçi kadınların hakları için yürümüş ve bu eylemi suç sayılarak gece evine yapılan baskınla 24 Mart tarihinde gözaltına alınarak uzun bir gözaltı sürecinden sonra tutuklanmıştır. Saldırılar bununla da sınırlı kalmamış, cezaevi girişinde yayın kurulu üyemize saldırıda bulunulmuştur.

Alev Şahin halkının sorunlarına duyarlı, emperyalizme ve onun taşeronu iktidara karşı halkı bilinçlendirmeye çalışan, bu ülke topraklarının aydınıdır. Alev Şahin hak ve özgürlük mücadelesi veren devrimci bir mimardır. Tutuklanmasının sebebi de şu ya da bu değil, yalnızca düşünceleri ve mücadelesidir.

Ülkemizin hapishaneleri Alev Şahinlerle doludur. Hapishanelerin yarısından fazlasını henüz hüküm giymemiş tutuklular oluşturmaktadır. Yalnızca bu bile nasıl bir ülkede yaşadığımızın kanıtıdır. En temel hukuksal ifadedir: “Kişi suçu ispatlanana kadar masumdur.” Alev’in bir suçu yoktur. Bir suç iddiası varsa bile, yine de Alev Şahin’in tutuklanması gerekli değildir. Zira tutuklamanın yasal gerekçesi “delil karartma ihtimali” veya “kaçmak”tır. Oysa ortada karartılacak bir delil bulunmamaktadır. Diğer taraftan Alev Şahin, Mimarlar Odası Ankara Şubesi sekreter yardımcısıdır, ev ve iş adresi bellidir. Dolayısıyla bu koşullarda gerçekleştirilen tutuklamanın hiçbir mantıklı açıklaması yoktur.

Yalnızca son altı ay içerisinde Ankara’da, Adana’da, Sivas’ta onlarca kişi ironik gerekçelerle tutuklanmıştır. Bu gerekçeler arasında mitinge katılmaktan döviz taşımaya, mezar ziyaretine gitmekten Mahir Çayan’ın kitabını okumaya, internet sitesine girmekten karikatür sergisi yapmaya kadar ilginç gerekçeler bulunmaktadır.

İktidar “ben istediğimi yaparım, ülkeyi de satarım” derken kimsenin sesinin çıkarmamasını istemektedir. Halktan, verilenle yetinen, kaderine razı olan tebaa olması beklenmektedir.

Yıllarca AB’nin direktifleriyle, demokratikleşme paketleriyle halkın taleplerinin çözüleceği havasını yaratanlar ülkemizin bugünkü tablosuna dikkatle bakmalıdır. Alev Şahin’in tutuklanması bile tek başına bu pembe tabloları yerle bir etmektedir. Soruyoruz: Bu ülkede demokrasi var mıdır? Bu soruya olumlu yanıt vermek mümkün değildir. Bu ülkede düşünce ve ifade özgürlüğü var mıdır? Bu sorunun da yanıtı “hayır”dır.

İnsanlara bu ülkede sesini çıkaran herkes, bu kişi mimar-mühendis bile olsa, tutuklanabilir demek istenmektedir. Yapılmak istenen, kısaca, gözdağı vermektir.

Bu koşullarda özgürlük talepleri herkesin birlikte vereceği mücadelelerle kazanılacaktır. Bu noktada Alev’e sahip çıkmak kendimize, haklarımıza sahip çıkmakla eşanlamlıdır. Şu anda “hepimiz Aleviz” diyebilmek, “biz de 8 Mart’ta Alev’le birlikteydik” diyebilmek çok önemlidir.

İktidar halka dönük baskı ve saldırı politikalarına son vermelidir. Düşünce ve ifade özgürlüğü en temel haklardandır. Düşünce ve ifade özgürlüğü önündeki engeller kaldırılmalıdır. Alev Şahin ve tüm haksız yere tutuklananlar derhal serbest bırakılmalıdır.

Mühendislik, Mimarlık ve Planlamada
Artı İVME

Açıklama No:7 Yetkin-Yetkili Mühendislik Uygulamasını Durdurduk


İnşaat Mühendisleri Odası tarafından başlatılan Yetkin Mühendislik uygulaması Danıştay kararıyla durduruldu

Türkiye’yi yönetenlerin GATS anlaşmasına 1995 yılında imza atması ve ardından gelişen AB uyum süreci ile gündeme gelen YETKİN MÜHENDİSLİK uygulamasına karşı İVME adına inşaat mühendisi bir meslektaşımız tarafından Danıştay’da açılan davanın ilk raundunu İVME kazandı.

Bilindiği gibi, ulusal teknik gücümüzün tasfiyesine yol açacak olan yetkin-yetkili mühendislik uygulaması TMMOB’deki etkin yönetim anlayışı tarafından sahiplenilmiş ve bununla da kalınmayarak AKP Hükümeti siparişiyle TMMOB yöneticileri tarafından bir YETKİLİ MÜHENDİSLİK YASA TASARISI hazırlanarak AKP hükümetine sunulmuştu.

Buna bağlı gelişen süreçte, ileride özellikle genç meslektaşlarımızın sırtından oluşacak pastadan pay kapma yarışına giren İMO, MMO, HKMO, JFMO, PMO uzman ve yetkin mühendis yönetmeliklerini birbiri ardına yayınladılar. Bunlardan, ABD’de uygulanan “professional engineering” yönetmeliklerinden kopyalanarak İMO tarafından hazırlanan YETKİN İNŞAAT MÜHENDİSLİĞİ YÖNETMELİĞİ, yasayla tanımlanmamış bir unvanın kullanılması ve meslektaşlar arası eşitsiz iş ilişkisi yaratması gibi boyutlarıyla mevcut yaslarla da aykırı hükümler de içermekteydi.

Bu yönetmeliğe karşı dergimiz adına İnş. Müh. Ercan Atalay tarafından, 2006/5860 esas sayı ile açılan davada, Danıştay 8. Dairesi 6 Kasım 2007 tarihinde oybirliği ile yürütmeyi durdurma kararı verdi. Kararın gerekçesinde şöyle denilmektedir:

Dava konusu Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği İnşaat Mühendisleri Odası Yetkin İnşaat Mühendisliği Yönetmeliği ile “meslek bilgisi, deneyimi birikimi ve etik anlayışla belli bir olgunluk düzeyine erişmiş olan inşaat mühendislerinin tespitini ve belgelenmesini amaçlayan bir yetkin inşaat mühendisliği düzeninin oluşturulması ve bu düzenin işleyiş ilkelerini belirleme” amaçlanmış ise de; mühendislik mesleğinin niteliği, mühendis ve yüksek mühendis gibi unvanların neler olduğu ve bunların kimler tarafından kullanılacağı, ayrıca meslek alanında lisans eğitimi sonrasındaki yüksek lisans, doktora, doçentlik, profesörlük gibi aşamalar ilgili düzenlemelerin yukarıda açıklanan 3458 ve 2547 sayılı Yasalarda düzenlenmiş olması karşısında anılan Yasa hükümlerinin verdiği açık bir yetkiye dayanmayan ve anılan yasal düzenleme yer alan tanımları aşar bir şekilde yeni tanımlar ve düzenleme getiren dava konusu yönetmelikte yetki yönünden hukuka uyanık bulunmamaktadır.

Bu karar, dergimiz tarafından bugüne kadar savunulan “mühendislik eğitiminde belgelendirme üniversiteler tarafından yapılmalı, odaların yapması gereken ise, kimin neyi bildiğini ölçmek yerine üretilen mühendislik hizmetinin kalitesini denetlemek olmalı” şeklindeki İVME görüşünün de haklılığını ortaya koydu.

Davanın bu ilk aşamasında İMO tarafından davaya karşı verilen savunma dilekçesi ise bir başka gerçeği ortaya koymuş durumdadır. Dergimiz tarafından yöneltilen emperyalist bir projenin savunuculuğu suçlaması karşısında, TMMOB etkin yönetim anlayışı, yetkin-yetkili mühendislik uygulamasının ülkemizin gereksinimi olduğunu savunmuşlar ve öte yandan da “biz yapmazsak başkaları yapacak” demişlerdi. Oysa İMO tarafından yapılan savunmada, bu uygulamanın AB sürecinin zorunlu bir uygulaması olduğu iddia edilmiştir. Bu durum, TMMOB etkin yönetim anlayışının öznel niyeti ne olursa olsun, nesnel olarak AB hizmet tekelleri karşısında meslektaşlarımızın tasfiyesi ile sonuçlanacak bir sürece dahil olduklarını belgelemiştir.

Bir başka sonuç ise, TMMOB etkin yönetim anlayışı tarafından bu sürecin kaçınılmaz bir süreç olduğu savına karşı, asıl olanın mücadele etmek olduğunu ve hiçbir sürecin kaçınılmaz olmadığı sonucudur.

Meslektaşlarımızı uluslararası hizmet tekellerinin ucuz iş gücü yapacak olan yetkin-yetkili mühendislik uygulamalarına karşı mücadelemiz sürecektir.

Açıklama No:6 TMMOB’deki Etkin Yönetim Anlayışı Anti-Demokratik Uygulamalarında Sınır Tanımıyor


TMMOB’deki etkin anlayış bu kez de, Mühendislik, İstihdam ve Ücretlendirme Sempozyumunda sunmak istediğimiz bildirilerimizi sansürledi…”

TMMOB içi muhalefete karşı, benzeri görülmemiş bir baskı politikası izleyen TMMOB’deki etkin yönetim anlayışı bu kez de, muhalefeti susturabilmek için kendi oluşturduğu kurul ve kuralları bile çiğneyerek Mühendislik, İstihdam ve Ücretlendirme Sempozyumunu bilim dışı bir organizasyon haline getirdi.
Bilindiği gibi, dönem başında Mühendislik, İstihdam ve Ücretlendirme Sempozyumun TMMOB adına MMO tarafından düzenleneceği duyurulmuş ve birinci duyuru broşürüyle konuyla ilgili bildiri özetlerinin 30.04.07 tarihine kadar iletilmesi istenmişti. Bildiri verecek kişi veya kuruluşlar için ise bir kısıtlama getirilmemişti. 27.04.07 tarihinde +İvme Dergisi adına sunulacak, “GATS ve AB Sürecinde Yetkin/Yetkili Mühendislik” ve “Mühendislikte Asgari Ücret” başlıklı iki bildiri özeti Sempozyum Düzenleme Kuruluna iletildi. Sempozyum duyurusunda, sunumu kabul edilecek bildirilerin 13.07.07 tarihine kadar Düzenleme Kuruluna iletilmesi isteniyordu.

Bildiri içerikleriyle ilgili konuları, 2.06.07 tarihinde düzenlenen sempozyumla ilgili İstanbul Bölge toplantısındaki tartışma ortamına taşımamıza ve bu toplantıda bildirilerin kabul ve reddiyle ilgili bilgi istememize karşın 10.09.2007 tarihine kadar tarafımıza yazılı olarak bir bilgi verilmedi. Fakat, TMMOB yönetiminin, bildirilerin değerlendirilmesinde Düzenleme Kurulunu devre dışı bıraktığı öğrenildi.

10.09.07 tarihinde ise, düzenleme kurulu bir yazıyla, “GATS ve AB Sürecinde Yetkin/Yetkili Mühendislik” bildirisinin ret edildiğini, “Mühendislikte Asgari Ücret” bildirisinin ise sempozyumda sunumu yapılmaksızın bildiriler kitabında basılabileceğini bildirdi.
TMMOB’nin getirildiği nokta açısından ibret verici böyle bilimsel etik dışı teklifin TMMOB adına nasıl yapılabildiği bizi hayrete düşürdü.

Bilindiği gibi, sempozyumlar bilimsel etkinliklerdir ve tezlerin tartışmaya açılması, tartışmalar sonucunda bu tezlerin geçerliliğinin kanıtlanması amacıyla düzenlenirler. Tartışmalarla çürütülen tezler ise bilimsel geçerlilik kazanamazlar. Bu nedenle, tartışmaya açılmamış veya açılmayacak bildirilerin, bildiriler kitabında yayınlanması bile düşünülemez. Bu çerçevede bakıldığında, bu teklif bilime aykırı ve etik olmayan bir tekliftir ve tam anlamıyla bir skandal niteliğindedir.

TMMOB’deki etkin yönetim anlayışının 12 Eylül dönemini anımsatan bu tutumu, tam anlamıyla bir sansür uygulamasıdır. Bu anlayış, kendisine muhalif olduğunu düşündüğü her kişi ve grubu baskı altına almaya çalışmakta ve örgüt içi muhalefeti yok etmeyi hedeflemektedir. Fakat anlayamadığımız, böyle bir anlayışa sahip olmadığını düşündüğümüz bazı Düzenleme Kurulu üyelerinin, bu anti demokratik uygulamaları içlerine sindiriyor olabilmeleridir.

Elbette TMMOB’nin çok güçlü demokratik gelenekleri vardır ve bu gelenekler örgütümüz içinde kendi dinamiklerini yaratacak ve örgütümüzü bu trajik ve trajik olduğu kadar da komik uygulamalardan kurtararak yeniden demokratik bir yapıya kavuşturacaktır.

Mühendislik, Mimarlık ve Planlamada

Artı İVME

Açıklama No:5 Teoman Öztürk'ü Her Gün Anmak..


Teoman Öztürk her yıl bir kez olduğu gibi, bu yıl da 13. kez mezarı başında anılacak. 1973-1980 yılları arasında yükselen TMMOB mücadelesi ile özdeşlesen bu isme karşı bu yıl da görevimizi yapmış mı olacağız?
Dünyada mücadelelerle özdeşleşmiş isimler eğer sistem için tehlikeli imgelere dönüşmüşlerse genellikle iki yönetme başvurulduğu hemen herkesçe bilinir.

Birinci yöntem bu isimlerin kitleler nezdinde itibarsızlaştırılması ve unutturulmasıdır. Bu şekilde o isimle özdeşleşmiş mücadele anlayışı da unutturulmak istenir. Fakat bazen mücadele ile özdeşleşmiş isimler o kadar güçlü karakterler haline gelir ki, ne yapılırsa yapılsın bu isim ortadan kaldırılamaz. O zaman başvurulan ikinci yöntem ise, isim ile mücadele anlayışını birbirinden ayırarak ismi tek başına içi boş bir imge haline getirmeye çalışmaktır. Bu şekilde, isim, çağrıştırdığı mücadele anlayışından kopartılarak içi boş bir medya aracına dönüştürülmek istenir. Böyle bir ismin, özdeşleştiği geçmişteki mücadele ile bağları kopartılır ve bu mücadele ile hiç alakası olmayan özellikleri ön plana çıkartılır. Örneğin ne kadar yakışıklı olduğu gibi…

Lenin için, Che için, ülkemizde Deniz Gezmiş için bu ikinci tür yöntemler sürekli gündemdedir.

1973-1980 yılları arasıda toplumsal mücadelenin bir parçası olan TMMOB ve TMMOB mücadelesinin öne çıkardığı Teoman Öztürk için de bu gün buna benzer bir süreç yaşatılmaktadır.

80 öncesi, o zamanki adıyla Avrupa Ortak Pazarına “onlar ortak biz pazar” sloganıyla karşı çıkan TMMOB’nin bugünkü yöneticileri, Ortak Pazarın bugünkü şekli olan Avrupa Birliği’ne karşı çıkamamakta ve hatta mücadele zeminini “AB giriş süreci” olarak seçmektedir. Aynı yöneticiler 364 gün bu politikaların peşinde koşarken, 365. gün ise Teoman Öztürk’ü anmayı ise ihmal etmemektedirler.

TMMOB’yi bir kitle örgütü olmaktan çıkararak ayrıcalıklı ve bir avuç “yetkin-yetkili” mühendis ve mimarın örgütü yapmaya çalışan bu yönetim anlayışını, Teoman Öztürk daha 1989 yılında uyarmaktaydı oysa…
Şimdi, 1989 yılında yapılan TMMOB Olağanüstü Tüzük Kurultayına davet edilmediği halde katılan ve delege olmadığı halde kürsüden konuşan Teoman Öztürk’e kulak verelim. O zamanlar henüz delege olmasalar da TMMOB üyelerinin kürsülerden konuşabildiğini ise not edelim.

Konuşmasında TMMOB ve birim yöneticilerini uyaran Teoman Öztürk özetle “mal, mülk iş hanı alınarak kaynakların heba edilmesi yerine, tüm kaynakların örgütlenmeye ayrılmasının” önemini anlatırken adeta 18 yıl öncesinden TMMOB’nin bu gün getirileceği yerin ne kadar vahim bir durum olacağını haber veriyordu.
Bu gün, trilyonluk bütçelere ulaşmış TMMOB birimlerinin gelir kalemleri içinde üye ödenti gelirleri yüzde birin altına düşerek binde mertebelerine inmiş, Türkiye’de mühendis ve mimar sayısı artarken çalışmalara üye katılımı gerilemiş bir TMMOB’nin yöneticileri, Teoman Öztürk’ü anıyor.

Teoman Öztürk unutturulamıyor ama ismiyle bütünleşmiş 80’li yılların TMMOB’si unutturulmak için artık TMMOB’nin toplumsal mücadeleye katılmasından değil, AB giriş sürecindeki mücadelesinden söz ediliyor.
Teoman Öztürk’ü yılda bir kez mezarı başında anarak değil, yılın her günü mücadelesinde yaşatacak bir TMMOB yönetim anlayışını yeşertmek gerekiyor.

Bunun adı artık Teoman Öztürk’ü anmak değil, Teoman Öztürk’ü TMMOB mücadelesinde yaşatmak oluyor.
Teoman Öztürk’ü mücadele anlayışıyla da yaşatacak bir TMMOB’yi yeniden kurmaya uğraşmak aynı zamanda Teoman Öztürk’ü her gün anmak demek oluyor.

Teoman Öztürk’ü her gün analım!

Mühendislik, Mimarlık ve Planlamada

Artı İVME

Açıklama No:4 Yabancıların Çalışma İzinleri Hakkında Kanun


"Yabancıların Çalışma İzinleri Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun" tasarısı 23 Mayıs 2007 gecesi Meclis Genel Kurulu'nda kabul edildi. Cumhurbaşkanı Sezer, “Türk mühendis ve mimarların aleyhine olacağı” gerekçesi ile yasayı veto etti. Ülkemizde zaten yıllardır yabancı mühendis ve mimarlara çalışma izni verilirken, son yasa değişikliği ile ne yapılmak istendi? Bunun için 2003 yılında kabul edilmiş olan 4817 sayılı YABANCILARIN ÇALIŞMA İZİNLERİ HAKKINDA KANUN’a bakmakta yarar vardır.

4817 sayılı yasanın değişiklikten önceki ve sonraki hali arasındaki en önemli fark, yabancılara izin almaksızın bir yıl süreyle çalışma hakkı verilmesi ve izin alma sırasında “kilit personel” gibi ne olduğu belli olmayan bir tanımlama ile istenilen kişilere çalışma izni alma kolaylığı getirilmiş olmasıdır.

İzin belgesini verecek makam olarak ise, yetkin-yetkili mühendislik uygulamasına paralel olarak kurulması düşünülen, halihazırda, lisans eğitimi gerektirmeyen meslekler için tanımlanmış olan “Mesleki Yeterlilik Kurulu” benzeri, mühendislerin hangilerinin yetkin olduğuna karar verecek bir kurul tarif edilmiştir. Yakın gelecekte bu kurulun yasası da meclis gündemine gelecektir. Zaten Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın siparişi üzerine TMMOB tarafından hazırlanmış bir yasa tasarısı da bulunmakta ve TMMOB yöneticileri bu işlerin kendilerine bırakılacağı hayalini kurmaktadır.

Aslında bu son değişiklik yasasından önce, 4817 sayılı yasada ulusal teknik gücümüz aleyhine daha vahim düzenlemeler zaten yapılmış durumdadır.

4817 sayılı yasanın kapsam maddesinde “Bu kanun (…) Karşılıklılık ilkesi, uluslararası hukuk ve Avrupa Birliği hukuku esasları dikkate alınarak çalışma izninden muaf tutulan yabancılar dışında, Türkiye’de bağımlı ve bağımsız olarak çalışan yabancıları, bir işveren yanında meslek eğitimi gören yabancıları ve yabancı çalıştıran gerçek ve tüzel kişileri kapsar.” denilmektedir.

Kanunun 8. maddesinde sayılan istisnalar içinde ise “e. Avrupa Birliği üyesi ülke vatandaşları ile bunların Avrupa Birliği üyesi ülkelerin vatandaşı olmayan eş ve çocuklarına (…) bu Kanunda öngörülen sürelere tabi olmaksızın çalışma izni verilebilir.” ifadesi dikkat çekmektedir.

Yani özetle, ikili anlaşmalarla ve AB uyum sürecinde yabancılara, daha doğru bir deyişle yabancı hizmet sermayesine, daha da doğrusu uluslararası hizmet tekellerine koşulsuz çalışma izinleri zaten verilmiş durumdadır.

Durum böyleyse bu son değişikliğe niçin gerek duyulmuştur?
Bunun yanıtı çok basittir. Emperyalist tekellere peşkeş çekilen ülkemiz, ikili anlaşmalar veya AB süreci kapsamına girmeyen emperyalist ülke tekellerine de GATS kapsamında sunulmaktadır. AB tekelleri karşısında haksız rekabetle karşı karşıya kaldığını düşünen diğer tekeller dikkate alınarak, ülkemizin sömürüye “adil” ve herhangi bir tekele “haksızlık” yapılmayacak şekilde açılması düzenlenmektedir.

Durum bu kadar uç noktada ve onursuz bir şekilde seyrederken, 4817 sayılı yasayı görmezden gelen TMMOB yöneticileri, AB süreci ile yaşanacak olumsuzlukların üzerinden atlayıp, “bu işin AB’ye giriş süreci ile bir ilişkisi yoktur, bu yasa Japon firmalarına verilen sözün yerine getirilmesi içindir” gibi açıklamalarla yaşanan vahim süreci gizlemeye çalışmaktadır. Çünkü TMMOB yöneticilerini ilgilendiren, mühendislik ve mimarlık hizmet alanlarının AB süreci veya ikili anlaşmalarla zaten AB hizmet tekellerinin sömürüsüne sonuna kadar açılacak olması değil; bu hizmet alanları sömürüye açılırken, ulusal mühendislik gücümüzün yerel rekabeti ortadan kaldırmak üzere tasfiyesi anlamına gelecek olan yetkin-yetkili mühendislik uygulamasında söz sahibi olabilmektir.

Sorunun özü, yabancı bir mühendisin ülkemize gelerek bir yıl izin almadan çalışması değildir. Sorunun özü, dünyada oluşturulan tekel bürokrasisinin meslek alanlarımızda şekillendirdiği düzenlemelerdir. Bu düzenlemeler, GATS ve AB uyum süreci adı altında her gün yaşantımıza yeni bir yaptırım getirmektedir.
Bu sürece “Mısırlı mühendis gelip ülkemizde bina yapacak, nasıl güvenip de oturacağız” gibi sığ ve ırkçı söylemlerle ya da yetkin-yetkili mühendislik yasaları hazırlayarak sürecin bir kısmından nemalanma olanaklarının peşinden koşmakla karşı çıkma olanağı bulunmamaktadır.

Bu sürece, yani GATS ve AB sürecine, bu süreçte oluşturulan tekel bürokrasisini ve bu bürokrasinin kurumlarını toptan reddetmekle ve bu reddedişin gerektirdiği kararlılık ve mücadele anlayışı ile karşı çıkılabilir.
Bugünkü yöneticilerince bir türlü hatırlanamayan TMMOB mücadele tarihi, gereksinim duyulan mücadele anlayışını, bu mücadeleyi yürütmek isteyenlere öğretecek deneyimlerle doludur.

Mühendislik, Mimarlık ve Planlamada

Artı İVME