13 Aralık 2008 Cumartesi

Açıklama No:12 Alev Şahin ve tüm haksız yere tutuklananlar derhal serbest bırakılmalıdır


AKP iktidarının göstermelik demokratlığının ve hukuk savunuculuğunun bir kez daha ortaya çıktığı günler yaşıyoruz. Türban söz konusu olduğunda mağdur rolü oynayarak demokrasi havarisi kesilen, din ve vicdan özgürlüğünden, ifade özgürlüğünden bahseden AKP, muhalif tüm kişi ve kurumlara karşı ise baskı ve sindirmeyi temel yöntem olarak kullanmaktadır. AKP’nin özgürlüğü türbanla sınırlıdır. AKP’nin demokrasisi kendisine verilecek oylarla sınırlıdır. Kimilerinin görmek ve göstermek istediği gibi AKP değişmemiştir, tersine her zamanki takiye yöntemlerini kullanarak iktidarını devam ettirmeye çalışmaktadır.

Diğer taraftan AKP’nin siyasal rant amaçlı kullandığı türbana karşı oluşturulan laik cephenin durumu da farklı değildir. Onlar da laikliği rant amaçlı kullanmakta, suni gündemler oluşturarak suni bir saflaşma yaratmaktadırlar. Ne gerici AKP’nin ne de statükocu laikçilerin amaçları arasında halkın sorunlarının çözümü yoktur. Tersine halkın taleplerine karşı iki kesim de bir olmakta, hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasında hatta baskı ve zulüm politikalarında birlikte davranmaktadırlar. İki kesim de emperyalizmin talan politikalarını savunmaktadır. İki kesim de sömürünün memleketin en ücra köşesine kadar yaygınlaştırılmasının, halkın açlığa, yoksulluğa ve işsizliğe mahkum edilmesinin sorumlusudurlar.

Bugün ülkemizde;

Enerji dağıtımı özelleştiriyor, nükleer santraller için ihaleler açılmakta, ülkemizin kendi kaynakları dururken alım garantili doğalgaz anlaşmalarıyla ülkemizin gelirleri dışa akıtılmaktadır.

Halkın beslenmesi genetiğiyle oynanmış gıdalar üreten uluslararası tekellere emanet edilmektedir.

Tarımsal alanda kendi kendine yetebilecek olan ülkemiz emperyalist tarım politikalarıyla dışa bağımlı kılınmakta, kırsal kesimde yaşayan insanlar yoksulluğa mahkum edilmektedir.

Orman arazileri satılmakta, madenlerimiz, yeraltı kaynaklarımız satılmakta, akarsular bile özelleştirilmekte, su parası olanın kullanabileceği bir metaya dönüştürülmektedir.

Kentsel dönüşüm projeleriyle insanlarımız evsiz bırakılmakta, boşaltılan büyük araziler tekellere paşkeş çekilmektedir.

Hizmet alanları uluslararası sözleşmeler uyarınca uluslararası tekellerin sömürüsüne açılmakta, meslek alanlarında buna uygun bir dönüşüm gerçekleştirilmektedir.

Kısacası tüm varlığımız çokuluslu şirketlerin emrine sunulmaktadır.

Bu koşullarda halkın bu saldırılar karşısında susması beklenemez. Bunun ise iktidar gözünde karşılığı baskıdır, zulmüdür, işkencedir.

Sokak ortasında dergi sattığı için kurşunlanarak sakat bırakılanlar, gözaltında işkence görenler, yürüyüşlerde kurşunlananlar, 1 Mayıs’ta İstanbul’da yaşananlar, basılan demokratik kurumlar, uydurma gerekçelerle tutuklananlar son dönemde yaşanan “demokratikleşme” örneklerinin birkaçıdır.

Yayın Kurulu üyemiz, mimar Alev Şahin de iktidarın demokratlığından nasibini alanlardan biridir. Alev Şahin 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nde emekçi kadınların hakları için yürümüş ve bu eylemi suç sayılarak gece evine yapılan baskınla 24 Mart tarihinde gözaltına alınarak uzun bir gözaltı sürecinden sonra tutuklanmıştır. Saldırılar bununla da sınırlı kalmamış, cezaevi girişinde yayın kurulu üyemize saldırıda bulunulmuştur.

Alev Şahin halkının sorunlarına duyarlı, emperyalizme ve onun taşeronu iktidara karşı halkı bilinçlendirmeye çalışan, bu ülke topraklarının aydınıdır. Alev Şahin hak ve özgürlük mücadelesi veren devrimci bir mimardır. Tutuklanmasının sebebi de şu ya da bu değil, yalnızca düşünceleri ve mücadelesidir.

Ülkemizin hapishaneleri Alev Şahinlerle doludur. Hapishanelerin yarısından fazlasını henüz hüküm giymemiş tutuklular oluşturmaktadır. Yalnızca bu bile nasıl bir ülkede yaşadığımızın kanıtıdır. En temel hukuksal ifadedir: “Kişi suçu ispatlanana kadar masumdur.” Alev’in bir suçu yoktur. Bir suç iddiası varsa bile, yine de Alev Şahin’in tutuklanması gerekli değildir. Zira tutuklamanın yasal gerekçesi “delil karartma ihtimali” veya “kaçmak”tır. Oysa ortada karartılacak bir delil bulunmamaktadır. Diğer taraftan Alev Şahin, Mimarlar Odası Ankara Şubesi sekreter yardımcısıdır, ev ve iş adresi bellidir. Dolayısıyla bu koşullarda gerçekleştirilen tutuklamanın hiçbir mantıklı açıklaması yoktur.

Yalnızca son altı ay içerisinde Ankara’da, Adana’da, Sivas’ta onlarca kişi ironik gerekçelerle tutuklanmıştır. Bu gerekçeler arasında mitinge katılmaktan döviz taşımaya, mezar ziyaretine gitmekten Mahir Çayan’ın kitabını okumaya, internet sitesine girmekten karikatür sergisi yapmaya kadar ilginç gerekçeler bulunmaktadır.

İktidar “ben istediğimi yaparım, ülkeyi de satarım” derken kimsenin sesinin çıkarmamasını istemektedir. Halktan, verilenle yetinen, kaderine razı olan tebaa olması beklenmektedir.

Yıllarca AB’nin direktifleriyle, demokratikleşme paketleriyle halkın taleplerinin çözüleceği havasını yaratanlar ülkemizin bugünkü tablosuna dikkatle bakmalıdır. Alev Şahin’in tutuklanması bile tek başına bu pembe tabloları yerle bir etmektedir. Soruyoruz: Bu ülkede demokrasi var mıdır? Bu soruya olumlu yanıt vermek mümkün değildir. Bu ülkede düşünce ve ifade özgürlüğü var mıdır? Bu sorunun da yanıtı “hayır”dır.

İnsanlara bu ülkede sesini çıkaran herkes, bu kişi mimar-mühendis bile olsa, tutuklanabilir demek istenmektedir. Yapılmak istenen, kısaca, gözdağı vermektir.

Bu koşullarda özgürlük talepleri herkesin birlikte vereceği mücadelelerle kazanılacaktır. Bu noktada Alev’e sahip çıkmak kendimize, haklarımıza sahip çıkmakla eşanlamlıdır. Şu anda “hepimiz Aleviz” diyebilmek, “biz de 8 Mart’ta Alev’le birlikteydik” diyebilmek çok önemlidir.

İktidar halka dönük baskı ve saldırı politikalarına son vermelidir. Düşünce ve ifade özgürlüğü en temel haklardandır. Düşünce ve ifade özgürlüğü önündeki engeller kaldırılmalıdır. Alev Şahin ve tüm haksız yere tutuklananlar derhal serbest bırakılmalıdır.

Mühendislik, Mimarlık ve Planlamada
Artı İVME

Hiç yorum yok: