28 Aralık 2009 Pazartesi

İvme 2010 Yılı Masa Takvimi Çıktı


























İvme Dergisi'nin 2010 yılı için hazırladığı masa takvimi çıktı.

TMMOB tarihindeki ve ülkemizdeki önemli olayların, mücadelede yitirdiğimizi mühendis-mimarlara derlendiği çalışmada TMMOB'nin unutulmaz başkanı Teoman Öztürk'ün bugüne de ışık tutacak sözlerine yer veriliyor.

İvme'nin 2010 yılı masa takvimini aşağıdaki irtibat adres ve telefonlarından edinebilirsiniz:

İstanbul: Abide-i Hürriyet Cad. Yasemni Apt. No:283/15 Şişli - 0212 219 84 67 - 0507 242 72 54

Ankara: Kocatepe Mah. İnkılap2 Sok. Devrim Apt. No: 24/14 Kızılay - 0312 417 87 01 - 0535 622 68 21

İvme Dergisi Hasan Balıkçı Kütüphanesi Kuruluyor

İvme Dergisi Hasan Balıkçı Kütüphanesi Kuruluyor

18 Ekim 2002 tarihinde bölgesel Susurluk çetesince katledilen devrimci mühendis Hasan Balıkçı adına kütüphane kuruyoruz. Halktan yana verdiği mücadelede ölümsüzleşen Mühendis Hasan Balıkçı anısına kuracağımız kütüphaneyi, Balıkçı'ya yakışır bir biçimde, hep beraber kuruyoruz.İstiyoruz ki kütüphaneyi kurarken de, kullanırken de hep beraber olalım.Hasan Balıkçı Halk Kütüphanesi'nin kuruluş aşamasında sizleri de kitap kampanyasına destek olmaya çağırıyoruz.

Kampanyaya destek olmak için;
Tel: 0505 700 55 13
Adres: İnkılap sokak Devrim apartmanı No:24/14 KIZILAY/ANKARA

25 Aralık 2009 Cuma

Tekel İşçileri: "Ölmek Var, Dönmek Yok"



















Özelleştirme sebebiyle 1 Şubat 2010'da işsiz

kalacak 12 bin Tekel işçisi, AKP hükümetinin kendilerine
dayattığı 4/C kölelik statüsüne karşı direnişlerine
devam etmektedir.

Bilindiği gibi Tekel'de ilk özelleştirme 2003
yılında Alkollü İçkiler biriminde yapılmış, ihale
Nurol-Özaaltın-Tütsab-Limak ortak girişim grubuna 292 milyon
dolara peşkeş çekilmiştir. Adı geçen grup sonradan
konsorsiyum kurarak şirketi MEY A.Ş.'ye devretmiştir. Tekelin sigara
birimi ise 2003 ve 2005 yıllarında olmak üzere iki kere
özelleştirilmeye çalışılmış, gerek tekliflerin
yetersizliği gerekse de teklif, alamama yüzünden ihale
sonuçlandırılmamıştır. Özelleştirme İdaresi Başkanlığı
tarafından 22 Şubat 2008 yılında yapılan 3. özelleştirme
girişiminde 1 700 000 000 (bir milyar yedi yüz milyon) dolarla en
yüksek teklifi veren BAT firması ihaleyi kazanmış, karar 24 Nisan
2008 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanarak onaylanmış ve Tekel
tamamen özelleştirilmiştir.

Bu sürecin başlangıcında 30124 olan işçi
sayısı günümüze gelindiğinde 12 binlere gerilemiştir. 2003
yılından beri işleyen bu özelleştirme sürecini görmezden
gelen, başını kuma gömen sendikalar ise iş işten geçmek
üzereyken ve işçilerinin zoruyla tepki örgütlemeye
çalışmaktadır. Öyle ki, bir yandan Tek Gıda color="#000000">-İş Genel Sekreteri Mecit Amaç "TEKEL
işçisi birliğini ve bütünlüğünü sağladı,
özelleştirmeye karşı aynı inanç ve kararlılıkla
mücadeleyi sürdürecek. Biz 'sonuç alana kadar
kalacağız' demedik. Eksi 15 derecede 6 bin insanı telef etmeye
hakkımız yok. Geliş nedenimiz ÖİB önünde sonuç
açıklanınca tepkimizi koyup dönmekti. İnsanların
sağlıklarını bozmaya kimsenin hakkı yok. İnsanların sağlığını
bozmaması, çocuklarına kavuşması bizim
görevimiz'' diyerek, bir yandan da Tek Gıda-İş Genel
Başkanı Türkel, Başbakan Erdoğan'a "Siz bu ülkede
yönetme erkine sahipsiniz. Kurt kuzuyu kaparsa bunun vebali
omuzlarınızdadır. Çünkü siz halifesiniz, siz
yöneticisiniz. Şimdi onbinlerce TEKEL işçisinin vebali,
çocuklarının geleceği sizin iki dudağınızın arasında. İktidar
partisi olarak sizden rica ediyoruz. Hırsla kalkmak, zalim olmak size
yakışmaz. Biz sizin Allah korkusu içinde yaşadığınızı
biliyoruz. Ve sizden bir kez daha rica ediyoruz. Bizi bu karda kışta
bugün, yarın, öbür gün, daha sonraki gün
ölümüz çıkana kadar burada bekletmeyin. TEKEL
işçisi hep yasalardan yana saygılı olmuştur."
diyerek
sendikal mücadele anlayışlarının ne olduğunu
göstermişlerdir.

Kötü hava koşullarına, işçilerin
kararlılığı ve baskısıyla harekete geçmek zorunda kalan bir
sendikaya, polisin vahşice saldırılarına, açlığa, yokluğa,
barınaksızlığa ve hatta direniş sürecinde yaşanan ölüme
rağmen 15 Aralık'ta değişik illerden Ankara'ya gelen Tekel
işçileri ise, mücadelede kararlı olduklarını açlık
grevi başlatarak, tüm Tekel işçilerinin katılımını
sağlayarak ve sonuç alıncaya kadar Ankara'da kalma kararı alarak
göstermiştir.

Biz İvme Dergisi olarak buradan Tekel işçilerinin
özlük haklarının korunması ve kamusal alanda istihdam edilmeleri
talebinin sonuna kadar destekçisi olacağımızı ilan ediyor, mesleki
demokratik kitle örgütü olan TMMOB'yi bu süreçte
işçilerin mücadelesine aktif destek veren bir konumda
görmek istiyoruz.

"TEKEL İŞÇİSİ YALNIZ
DEĞİLDİR"

13 Aralık 2009 Pazar

8 Aralık 2009 Salı

"AKP Elini TMMOB'den Çek" Basın Açıklaması Yapıldı

5 Aralık Cumartesi günü Ankara Yüksel Caddesi'nde Cumhurbaşkanlığı Devlet Denetleme Kurulu'nun TMMOB'nin de içinde yer aldığı mesleki demokratik kitle örgütleri hakkındaki raporu yapılan basın açıklamasıyla protesto edildi. Saat 12.30'da başlayan açıklamaya yaklaşık 40 mühendis, mimar ve şehir plancısı katıldı. "Mühendisiz, Mimarız Haklıyız Kazanacağız", "AKP Elini TMMOB'den Çek", "Yaşasın TMMOB Örgütlülüğümüz", "AKP Saldırganlığına Son" sloganlarının atıldığı açıklamada raporun mesleki demokratik kitle örgütlerinin tasfiyesinin ilk adımı olduğu belirtilirken buna karşı tek yolun mücadele olduğunun altı çizildi.

Basın açıklaması metnine sitemizden erişebilirsiniz.

Açıklama No. 33: AKP Elini TMMOB'den Çek

AKP ELİNİ TMMOB’DEN ÇEK

Cumhurbaşkanlığı’na bağlı Devlet Denetleme Kurulu, 22 Mayıs 2008 tarih ve 107 sayılı yazısıyla içlerinde TMMOB’nin de bulunduğu meslek örgütlerinin incelenmesine karar verildiğini TMMOB’ye iletmiştir. İlgili yazıda, "Kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarının daha iyi ve etkin bir şekilde hizmetlerinin yürütülmesi”, inceleme gerekçesi olarak sunulmuştur. Gelir-gider durumundan muhasebe sistemine, personel istihdamından üye kayıt işlemlerine, çalışma raporlarından genel kurul tutanaklarına kadar birçok bilgi incelenmek üzere çeşitli zamanlarda Kurul’a gönderilmiştir.

Nihayet 28 Eylül 2009 tarihinde "Kamu Kurumu Niteliğindeki Meslek Kuruluşları‘nın Teşkilat ve Mali Yapıları, Denetimleri, Organlarının Seçimlerine Dair Esasların Değerlendirilmesi ile Bunların Etkin ve Verimli Şekilde Hizmet Yürütmelerinin ve Geliştirilmelerinin Sağlanması Amacıyla Alınması Gereken Tedbirler" başlıklı bir rapor Devlet Denetleme Kurulu tarafından yayınlanmıştır.

Raporun Gizli Tutulması Demokratik Değildir

Eki ile beraber toplam 1861 sayfa olan DDK Raporunun 41 sayfalık özeti 16 Ekim 2009 tarihinde ise kamuoyu ile paylaşılmıştır. Raporun tamamı çeşitli yazışmalarla Kurul’dan istenmesine rağmen, “Araştırma ve inceleme kapsamındaki kurum ve kuruluşlarla ilgili gizlilik dereceli bilgi ve değerlendirmelerin bulunması” şeklinde gerekçelendirerek bu talebin reddedilmesi açık bir hukuksuzluktur.

Raporun özetinde meslek örgütlerini şeffaf olmamakla suçlayıp ardından içinde birçok eleştiriyi barındıran ve bu eleştiriler referans alınarak meslek örgütlerine ilişkin köklü değişiklikler öneren bir raporu, ilgili meslek örgütleri ile ve kamuoyu ile paylaşmamanın kendisi şeffaf olmamaktır. Meslek örgütü yöneticilerinin ve üyelerinin görüşlerini dahi almadan bir rapor hazırlanması ve yukarıdan dikte edilmesi tam da bir 12 Eylül kurumuna yakışandır, nitekim Devlet Denetleme Kurulu da aynen böyle yapmıştır.

Rapor AKP’nin Raporudur

Devlet Denetleme Kurulu 1981 yılında Milli Güvenlik Konseyi tarafından kurulan ve 1982 Anayasası’nın 108. maddesine göre de kamu kurumları, kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları ve sendikalara yönelik inceleme, araştırma ve denetleme yapmakla görevlendirilmiş, cumhurbaşkanlığına bağlı bir kuruldur.

DDK’nın kuruluş yılı olan 1981’den beri kamu kurumu niteliğindeki meslek örgütlerini inceleme ve denetleme yetkisi olmasına rağmen bu yetkisini ilk kez şu an kullanıyor olması önemlidir. AKP’nin iktidar olduğu 2002 yılından itibaren birçok kurum ve kuruluşa müdahalelerde bulunması, bu kurumlarda kadrolaşmalar yapması, DDK incelemesi ile birlikte düşünülmelidir.

AKP iktidarı, ABD ve İsrail’in Büyük Ortadoğu projesi kapsamında en önemli müttefiki olmasından aldığı güçle bir yandan devlet içinde kendisinden olmayan unsurları tasfiye etmeye çalışırken öte yandan toplumsal muhalefetin her kesimine yönelik baskı altına alma ve sindirme politikası gütmektedir. Amacı ülkemizi karşıt sesin çıkmadığı bir dikensiz gül bahçesine çevirmektir. Bu doğrultuda Mesleki Demokratik Kitle Örgütlerimizin genel kurullarında kendi yandaşı olan gruplarla seçimlere müdahale etmeye çalışmış, bunda genel olarak başarı olamadığı noktada da açıktan bir müdahalede bulunmaktan çekinmemiştir. Bu yanıyla DDK raporu AKP’nin odalarımıza yönelik başlatacağı saldırının ilk adımıdır.

Rapordaki Tespitler Nelerdir? AKP Nelerden Rahatsız Olmaktadır?

16 Ekim 2009 tarihinde açıklanan DKK raporu özeti incelendiğinde göze çarpan en somut şey, incelenen Kamu Kurumu Niteliğindeki Meslek Örgütlerine ilişkin neredeyse en küçük bir olumlu cümle bulunmamasıdır. Birçok eksiği ve zaafına rağmen yıllardır Türkiye’deki toplumsal mücadelenin en önemli bileşenlerinden olan bu kurumlarla ilgili böyle bir yaklaşım bile bu raporun objektif kriterlerden uzak, ısmarlama bir rapor olduğunun başlı başına kanıtıdır. Rapor özeti, iktidarın meslek örgütlerinden hangi konularda rahatsız olduğunu da açıkça ortaya koymaktadır.

-AKP Meslek Örgütlerimizin Siyaset Yapmasını İstememektedir

Tayyip Erdoğan, 30 Kasım 2009'daki AKP İstişare ve Değerlendirme Toplantısı'nın kapanışında yaptığı konuşmasında “Hemen Danıştay'a dava açarlar, bilmem nereye dava açarlar. Bunlar yapılmasın derler. (…) Yapılacak olan birçok şeyi şu anda yapamıyorsak inanın bu odalar sebebiyle yapamıyoruz. Bunu da burada halkımın özellikle duymasını istiyorum. Yapamıyoruz. İstemiyorlar. Çünkü halka çok uzaklar ve her şeye yaklaşımları ideolojik.”demiştir. Erdoğan’ın birçok beyanatında da benzeri cümleler bulunmaktadır.

Tayyip Erdoğan’ın bu bakış açısı DDK raporunun da en belirleyici yanıdır. Raporda geçen “Devletin idari ve mali denetim yetkisinin merkezi idare kuruluşlarınca öngörüldüğü şekliyle kullanılmaması ve meslek kuruluşlarının da kendilerine tanınan idari ve mali özerkliği sınırsız bir bağımsızlık olarak algılayarak ideolojik/politik organizasyonlar gibi hareket etmeleri kamuoyu ve meslek mensupları tarafından da eleştirilmektedir.” gibi birçok ifade bugün toplumsal mücadeleyi yükseltme noktasında bizim de çokça eleştirdiğimiz TMMOB vb diğer DKÖ’lerin mevcut duruşlarından bile ne kadar rahatsız olunduğunu göstermektedir.

TMMOB’nin de içinde yer aldığı Mesleki Demokratik Kitle Örgütleri elbette ki siyaset yapmaktadır. İnsanlığın, ülkenin, halkın, meslektaşın çıkarını savunmak siyasetin kendisidir. Öte yandan emperyalizmin, tekellerin çıkarlarını savunmak da siyaset yapmaktır. Bu yanıyla Meslek örgütlerini “ideolojik/politik” olmakla suçlayan DDK’nın kendisi ideolojiktir, siyaset yapmaktadır. DDK’nın yapmış olduğu siyasetin emekten ve halktan yana olmadığı da açıktır.

- AKP, Meslek Örgütlerinin Anayasal Yetkilerinden Rahatsız Olmaktadır.

Bilindiği gibi TMMOB’nin de içinde yer aldığı 18 meslek kuruluşu/üst kuruluşu Anayasa’nın 135. maddesine göre, Kamu Kurumu Niteliğindeki Meslek Örgütü olarak tanımlanmaktadır. Bu gibi yapılanmaların örnekleri farklı ülkelerde de mevcut olmasına ve bu gerçek raporda da belirtilmesine rağmen Kurul –siz AKP düşünün- meslek örgütlerine Anayasa tarafından tanınan yetkilerden ciddi olarak rahatsız olmaktadır. Raporda geçen “Mevcut yapılanmada en önemli sorun, bu kuruluşların ne kamu kurumu veya kuruluşu olarak tam anlamıyla kamu hukuku kurallarına tabi bir idare teşkilatı, ne de dernek veya sendika tipi örgütler gibi sivil toplum kuruluşu olarak yapılandırılmış olmasından, yani hukuki niteliklerinin ve idare teşkilatı içindeki yerlerinin “kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşu” şeklinde mahiyeti belirsiz ve muğlak bir şekilde tanımlanması ve kamu kurumu veya kuruluşu olmadıkları halde, bunlara kamu tüzel kişiliği tanınmasından doğmaktadır.” tespiti AKP’nin müdahale etmeyi hedeflediği ana noktayı da işaret etmektedir.

Bir taraftan “kamusal tipteki örgütlenme modelinin meslek kuruluşlarının, meslek ve meslek mensuplarına yönelik işlev ve görevlerini gereği gibi yerine getirmelerini engellediği” eleştirisi ile ilgili örgütlerin kamusal yetkileri hedefe koyulurken, öte yandan “Kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarının organlarında görev alan, bu kuruluşların yönetimlerini üstlenen kişilerin kendilerini devletten tamamen bağımsız, özel hukuk hükümlerine tabi birer sivil toplum kuruluşu olarak nitelendirmeleri” eleştirisinin yapılması bir paradoks değildir. Söylenmek istenen aslında şudur: Meslek örgütleri kamu kurumu gibi de demokratik kitle örgütü gibi de davranmasın. Başka bir deyişle ya iktidarın güdümünde olsun yada yok olsun…

- AKP Meslek Örgütlerini Ticari Kuruluşlar Olarak Tanımlamakta, Gelirlerine Göz Dikmektedir

DDK Raporunda sadece 2008 yılındaki gelirlerinin iki milyar TL’yi, geçtiği bu rakamın kurumların tüm mal varlıklarını kapsamadığı ifade edilmekte, “Meslek kuruluşlarının gerek yıllık gelirleri ve bilançolarında yer alan aktif kıymetlerin ulaştığı düzeyler gerekse yürüttükleri hizmet ve faaliyetler, söz konusu kuruluşların meslek kuruluşu olmanın yanında ciddi bir ekonomik/ticari organizasyon/birim haline de geldiklerini göstermektedir.” söylenmektedir.

Başlangıçta meslek örgütlerindeki ticarileşmeyi eleştiriyormuş gibi görünen bu ifadeler raporun izleyen bölümlerinde tam tersi bir durum almaktadır. “Oluşan gelir fazlalarının değerlendirilmesini teminen söz konusu fazlalıkların gerek vergilenmesi gerekse zorunlu olarak çeşitli bilimsel ve toplumsal amaçlara (üniversite kurulması, mevcut üniversitelere desteklemelerde bulunulması ve kamuya yararlı dernek ve vakıflara katkı sağlanması gibi) tahsisine ve/veya meslekle ilgili kamusal ihtiyaçların karşılanmasına ayrılmasına yönelik düzenlemeler yapılması” önerisi ile bir yandan bu kurumlar kar eden ticari bir şirket kabul edilmekte, öte yandan devletin yapması gereken kamusal harcamalar meslek örgütlerine yaptırılarak bir taşla iki kuş vurulmak istenmektedir. Elde edilen gelir ise her zaman olduğu gibi tekellere kaynak olarak sunulmak istenmektedir.

AKP, Meslek Örgütlerindeki Kimi Eksiklik ve Zaafları, Kendi Müdahalesini Meşrulaştırmak için Argüman olarak Kullanmaktadır

Devlet Denetleme Kurulu raporunda “Meslek kuruluşlarının/üst kuruluşlarının birçoğunda eşitlik, katılımcılık, çoğulculuk, hizmet odaklı yönetim, hesap verebilirlik, şeffaflık gibi gelişmiş demokrasi uygulamalarının temel değerlerinin uygulanabildiğini söylemek mümkün bulunmamaktadır. Merkeziyetçi ve katı yönetim anlayışları, üyeler, devlet ve diğer sosyal kesimler ile olan ilişkilerdeki olumsuz yaklaşımlar, kamusal veya parasal güç elde etme konusundaki baskın eğilimler, tahsisli kaynakların amaç dışı kullanımı, yürütülecek etkinliklerin belirlenmesindeki odak kaybı gibi sorunlar da meslek kuruluşlarının işlevselliğini sınırlamaktadır. Örgüt içi demokrasinin sağlanamaması, katılım kanallarının tıkanması, şeffaf ve hesap verebilir bir yönetim tarzının geliştirilememesi gibi nedenlerle üyeler ve üyelerinin talep ve beklentilerinden soyutlanan örgütlerin işlevlerini gerçek anlamda yerine getirebilmeleri mümkün gözükmemektedir.” gibi ifadelerle TMMOB’nin de içinde yer aldığı Mesleki Demokratik Kitle Örgütlerimizdeki bazı gerçeklikleri ortaya koymaktadır.

İvme Dergisi olarak birçok kez TMMOB’nin içinde bulunduğu duruma dair değerlendirmeler yaptık. Bu değerlendirmelerimizde, örgüt içi demokrasi sorunundan, örgütün ticarileştirilmesi sorununa, örgüt-üye ilişkilerinden bürokratizme, mücadele perspektifinden kolektivizm soruna kadar birçok konuya değindik, eleştirilerde bulunduk. Bunların tamamında amacımız, ancak ve ancak devrimci demokrat geleneklere sahip çıkılarak mevcut zaaflardan sıyrılabileceği gerçeğinden hareketle, örgütümüzün daha ileri bir noktaya taşınmasıydı. Bu noktada eleştirilerimizi devrimci bir tarzda yaptık ve örgütümüze sahip çıktık.

DDK ve AKP’nin bu tespitlerine bakıldığında “AKP’nin demokratik olduğu” gibi bir saptama yapılamayacağı gibi, devrimcilerin de “AKP’nin çıkarına söylemlerde bulunduğu” gibi bir tespit de yapılamaz. Gerçekte iki tarafın söyledikleri birbirine taban tabana zıttır. Birinde amaç, emekten ve halktan yana bir örgüte sahip olmak için yanlış ve eksiklerimizin giderilmesine çalışmakken diğerinde amaç örgütü yok etmek veya kontrolü altına almaktır. İkisini yan yana koymak Meslek Örgütümüzün mevcut zaaflarıyla kalmasını, gerilemesini savunmaktır. Bunu yapanlar ise AKP’ye bu gibi argümanları vererek örgütümüze en büyük kötülüğü yapan statükoculardır.

AKP’nin meslek örgütlerimizi demokratik, şeffaf, katılımcı, merkeziyetçi olmakla, parasal gücü elinde tutmakla suçlama hakkı yoktur. AKP’nin kendisi bu eleştirilerin ülkemizdeki bire bir uygulayıcısıdır. AKP’nin kendisi antidemokratiktir. AKP Meslek Örgütlerindeki kimi eksiklik ve zaafları, meslek örgütlerine müdahalesini meşrulaştırmak için kanıt olarak kullanmaktadır.

AKP’nin Raporu Mesleki Demokratik Kitle Örgütlerimizi Tasfiyenin İlk Adımıdır

TMMOB tarihine baktığımızda, Birlik’e yönelik en büyük saldırı hiç şüphesiz 12 Eylül askeri cuntası tarafından yapılmıştır. “12 Eylül 1980 sonrası TMMOB İstanbul birimlerinin tamamı, MMO İzmir Şb. dışındaki tüm İzmir birimleri kapatılıyor, TMMOB ve birim yöneticilerinin bir kısmı tutuklanıyor, bir kısmı da yurtdışına kaçıyordu. (…) 1980 askeri darbesi sonrasında yöneticileri idamla yargılanmış olmasına karşın TMMOB geçici olarak kapatılacak ve bir süre sonra cunta tarafından faaliyet göstermesine izin verilecekti.” (Mühendislik, Mimarlık ve Planlamada Artı İvme Dergisi, Sayı 5, Sayfa 22)

Meslek örgütlerimize 12 Eylül darbesi sonrasındaki en büyük operasyon ise AKP iktidarı tarafından başlatılmak istenmektedir. DDK Raporu bu operasyonun ilk adımıdır. AKP DDK raporu ile yapılacak operasyonun gerekçelerini ve yol haritasını oluşturmuştur.

Operasyon iki başlıklıdır. Birinci başlıkta 12 Eylül’de başlatılan örgütlenmeye dönük müdahale tamamlanırken, ikinci başlıkta seçim sistemi değişiklikleri ile meslek örgütlerinde gerici örgütlenmenin önü açılmak istenmektedir.

Bilindiği gibi Kamu Kurumu Niteliğindeki Meslek Örgütü olarak tanımlanan bu örgütlerde meslektaşların üyelik olma zorunluluğu Anayasa tarafından tanınmıştır. 12 Eylül askeri darbesi kamuda çalışanların üye olma zorunluluğunu ortadan kaldırmıştır – ki o dönem meslektaşların önemli bir bölümü kamuda çalışmaktadır. Örgütlülüğe vurulan bu darbe şimdi DDK raporunda tamamlanmaya çalışılmaktadır. “Meslek kuruluşlarının yönetim ve karar alma süreçlerinin demokratikleştirilmesi, devlet karşısında özerk ve her yönüyle çoğulcu bir yapının tesisi, faaliyetlerin yürütülmesinde etkinliğin sağlanması, üyelerle meslek kuruluşları arasında rızaya dayalı bir ilişki biçiminin tesisi ve mevcut sistemdeki zaaf ve sorunların giderilmesi” şeklinde masumlaştırılmaya çalışılan bu durum açıkça mevcut örgütlülüğün tasfiye edilmeye çalışılması anlamına gelmektedir. Ayrıca “Birliklerin odalar üzerindeki idari vesayet yetkisinin sınırlandırılması” önerisiyle birlik yapısının zayıflatılmaya çalışıldığı da anlaşılmaktadır.

Yıllardır oda seçimlerini zorlayan, bunu yaparken de iktidar olanaklarını sınırsızca kullanan ancak bu yolla kayda değer bir başarı gösteremeyen AKP, şimdi yasama erkini elinde bulundurmanın avantajı ile odalardaki seçim sistemine müdahale etmek istemektedir. “Oyların çoğunluğunu alan adayın tüm listesinin seçilmesi yerine, milletvekili seçimlerine benzer şekilde aldıkları oy oranında gruplara temsil (nispi temsil) imkânı tanınması” düşüncesi ile tam olarak yönetimleri alamasa da yandaşlarını yönetimlerde temsil ettirme niyetini açıkça göstermektedir. %10 seçim barajının olduğu ve % 46 oyla meclisteki sandalyelerin %62 sini alan ama meslek örgütleri söz konusu olduğunda nispi temsili, “tarafsızlık ve eşitlik” olarak gösteren AKP iktidarı, tutarlılık açısından öncelikle milletvekili seçimlerinde bu uygulamayı yapmalıdır.

AKP’nin Meslek Örgütlerimize Dönük Bu Saldırısına Karşı TMMOB Etkin Yönetim Anlayışı Ne Yapmıştır?

14 Şubat 2008 tarihin Cumhurbaşkanlığı tarafından verilen talimatla başlayan Devlet Denetleme Kurulu’nun “inceleme”si bir buçuk yılı aşmıştır. Bu süre zarfında DDK çeşitli kereler meslek örgütlerinden bilgiler istemiş, TMMOB de bu doğrultuda 2.09.2008 ve 03.12.2008 tarihlerinde istenen belgeleri Kurul’a ulaştırmıştır.

Bir buçuk yılı aşkın bir süredir örgütün birebir gündeminde olan böylesine önemli bir konu ile ilgili neler yapılmıştır? TMMOB YK Başkanı Mehmet Soğancı’nın bir iki televizyon programında yaptığı konuşmanın ve TMMOB ve bazı odaların yaptığı birkaç yazılı açıklamanın dışında bu soruya verilecek yanıt, “hiç”tir.

Her ne kadar kabul edilemez olsa da “Raporun içeriğine ilişkin somut bir bilgi olmaması” bu süre zarfında bir şeyler yapılmamasının gerekçesi olarak gösterilebilir. Peki, o zaman DDK rapor özetinin yayınlandığı, iktidarın odalarımıza dönük niyetini açıkça ortaya koyduğu raporun özetinin yayınlanma tarihi olan 16 Ekim 2009 tarihinden günümüze neler yapılmıştır? Buna verecek yanıt da “raporun tamamının DDK’dan istenmesi” dışında hiç”tir. Yalnızca 20 Kasım 2009 tarihinde yani rapor özetinin gelmesinden 35 gün sonra ve raporun tamamının gizlilik gerekçesiyle gönderilemeyeceğinin Kurul tarafından belirtildiği tarih olan 6 Kasım 2009 tarihinden 14 gün sonra TTB, TEB, TDB ile TMMOB ortak bir basın açıklaması yapılmıştır.

Yapılan ortak açıklama, saldırıya uğrayan, tasfiye edilmeye çalışılan örgütlerin yapacağı bir açıklama olmaktan çok uzaktır. Açıklamada iktidarın bu saldırısına ilişkin gereken sertlikte ve üslupta yanıt verilmek yerine meslek örgütlerinin şu ana kadar yaptıklarından bahsedilmiş, birkaç yerde eleştirel ifadelerde bulunulmuş ama genelde çok “ılımlı” bir dil kullanılmıştır. Böyle bir dil kullanılması “iktidar doğrudan karşıya alınmak istenmiyor mu?” sorusunu gündeme getirmektedir.

Açıklamada geçen Raporun hedefi konusunda endişelerimiz artmaktadır. Daha açık söylemek gerekirse Rapor‘un diline hakim olan söylemin meslek örgütlerini "öteki" olarak konumlandıran bir yönü olduğunu, meslek örgütlerini kamuoyu nezdinde karalamak amaçlı sistemli bir faaliyetin sürdürüldüğünü düşünmekteyiz.” ifadeleri raporun gerçekten okunup okunmadığını düşündürmektedir. Zira DDK’nın raporu özetinin 41 sayfasında da –muhtemelen raporun tamamı olan 1861 sayfada da - açıkça ortaya konan gerçek Meslek Örgütlerimizin iktidarın çıkarları doğrultusunda tasfiye edilmesi çabasıdır. Raporun hedefini, meslek örgütlerini “ötekileştirmek” veya “karalamak” olarak okumak, okuma yazma bilmemekle eşdeğerdir. Bu tespiti yapmak en hafif deyimiyle ciddiyetsizliktir.

Rapor bir “karalama” olarak değerlendirilince, rapor yayınlandıktan 35 gün sonra etliye sütlüye dokunmayan bir basın açıklamasıyla konuyu geçiştirmek normal karşılanabilir. Ancak bu tasfiye raporuna karşı böyle tavırsız kalmanın vebali, TMMOB de içinde yer aldığı ilgili tüm meslek örgütü yöneticilerinin omuzlarındadır.

Tasfiye Operasyonuna Karşı Tek Yol Mücadeledir

İfadeleri özenle seçerek, ılımlı açıklamalarda bulunarak, Genel Kurul kararı olmasına rağmen AKP’li bakanları Onur Kurulu’na göndermeyerek, AKP ile “iyi geçinerek” meslek örgütlerimize yönelik bu saldırıları savuşturmak mümkün değildir. Saldırıların üstesinden gelmenin tek yolu mücadele etmektir.

TMMOB’nin önemli bir mücadele geleneği vardır. Bu örgüt 100 bini aşkın mühendis mimarın katılımı sonucunda meslektaşlarımızın birçok özlük hakkını kazanmasını sağlamış büyük 19 Eylül iş bırakma eylemini gerçekleştirmiş bir örgüttür. 19 Eylülleri gerçekleştirirken dayanılan yegâne güç ise TMMOB’nin kendi kitlesidir.

TMMOB, AKP’nin bu tasfiye operasyonuna karşı çok büyük bir kampanya örgütlemelidir. Örgütlenecek bu kampanyada temel güç tabanı oluşturan ücretli ve işsiz mühendis ve mimarlar olacaktır. Kampanya bildik basın açıklamalarının tekrarı olarak düşünülmemelidir. En ücra işyerlerinden fabrikalara kadar meslektaşlarımızın bulunduğu her yerde yoğun bilgilendirmelerle başlamalı, tabanın önerileri doğrultusunda şekillenen eylemliliklerle desteklenmelidir. Böyle bir kampanya bir yandan AKP saldırısını durdurabileceği gibi öte yandan TMMOB’nin üyesi ile olan bağını tekrar kurması için de önemli bir araç olacaktır.

Bugün yeni 19 Eylüllere ihtiyacımız vardır. Bunu gerçekleştirmemek için hiçbir neden yoktur. Üyelerimiz kendilerine güvenildiği, kendilerine inisiyatif verildiği ölçüde örgütüne sahip çıkacaktır. Önemli olan mücadele iradesini ortaya koymaktır. Bizler İvme Dergisi olarak emekten ve halktan yana bir TMMOB’yi yaşatacağımızı, AKP’nin Mesleki Demokratik Kitle Örgütlerimize dönük saldırılarına karşı mücadele edeceğimizi bir kez daha haykırıyor, tüm emek güçlerini bu doğrultuda ortaklaşmaya çağırıyoruz.

AKP Saldırganlığına Son

Mühendisiz, Mimarız Haklıyız Kazanacağız

Ankara İvme Yaratıcı Drama Eğitimi Başlıyor

Tarih:
09.12.2009 - 19:00 - 21:00

İvme Dergisi Ankara'nın mühendis mimar ve şehir plancılara yönelik düzenlediği yaratıcı drama eğitimi her salı saat 19:00'da Ankara İvme Bürosunda başlıyor...

AKP Elini TMMOB'den Çek

Basın Açıklamasına Çağrı

Cumhurbaşkanlığı Devlet Denetleme Kurulu 28 Eylül 2009 tarihindeTMMOB'nin de içinde yer aldığı Mesleki Demokratik Kitle Örgütleri hakkında toplam 1861 sayfalık bir rapor yayınladı. "Kamu Kurumu Niteliğindeki Meslek Kuruluşları'nın Teşkilat ve Mali Yapıları, Denetimleri, Organlarının Seçimlerine Dair Esasların Değerlendirilmesi ile Bunların Etkin ve Verimli Şekilde Hizmet Yürütmelerinin ve Geliştirilmelerinin Sağlanması Amacıyla Alınması Gereken Tedbirler" adını taşıyan raporla meslek örgütlerine yönelik ciddi bir saldırı başlatılmıştır. AKP iktidarının meslek örgütlerine müdahalesi anlamına gelen bu raporu protesto etmek ve örgütümüze sahip çıkmak için yapacağımız basın açıklamasına tüm ilerici kesimleri ve basın mensuplarını davet ediyoruz.

Yer: Yüksel Caddesi
Tarih: 5 Aralık 2009 Cumartesi
Saat: 12.30

Mühendislik, Mimarlık ve Planlamada Artı İvme Dergisi

İstanbul Büro : Abide-i Hürriyet Cad. Yasemin Apt. No: 283/15 Şişli, İSTANBUL / 0212 219 84 67

Ankara Büro : Kocatepe Mah. İnkılap Sok. Devrim Apt. No: 24/14 Kızılay, ANKARA / 0312 417 87 01

www.ivmedergisi.com ivmedergisi@gmail.com

18 Kasım 2009 Çarşamba

Kadın Mühendislerin Sorunları ve TMMOB

TMMOB Kadın Mühendis, Mimar, Şehir Plancı Kurultayı Afişi


KADIN MÜHENDİSLERİN SORUNLARI VE TMMOB [*]

Kısaca kapitalizmin kadın emeği sömürüsü

Kadınların iş yaşamına kitlesel olarak girmeleri, sanayi devrimiyle birlikte, fabrikalarda ucuz işgücüne duyulan ihtiyacı karşılamak üzere olmuştur. Seri üretim mantığının eğitim gerektirmeyen, işlevi parça söküp takmaya indirgenen, üretim hattının bir parçası olan vasıfsız işçi tipini beraberinde getirmesi ve kapitalistlerin kendi aralarında ve dünya pazarındaki rekabetleri nedeniyle emek maliyetlerini olabildiğince düşürmeye çalışması bu durumun nedenlerini oluşturmuştur.

O günden bugüne dünyanın her yerinde, kadınlar erkeklerden daha düşük ücretler karşılığında ve sosyal haklardan daha yoksun biçimde çalışmaktadır. Düşük ücret ve güvencesiz çalışmanın kadınlara dayatılmasının altında, kadın emeğinin “ikincil” emek olarak görülmesi vardır. Bir evin geçimini sağlayanın erkek olduğunu düşünen, kadın emeğini küçümseyen, değersiz gören bu yaklaşım nedeniyle her zaman işten ilk çıkarılanlar kadınlar olmaktadır.

Dünyada olduğu gibi ülkemizde de toplam işgücünün yaklaşık % 30’unu kadınlar oluşturur. Kadının işgücüne katılım oranı kentlerde % 15’lerde iken kırsal kesimde bu oran yaklaşık % 40’tır. Kayıt dışı çalışan kadın oranı Türkiye’de çok yüksektir. Yıllardır “eşit işe eşit ücret” talebiyle mücadele eden kadınlar, 2001 yılı SSK verilerine göre, aynı iş için erkekten ortalama %12 daha az ücret almaktadır (Kaynak: Kapitalist Küreselleşmenin Kadın Emeğine Etkileri, KESK Kadın Kurultayı Atölye Çalışması, 1 Kasım 2004).

Malların, hizmetlerin ve her tür sermayenin ülkeler arasında serbestçe dolaşmasının altyapısını düzenlemekte olan kapitalist-emperyalist sistem, çalışma yaşamını da bu serbestleşmenin gereklerine göre yeniden biçimlendirmektedir. Üretimin merkezsizleştirilmesi, yani azalan kâr oranlarının yükseltilmesi için üretimin emeğin ucuz, bol ve örgütsüz olduğu yerlere kaydırılması ve kısmi süreli çalışma, taşeron hizmet üretimi, ev eksenli çalışma, çağrıya göre çalışma gibi esnek çalışma biçimleri geliştirilmesi bu çabanın adımlarıdır. Emek-yoğun sektörlerde kadınlar daha çok istihdam edildiğinden, merkezsizleşen üretim yoğun kadın emeği sömürüsünü beraberinde getirmiştir. Hem ücret kaybına hem de ücretli doğum izni vb. hakların kaybına yol açan esnek çalışma da aynı şekilde kadını vurmuştur. Özgürlükmüş gibi gösterilen esnek çalışma yöntemi, parça başı iş gibi ev eksenli çalışmanın özendirilmesi, “kadının yeri evidir” biçimindeki ataerkil geleneklerle de beslenerek kadın emeği sömürüsünün artarak sürmesinin aracı olmuştur.

Toplumun gözünde genel olarak en yüksek vasıflar olarak kabul edilen analık ve doğurganlık, çalışma yaşamında kadın için en büyük engellerden biri olmuştur. İş görüşmelerinde kadınlar özel yaşamlarının en ayrıntılı noktalarına varıncaya dek terbiyesizce sorgulanmakta, işe alımda tercihler evlilik, doğurma olasılığı sınıflandırmalarına göre yapılmakta, kimi işyerleri kadından belli bir süre doğum yapmayacağına dair taahhüt almaya varan uygulamalara başvurmaktadır.

Kadın mühendislerin sorunları


Çalışma yaşamının cinsiyetçi bir şekillenişi olduğu hem meslek alanlarına göre kadın-erkek dağılımına hem de meslek içi kademelerde kadın erkek dağılımına bakılarak anlaşılabilir. Türkiye İstatistik Kurumu’nun 2007 Ekim verilerine göre, yönetim ve kanuni karar vericilerin %10’u, profesyonel mesleklerin %36’sı, yardımcı profesyonel mesleklerinin %30’u, büro işleri ve müşteri hizmetlerinin %43’ü, tarım işçilerinin %36’sı, tesisat ve makine işlerinin %11’i ve nitelik gerektirmeyen işlerin %27'sini kadınlar oluşturmaktadır. Yönetim kademelerinde ise kadınların oranı yalnızca %1’dir.

Mühendislik de bu cinsiyetçi çalışma dünyasında erkek işi olarak nitelenen mesleklerdendir. Öğretmenlik, hemşirelik, sekreterlik gibi meslek dalları kadınlara yakıştırılırken, mühendislik erkeklere uygun bir alan olarak dayatılmaktadır. TMMOB verilerine göre kadın mühendislerin erkek mühendislere oranı 1/6’dır. Erkek meslektaşlarıyla aynı eğitimi almış, aynı staj deneyimlerini geçirmiş olan mühendis kadınlar, mesleklerini icra ederken erkek meslektaşlarına uygulanmayan bir profesyonellik sorgulamasına maruz kalmakta, kadın olmaktan gelen kimi niteliklerin “objektif, mantıklı, inisiyatif almaya ve iş yürütmeye uygun” olmadığı önyargılarıyla cinsiyet ayrımcılığına uğramakta ve kendilerine uygun görülen alanlarda çalışmaya yönlendirilmektedir.

Kadının mühendislerin meslek yaşamlarında karşılaştıkları bu ayrımcılık, işe alımlarda ve çalışma ortamında olmak üzere iki başlık altında toplanabilir.

Kadın mühendislerin işe girerken karşılaştığı problemler

Kadın mühendislere yönelik ayrımcılık daha iş ilanlarından başlamaktadır. Kadını meta olarak gören anlayış nedeniyle kadın mühendisin pazarlama, satış gibi alanlarda çalışması uygun görülmekte ve üretim dallarında çalışması kısıtlanmaktadır. MMO’ da 400 kadınla yapılan bir anket, kadınların şantiye ve üretimden uzak, proje, tasarım ve satış bölümlerinde çalıştıklarını göstermiştir. Kadınların şantiyelerde çalışamayacağına yönelik ifadeler İnşaat Mühendisleri Odası’nın düzenlediği bir etkinlikte de dile getirilmiş, bununla da kalınmayarak etkinlik kitabına bile alınmıştır. Kadın Mühendisler, Mimarlar, Şehir Plancılar, Fen Bilimciler ve Teknik Elemanlar Grubu’nun gösterdiği tepki sonucu Oda yönetimi, kitabın basımını durdurmuş ve kitabı toplatma kararı almıştır.

Özel sektörün her alanında, cinsiyet ayrımcılığı içeren iş ilanlarına rastlamak sıradanlaşmışken, Birleşmiş Milletler' e göre 1979’da kabul edilen “Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi”ne (CEDAW) 1985 yılından bu yana taraf olan ülkemizin kamu sektöründe de durum çok farklı değildir. Örneğin Maden Tetkik ve Arama Genel Müdürlüğü’ne alınacak kadrolarda ilgili olarak, çalışma koşullarındaki arazi zorlukları gerekçe gösterilerek cinsiyetçi bir ayrım yapılmış, 75 jeoloji mühendisliği kadrosu için erkek olma şartına karşılık 5 jeoloji mühendisi kadrosu kadın mühendislere uygun görülmüştür. Bu ayrımcılık anayasanın eşitlik ilkesine aykırı olduğu gibi, yine anayasada herkese tanınan çalışma hakkının kısıtlanmasının da bir örneğidir. TMMOB'nin “cinsiyeti erkek olmak” ibaresi içeren düzenlemenin iptali için açtığı dava kazanılmıştır. Benzer şekilde, Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı da işe alımlarında 32 meslek grubunun 23’ü için erkek olma koşulu aramış, TMMOB’nin açtığı davadan yine yürütmeyi durdurma kararı çıkmıştır.

Kadın mühendislerin çalışma ortamında karşılaştığı problemler


Kadın mühendisler çalışma yaşamında mesleki eğitim fırsatlarından daha az yararlanmaktadır. Erkek mühendisler eğitim fırsatlarından daha fazla yararlandırılmakta, bu durum erkek mühendise avantaj olarak geri dönmekte, kariyerinde daha hızlı yükselme olanağı sağlamaktadır.

İşyerlerinde özellikle kadınların daha fazla maruz kaldığı yıldırmalardan (cinsel taciz, mobbing) kadın mühendisler de payını almaktadır. Kadın mühendis, neden mühendislik mesleğini seçtiğiyle ilgili sorgulamalardan tutun, fiziksel işleri beceremeyeceği iddiası ve sekreter olarak görülme önyargılarıyla her an mücadele etmek zorundadır. Bu önyargıyı silebilmek için her seferinde kendini ispatlamak zorunda bırakılan kadın mühendis, kendini kabul ettirebilmek için erkek meslektaşlarından iki kat fazla çalışmak zorunda kalmaktadır.

Kadın mühendisler ve TMMOB

Çalışma yaşamının böylesine ayrımcı ve adaletsiz şekillendiği bir toplumsal yapıda kadın mühendis, tüm bu ayrımcı, antidemokratik uygulamalara karşı durabilmek için üyelerinin haklarını savunan bir demokratik kitle örgütlenmesi içinde olmalıdır. Ülkemizde bu görev doğal olarak TMMOB’ye düşmektedir.
TMMOB’nin 2006 yıl sonu itibariyle üye profilini veren araştırma, kimi odaların verilerinde eksikler olmasına karşın, toplam üye sayısı içinde kadın üyelerin oranının en az % 15 ile % 20 arasında olduğu sonucunu kabaca göstermektedir. Dergimizin TMMOB Örgütlülüğü ve Mücadele Anlayışı başlıklı yazısında grafik olarak da sunulduğu gibi, kadınların 47 şubede yönetimlerde temsiliyeti ise ancak % 7 oranındadır. Bu durum genel çalışma yaşamında var olan, kadının yönetim kademelerinde temsiliyeti sorununun TMMOB’de de sürdüğünü göstermektedir.

TMMOB’ye bağlı odaların seçimlerinde yönetime aday listelerin sunduğu çalışma programlarının çoğunda kadın mühendislerle ilgili bölümlerin son derece yüzeysel olduğu, somut bir program ortaya koymadığı genel bir saptamadır.

Kadın mühendislerin bireysel çabalarla TMMOB içinde kadın konusunda duyarlılığın artması yönünde çabaları olmaktadır. Bunlardan biri CEDAW uyarınca TMMOB’de bir cinsiyet ayrımcılığını takip sekretaryası kurma talebidir. Bu talep ilk olarak 2004’te yönetime sunulmuştur. Yine 14 Haziran 2006 tarihinde Beyhan Tayat (Endüstri Müh.), Özdeş Bodur (Gıda Müh.) ve Ayşen Hadimioğlu (Jeoloji Müh.) imzasıyla TMMOB Başkanı Mehmet Soğancı’ya sunulan dilekçede iş yaşamındaki ayrımcılığın önlenmesine yönelik talepler şöyle sıralanmıştır:

- Odaların cinsiyet belirten iş ilanlarını yayımlamaması ve üyelerine iletmemesi kararının alınması ve TMMOB’ye bağlı odalar bünyesinde denetim yapılması
- TMMOB’nin özel sektör tarafından verilen ilanların yasal takipçisi olması
- TMMOB’nin TCK 122. maddeye dayalı iş yaşamında ayrımcılık üzerine dava açması
- Cinsiyet ayrımcılığını takip sekretaryası kurulması
- TMMOB bünyesinde odalarda kadın komisyonu kurulmasının özendirilmesi
- TMMOB’nin kadın çalışmalarında gerekli olan fiziki altyapıyı imkanları ölçüsünde sunması
- TMMOB bültenlerinde düzenli kadın sayfalarının bulunması ve bu sayfalar üzerinden iş yaşamında kadınların karşılaştığı sorunlara karşı bilinç oluşturulması
- TMMOB’nin oda yönetimlerinde kadın sayısının arttırması ve bunun sağlanması için belirli bir kadın yönetici kotası uygulamasına gitmesi
- TMMOB bünyesinde bir ‘Etik Kurul’ kurulması ve bu kurulun, ev içi ve dışı şiddet uygulayanlara yaptırım uygulaması
- TMMOB’nin her yıl düzenli olarak yapılan anket sistemiyle cinsiyet temelli istatistik oluşturması ve kadın üyelerin eskiye dayalı borçlandırılması olmaksızın üye kayıtlarının yapılması
- TMMOB’nin cinsiyet ayrımcılığına dayalı ücret eşitsizliği ile ilgili özel sektörü denetleyen bir mekanizma geliştirmesi
- TMMOB’nin kadın mühendislere yönelik bilgilendirme ve eğitim toplantıları düzenlemesi

Bu dilekçede dile getirilen talepler sümenaltı edilmiş durmaktadır.

22-23 Eylül 2007 tarihinde düzenlenen TMMOB Mühendislik, İstihdam ve Ücretlendirme Sempozyumu, TMMOB’nin kadın mühendislerin sorunlarına yaklaşımının pek güven ve ümit verici olmadığının göstergelerinden bir başkası olmuştur. TMMOB Başkanı Mehmet Soğancı’nın açılış konuşmasında kadın meslektaşların sorunlarına özel bir vurgu yapılacağını söylediği sempozyum, bildiri sunmak isteyen kadın mühendislerinin bildirilerinin kabul edilmediği bir sempozyumdur. Anlaşılan sempozyum düzenleme kurulu “Kadın mühendislerin sorunlarına vurgu yapmak icabediyorsa, onu da erkek yöneticilerimiz yapar” demiştir. Sonra söz konusu sempozyumun sonuç bildirgesinde “Sempozyumda kadın meslektaşlarımızın genel sorunları yanında cinsiyet ayrımcılığından kaynaklanan sorunlarına da özel bir vurgu yapılmıştır” yazılmıştır. Bu durum TMMOB’nin başka etkinliklerinde de karşılaşılan, yöneticilerin açılış konuşmalarıyla sonuç bildirgeleri arasındaki esrarengiz aynılığın örneklerinden biridir. Demek TMMOB etkinliklerinde söz alan insanların yöneticilerden farklı bir görüşleri olmamaktadır ya da bir etkinliğin sonuç bildirgesinde o etkinlikte yaşananlara yer vermeye gerek duyulmamaktadır. Söz konusu sempozyumun sonuç bildirgesinde kadın mühendislerin bu yazı kapsamında anlatılan sorunlarına da değinilmiştir. Yer verilen saptamalar elbette doğrudur ve olumludur, ancak uygulamayla söylem arasındaki uçurum TMMOB’nin kadın üyelerine sorunlarını özgürce tartışma ve çözüm üretme olanağı sağlayacağı konusunda iyimser olmaya izin vermemektedir. Bu anlayışla varılabilecek tek sonuç, sümenaltı edilerek raflarda tozlanmaya bırakılan talep dilekçelerinin giderek çoğalması, bir sonraki 8 Mart’ta yöneticilerimizin kadın sorununa “özel bir vurgu yapan” bir açıklama daha yayımlaması ama sorunlarımızın hiç iyileşmeden aynı kalması olacaktır.

Kadın mühendislerin kendi sorunlarına kendileri çözüm aramak üzere oda kadın komisyonlarında bir araya gelerek çalışmaları, TMMOB ve bağlı odalar yönetimlerinin örgütte iyice yükselmeye başlayan kadın üyelerin seslerine daha fazla sağır kalmamalarını sağlayacaktır.

[*] Bu yazı, 2008 yılında yayınlamış olan ''TMMOB'' sayımızdan alınmıştır.

Kaynakça

1. www.sendika.org - (TMMOB Mühendislik, İstihdam ve Ücretlendirme Sempozyumu'na sunulan yazı) - Kadın mühendislerin sorunları 10 Ekim 2007
2. www.tmmob.org.tr - KADIN MÜHENDİSLER, MİMARLAR, ŞEHİR PLANCILARI PLATFORMU TMMOB'Yİ ZİYARET ETTİ Haz 14, 2006
3. http://www.kenthaber.com/Arsiv/Haberler/2006/Mayis/07/Haber (Hürriyet IK Yayın Tarihi 7 Mayıs 2006 Pazar)
4. “Vay Be! Kadına Bak; Mühendis…” Fatma Bentli-Elektrik Elektronik Mühendisi
fatma.bentli@emo.org.tr, elektrik mühendisliği, 430. sayı, nisan 2007 121

Ücretli ve İşsiz Mühendis, Mimar ve Şehir Plancıları Kurultayı Gerçekleştirildi

TMMOB Ücretli ve İşsiz Mühendis, Mimar ve Şehir Plancıları Kurultayı 14-15 Kasım Cumartesi- Pazar günleri İTÜ Maçka Kampüsü Mustafa Kemal Amfisi'nde 800'ü aşkın kişinin katılımıyla gerçekleştirildi.

Kurultay, ücretli çalışan mühendis, mimar ve şehir plancılarının çalışma yaşamını belirleyen yasalar, çalışma koşulları, çalışma yaşamında karşılaşılan diğer sorunlar ve çözüm önerileri ve örgütlenme başlıklı dört oturumdan oluştu.

Kurultayın açılış bölümü tartışmalara sahne oldu

Kurultayın açılışında, sırasıyla; Düzenleme Kurulu Başkanı ve EMO İstanbul Şube Yönetim Kurulu Başkanı Erhan Karaçay, TTB Merkez Konseyi Başkanı Gençay Gürsoy, KESK Genel Başkanı Sami Evren, DİSK Genel Sekreteri Tayfun Görgün, EMO Yönetim Kurulu Başkanı Musa Çeçen ve TMMOB Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Soğancı konuştu. EMO YK Başkanı ve TMMOB YK Başkanları’nın yaptıkları konuşma hiçbir açılış konuşmasında görülmemiş nitelikteydi.

Örneğin EMO YK Başkanı Musa Çeçen sanki TMMOB’deki katılım sorunu yalnızca bu kurultayla ilgiliymiş gibi –ki bu kurultayın katılımı da göreceli olarak gayet yüksek gerçekleşmiştir- güzel söylemlerin yaşam bulmadığından bahsederek "TMMOB bir çağrı yaptığında 350 bin üyesinden 100 binini toplayabiliyor mu?” diye sordu.

Öte yandan Mehmet Soğancı ise “Ayrıca buraya getirilen ve Yürütme Kurulunca hazırlandığı ifade edilen karar önerilerinin bazılarına baktığımızda TMMOB‘nin iç dinamikleri ve odaları ile oluşturduğu dilin gerisine düştüğü, TMMOB‘nin bugüne kadar yarattığı değerlerin gerisinde olduğu gözlenmektedir. 2007 yılında TMMOB ortamında yine İstanbul‘da Makina Mühendisleri Odamızın sekreteryalığında gerçekleştirdiğimiz TMMOB Mühendislik, İstihdam ve Ücretlendirme Sempozyumu‘nun sonuç bildirisinden daha geride olan karar önerileri maalesef Kurultay katılımcılarının önüne getirilmiştir. Bunlar yanlıştır. Buradaki karar önerilerinin gerekçelerinin olmaması da başlı başına bir handikaptır. Ben burada size 2007 yılında düzenlediğimiz sempozyumunda söylenenleri aktarmak durumundayım. Bu kurultayda bu sonuç bildirisinden daha geride bir dili olan karar önerileri oylanamaz, oylanmamalıdır, kabul edilmemelidir." diyerek açıkça kurultayı sabote etmeye çalıştı.

2007 yılında bildirilerin sansürlendiği, üyeye söz hakkı tanınmadığı, soruların bile yazılı olarak alınıp bir sansürden geçirildikten sonra sorulduğu Mühendislik İstihdam ve Ücretlendirme Sempozyumu’nun sonuç bildirgesini okuyarak "TMMOB‘nin dili budur ve bu Kurultayda hiçbir karar TMMOB‘nin dilini daha geriye düşürecek bir dil olamaz." diyen Soğancı kurultaya yerellerden gelen kadın mühendis ve mimarların sorunlarıyla ilgili, TMMOB bünyesinde çalışan teknik görevlilerin sendikalaşması ile ilgili ve yetkin mühendislik ve belgelendirme ile ilgili karar önergelerinde eğilim oluşturmaya çalıştı.

Soğancı’nın konuşmasının ardından usule ilişkin söz alan 15 üyenin büyük bir çoğunluğu Soğancı’yı eleştirirken, “kurultayın karar alma organı olduğu, bu gibi konuşmalarla kurultayın baskı altına alınmaya çalışıldığı” vurgulandı. Katılımcılar tarafından büyük alkış alan bu konuşmalar üyenin kendi kurultayına sahip çıktığının da kanıtıydı.

Birinci gün, ücretli mühendis, mimar ve plancıların çalışma yaşamını belirleyen yasalar, çalışma koşulları, özlük hakları, kapitalizmin dünyadaki krizi ve özlük haklarına etkisi, mühendis-mimarlarda işsizlik, özelleştirmenin mühendis-mimarlara etkisi başlıklarında 20’yi aşkın önerge tartışıldı. Önergelerle ilgili birçok üyenin söz alması ve görüşlerini belirtmesi, özellikle son yıllarda genel kurullarda, danışma kurullarında, küçük kurullarda söz hakkı kısıtlanan üyeler açısından tam bir demokrasi şöleniydi.

Verilen “dilekçe” tepki topladı

İkinci gün toplantının başında kurultay divanına verilen “dilekçe” yine tartışmalara yol açtı. İlk günkü TMMOB YK Başkanı’nın konuşması paralelinde yazılmış 74 isimin altına yazıldığı bu “dilekçe”de özetle “kurultaydaki birçok kararın 2/3’lük karar yeter sayısına ulaşmadan alındığı, öğrencilere delege kartı dağıtıldığı ve öğrencilerin oy kullandığı” gerekçeleriyle kurultay gayri meşru ilan ediliyor ve bu 74 kişinin kurultayda oy kullanmayacağı belirtiliyordu.

Kurultay divanı ise kararların tamamında 2/3 oy çokluğu kuralına uyduğu ve yerellerden iletilmiş olan kimi listelerde öğrenci üyelerin “üye” olarak gösterildiğini, yerellerin yapmış olduğu bu hataların sonucunda da kimi öğrenci üyelere üye kart verildiğini ancak kendi öğrencilerimize güvenmemiz gerektiğini belirtti. Ayrıca divan, verilen “dilekçe”nin altında ismi bulunan bazı kişilerin isimlerinin o kişilere sorulmaksızın yazılmış olduğunun tespit edildiğini ve isimlerin dışında herhangi bir imza bulunmadığını belirterek “dilekçe”yi reddettiğini duyurdu. Kurultaya yapılan bir başka sabotaj da ücretli ve işsiz mühendis mimar ve plancıların alkışlarıyla boşa çıkarılmış oldu.

İkinci gün 30’u aşkın karar önergesinin tartışıldığı kurultayda birçok önemli karar alındı. Yetkin mühendislik ve belgelendirmeye karşı, TMMOB bünyesinde çalışan teknik görevlilerin sendikalaşmasına dönük verilen önergelerin kabul edilmesi yanıyla büyük önem taşıyan kurultay saat 20.00’de sona erdi.

İvme’nin de birçok önergesiyle sürece müdahale ettiği ve aktif rol aldığı kurultay TMMOB’nin işleyişinin demokratikleşmesi, yüzünü ücretli çalışan ve işsiz mühendis mimarlara dönmesi, örgütlenmesinin önünün açılması anlamında büyük öneme sahiptir. Öte yandan kurultay, örgütüne sahip çıkan tabanın TMMOB’deki statükocu anlayıştan ne kadar güçlü olduğunu göstermesi açısından da önemlidir.

İvme Dergisi - Ücretli Çalışan ve İşsiz Mühendis, Mimar ve Şehir Plancıları Broşürü




Bu broşür TMMOB Ücretli ve İşsiz Mühendis, Mimar ve Şehir Plancıları Kurultayı hazırlık toplantılarında ve yerel kurultaylarda, +İvme Dergisi tarafından dile getirilmiş görüşlerden bir özet içermektedir. Kurultayda yapılacak tartışmalarda, Kurultay katılımcılarına İvme Dergisi’nin görüşlerini aktarabilmek amacı ile hazırlanmıştır.

Kurultay aynı zamanda tüm ücretli çalışan ve işsiz meslektaşlarımızın örgütlenmesine yönelik kararlar almalı, bir yol haritası çıkarmalı ve TMMOB yapısının bu kesimlerin karar süreçlerinde belirleyici hale gelmesi için geçirmesi gereken dönüşüme de hizmet etmelidir.
Mühendislik, Mimarlık ve Planlamada

10 Kasım 2009 Salı

İMO ANKARA ŞUBESİ KÜÇÜK KURULU'NA GİRDİK!

İMO ANKARA ŞUBESİ’NDE BİR REZALET DAHA YAŞANDI. ŞUBE YÖNETİMİ KÜÇÜK KURUL İÇİN ÖZEL GÜVENLİK TUTTU. ÖZEL GÜVENLİK KİMLİK KONTROLÜ YAPARAK DEVRİMCİ MÜHENDİSLERİN ODALARINA GİRMELERİNİ ENGELLEMEYE ÇALIŞTI.


İÇLERİNDE YAYIN KURULU ÜYELERİMİZİN DE BULUNDUĞU DEVRİMCİ MÜHENDİSLER FİZİKİ ENGELLEMELERE RAĞMEN KÜÇÜK KURULA GİRDİ
.

İMO Öğrenci Kurultayı’nda öğrencilere fiziki ve sözlü saldırıda bulunan; ardından yapılan Küçük Kurullarda devrimci-demokrat mühendislere hakaretler eden; 11 Haziran’daki Küçük Kurul’da önce dışarıdan getirdikleri eli bıçaklı güruhla devrimci mühendislere saldırı düzenleten, ardından da polis barikatı arkasında toplantı yaparak yayın kurulu üyelerimizi odaya almama kararı alan; 13 Temmuz tarihinde de ikisi İstanbul’da biri Libya’da ikamet eden 5 yayın kurulu üyemize dönük sıkıyönetim savcılarını aratmayacak soruşturmalar açan İMO yönetimi anti-demokratik uygulamalarında sınırlarının olmadığını bir kez daha göstermiştir. İMO yöneticileri 4 Kasım’daki Küçük Kurul’a devrimci mühendisleri sokmamak için özel güvenlik görevlileri tutmuş, bu özel güvenlik görevlileri ise kimlik kontrolü yaparak ellerindeki listede ismi bulunmayanların odaya girmelerini engellemeye çalışmıştır. Bu yanıyla “TMMOB’de Demokrasi” sayımızda kullandığımız “muhaliflere kimlik kontrolü” karikatürümüz ne yazık ki gerçek olmuştur. 4 Kasım Küçük Kurul’unda yaşananlar şöyledir:

Tamamı İMO üyesi ve öğrenci üyesi olan Yayın Kurulu (YK) üyelerimiz Küçük Kurul’a katılmak için İMO’ya gittiğinde, önceki toplantılarda kullanılan fuaye girişinin (fuaye toplantı salonlarına açılmaktadır) kapalı olduğu, girişler için İMO’nun hizmet katlarına çıkış için kullanılan kapının açık olduğunu görülmüştür.

Odanın kapısında İMO yönetimi tarafından 4 Kasım Küçük Kurul’u için özel olarak tutulmuş, 7-8 özel güvenlik görevlisinin, yine yukarı katlarda da 3-5 güvenlik görevlisinin beklemektedir.

İMO Ankara Şubesi yönetiminde olan bir YK üyemiz Küçük Kurul salonuna girmek istediğinde özel güvenlik tarafından YK üyemize ismi sorulmuş ve önlerinde yer alan listede ismi yoksa içeri giremeyeceği söylenmiştir. YK üyemiz güvenliğe böyle bir yetkilerinin olmadığını, odanın Yönetim Kurulu üyesi olduğunu, kimseye isim söylemek zorunda olmadığını anlatmış, güvenlik şefi ise bu talimatı Yönetim Kurulu’ndan aldığını ve ne olursa olsun listede adı bulunmayanları içeri sokmayacaklarını belirtmiştir.

Bunun üzerine YK üyemiz kapıda bulunan İMO’nun kendi güvenlik personeline şube başkanını aramasını ve şube başkanına; “aralarında yönetim kurulu üyelerinin de olduğu oda üyelerinin içeri alınmamasını kabul etmediğimizi, her koşulda içeri gireceğimizi, bir an önce aşağıya gelerek bize bir açıklama yapması gerektiğini” söylemesini istemiştir. İMO’nun görevlisi şube başkanını aramış, ama başkan gelmemiştir. Bu bekleme döneminde bazı küçük kurul üyeleri kapıya gelmiş, bu duruma şahit olmuş, isimlerini güvenliğe söyleyerek içeri girmişlerdir. Yaşananlar, gelen insanlara aktarılmış bu duruma tepki gösteren, güvenlikle tartışan üyeler olmuştur.

Bekleme sırasında birçok trajikomik durum da gerçekleşmiştir. Örneğin tanımadığımız bir üye Küçük Kurul’a gelmiş ancak listede ismine rastlanmamıştır. Yukarıdaki Yönetim Kurulu üyelerinin kaş göz işaretiyle listede bulunmayan bu kişi Küçük Kurul salonuna sokulmuştur. Anlaşılan liste yasağı yalnızca devrimci demokrat mühendislere dönük uygulanmaktadır.

Hemen ardından artık İMO’da sıkça gördüğümüz bir durum tekrarlanmış, İMO binasına polis girmiştir. Polise burada ne aradıklarını, kimin isteğiyle geldiklerini sorduğumuzda; burada gerginlik olduğu gerekçesiyle şube başkanının kendilerini davet ettiğini söylemişlerdir. Gelen polisler yukarıya başkanla konuşmaya çıkmışlar, birkaç dakika sonra da geri gelmiş ve güvenlikle beraber beklemeye başlamışlardır. Daha sonra içeri rütbeli bir polis girmiş, durumu kontrol etmiş ve telsizden amiriyle konuşmuş, rapor vermiştir. Bu konuşmadan 10 dakika sonra ise polis odadan ayrılmıştır.

Bir başka trajikomik durum ise bir arkadaşımız lavaboyu kullanmak istediğinde yaşanmıştır. Güvenlik arkadaşımızı zor kullanarak engellemeye çalışmış, tepki arttırıldığında ise bir özel güvenlik görevlisinin refakatiyle arkadaşımız lavaboya gidebilmiştir.

Yine bir arkadaşımızın üst katta lokale gitmek istediğini belirtmesi üzerine (lokal girişi de aynı kapıdandır) lokalin kapalı olduğu güvenlik görevlisince belirtilmiştir. Tam o esnada iki kadın gelmiş, “Mühendis olmadıklarını, lokale yemek yemeğe geldiklerini” söylemişlerdir. İki dakika önce arkadaşlarımıza lokalin kapalı olduğunu söyleyen özel güvenlik, kadınları içeri almış çifte standartlı yaklaşımlarını bir kez daha ispatlamıştır. Bu, inanması güç ancak gerçek olayların tamamı kamera kayıtlarımızda yer almaktadır.

Avukatımız geldiğinde başkanla durumu konuşmak için yukarı çıkmak istemiştir. Güvenlik, avukatımızı önce engellemeye çalışmış, kısa bir tartışmanın ardından izin vermek zorunda kalmıştır. Avukatı çağırma gerekçemiz bir oda üyesinin odaya alınmamasını tutanak altına alması idi. Avukatımızın gelmesi ve tutanak olayını gündeme getirmemiz gerek özel güvenlikte, gerekse de yukarıda arkadaşlarımızı izleyen Yönetim Kurulu üyelerinde bir tedirginlik yaratmıştır.

Bu sırada listede isimleri olmadıkları gerekçesiyle içeri alınmayan ve dışarıda bekleyen devrimci demokrat mühendislerin sayısı 15’e ulaşmıştır. Avukatı beklerken arkadaşlarımız tarafından özel güvenliğe yönelik konuşmalar yapılmış, “her koşulda içeri gireceğimiz, ancak herhangi bir arbede istemediğimiz, hakkımız olduğu şekilde gayet sakince içeri girmek istediğimiz” belirtilmiş, zorluk çıkarmamaları istenmiştir. Avukatımızın işini tamamlamasının ardından giriş zorlanmış güvenlik aşılmıştır. Bu sırada ciddi bir arbede olmamış, güvenlik görevlileri fiziki engellemelerde bulunmuş ama başarılı olamamışlardır. İkinci katta içlerinde bir İMO Genel Merkez yöneticisinin bulunduğu 4-5 kişi yine arkadaşlarımızı içeri sokmamaya çalışsa da arkadaşlarımız içeri girmişlerdir.

Arkadaşlarımız içeri girdiğinde sakince buldukları yerlere oturmuşlardır. Bu sırada İMO’da yaşanan tüm bu antidemokratik sürecin perde arkasındaki aktörü İMO Yönetim Kurulu Saymanı daha önce yapmış olduğu gibi provokasyon yaratmaya çalışmış, ancak Küçük Kurul üyelerinde beklediği desteği görememiştir. Arkadaşlarımız “Provokasyon yapmamasını, buraya kavga çıkarmaya veya sorun yaratmaya gelmediğimizi, buranın bir parçası olduğumuzu, istemiyorsa kendisinin gidebileceğini” söylemişlerdir. Ardından Küçük Kurul Başkanı olarak söz almış ve İvmecileri odada görmek istemediklerini belirtmiştir.

Bunun üzerine arkadaşlarımız tarafından söz alınmış ve Küçük Kurul’da bulunma hakkımız olduğu, burasının demokrat tüm üyelere açık olduğu ifade edilmiştir. Kapalı kapılar ardında, polis barikatıyla yapılan ve bizim alınmadığımız toplantılarda bizle ilgili karar alamayacakları belirtilmiştir. Ayrıca Küçük Kurul’un yönetimin bir organı değil, tüm demokratların platformu olduğu, 5-10 kişi istemiyor diye kimseyi Küçük Kurul’dan atamayacakları, bizim de buranın bileşeni olduğumuz hatırlatılmıştır. Küçük Kurul’u devrimci-demokratların iradesi olarak gördüğümüz, buraya yönelik olumsuz bir tavırlarımızın olmadığı, bu platformu sahiplendiğimiz belirtilmiştir. Ayrıca, bırakın Küçük Kurulu, Yönetim Kurulu üyesi olan arkadaşlarımızın İMO Ankara Şubesi’nin tuvaletine ve lokaline bile polis ve özel güvenlik zoruyla alınmadığı ama buna boyun eğmeyeceğimiz, isterlerse çevik kuvvet-özel harekât vs.. bile çağırabilecekleri söylenmiştir. İMO’nun şu anki yönetiminin İMO ve TMMOB tarihinde ilklere imza attığı, kendi üyelerini kolluk kuvvetlerini kullanarak engelledikleri, hâlâ oda ağalığından vazgeçmedikleri belirtilmiştir.

Daha sonra iki Küçük Kurul üyesi söz almış ve arkadaşlarımızı sahiplenmişlerdir. Söz alanlar, Küçük Kurul’un demokratik bir mekanizma olduğunu, yaşanan olayların geçmişte kalması gerektiğini, arkadaşlarımızı dışarı atma gibi bir karar alamayacaklarını, burada arkadaşlarımızın da bulunma hakkı olduğunu söylemişlerdir. Bu konuşmadan sonra divan başkanı toplantıyı bitirmiştir. Toplantının bitirilmesinin ardından toplantıya katılan yaklaşık 100 kişiden yarısı salonda kalmış ve süreci arkadaşlarımızdan dinlemiş ve desteklerini ifade etmişlerdir.

Sonuç olarak İMO’da Mart ayından itibaren yaşanan ve mevcut yönetim anlayışı tarafından fiziki saldırı ve hakaretlerle başlayıp, polis barikatı arkasında toplantı düzenleme, soruşturma açma ve son olarak özel güvenlik görevlileri tutarak devrimci demokrat mühendisleri odadan tasfiye ve tecrit etmeye dönük çabalarına karşı önemli bir mevzi kazanılmış, İMO Küçük Kurulu’na girilmiş, söz alınmıştır. Devrimci demokrat mühendisler odalardaki antidemokratik uygulamalarına, baskı ve şiddete boyun eğmeyeceklerini 4 Kasım’daki Küçük Kurul’da bir kez daha göstermişlerdir.

TMMOB Ücretli ve İşsiz Mühendis, Mimar, Şehir Plancıları Ankara Yerel Kurultayı Sonuç Bildirgesi

Hazırlıkları 6 Mart 2009‘da başlayan Ankara Yerel Kurultayı kapsamında Eskişehir, Konya, Kayseri, Kırşehir, Yozgat, Kırıkkale, Nevşehir, Aksaray ve Afyon olmak üzere 9 ilde hazırlık toplantıları, 8 atölye çalışması, işyeri toplantıları, paneller, forumlar düzenlenmiş, bu sayede işsiz, kamuda veya özelde ücretli çalışan mühendis, mimar ve şehir plancılarına ulaşılarak TMMOB örgütlülüğünün yaygınlaştırılması; mühendis, mimar ve şehir plancıları nazarında sendikalaşma konusunun gündem haline getirilmesi amaçlanan sonuç bildirgesinin tam metni aşağıda yer almaktadır.

Ankara Yerel Kurultayı‘nda ekonomik kriz özelinde ücretli çalışan mühendis, mimar ve şehir plancılarının çalışma yaşamında karşılaştıkları sorunlar, işsizliğin ve güvencesizliğin etkileri, asgari ücret, özlük hakları, kadın mühendis, mimar ve şehir plancılarının karşılaştıkları sorunlar başta olmak üzere tüm bu çalışmalar sırasında değerlendirilmiş ve tüm katılımcılarla beraber çözüm yolu aranmıştır.

TMMOB Ücretli ve İşsiz Mühendis Mimar ve Şehir Plancıları Kurultayı‘nın, mevcut sorunların değerlendirilmesi, bu sorunlara yönelik çözümlerin üretilmesi, değişen üretim süreçlerine ve biçimlerine dair TMMOB dâhil tüm örgütlenmelerin yeniden yapılandırılması, emeğe yönelik saldırılara karşı örgütlü bir güç olarak TMMOB‘nin toplumsal mücadele alanındaki yerini büyütmesi anlamında önemli bir dönüm noktası olduğu görülmektedir.

TMMOB Ücretli ve İşsiz Mühendis, Mimar ve Şehir Plancıları Ankara Yerel Kurultayı sonuçları ve çözüm önerileri aşağıdaki şekildedir:

Ülkemizde 1980 darbesi sonrası uygulanmaya başlayan neo-liberal politikaların sonucu olarak, zaten yeterli olmayan bilim ve teknoloji gelişimi, üretim ve sanayileşmeye dayalı politikalar tamamen terk edilmiş, siyasi iktidarlar sermayenin çıkarlarına bütünüyle teslim olmuşlardır. Bugün AKP yine aynı anlayışla, sermayenin bu alandaki politikalarının doğrudan uygulayıcısı konumundadır.

Bilim ve teknolojiden uzaklaşma, sanayisizleşme, istihdam alanlarındaki daralmayı da beraberinde getirmiş ve var olan işsizler yedek ve ucuz iş gücü haline gelmiştir. Öte yandan üniversitelerimizin de bilimsel gelişim yerine sadece piyasaya hizmet üretmek için geçirdiği dönüşümün ve bununla beraber kamu hizmetlerinin piyasalaştırılmasının sonucu olarak her yıl binlerce mühendis, mimar ve şehir plancıları işsizliğe mahkûm edilmektedir. Mevcut durum, eğitim-insan gücü-istihdam dengesinin kurulamamasının ürünüdür.

Kapitalizmin ekonomik ve sosyal krizinin faturası daha önceki krizlerde de olduğu gibi emekçilere çıkarılmıştır. Özel sektörde kriz bahanesiyle işten atılmalar yaşanmış, işçilerin çalışma hakları gasp edilmiş ve işsizlik fonuna erişim kısıtlı, ödemeler yetersiz tutulmuştur. Bu düzenlemeler de yetmemiş, sermayeye işsizlik fonundan kaynak aktarılmıştır. Bütün emek kesimleri gibi mühendis, mimar ve şehir plancıları da krizin faturasını ödemektedirler.

Siyasi iktidarlar tarafından uygulanan sermaye yanlısı politikalar nedeniyle çalışma koşulları giderek ağırlaşmış; esnek, süreli, süresiz vb. çalışma tiplerinin uygulanmaya başlaması ile günlük çalışma saatleri 12–16 saatlere kadar çıkartılmış, diğer taraftan da emeğinin karşılığını alamayan çalışanların ücretleri daha da geriletilmiş ve emek sömürüsü kolaylaşmıştır.

Mevcut koşullar emeğin toplumsallaşmasını engellemekte, mühendis, mimar ve şehir plancıları özelinde tüm emekçileri açık ve gizli işsizliğe, meslek dışı çalışmaya, düşük gelir düzeylerine ve mesleki tatminsizliğe sürüklemektedir.

Üretim ve hizmet sektöründe giderek ağırlaşan çalışma koşulları içinde, ücretli çalışan mühendis, mimar ve şehir plancılarının hem mesleki, hem de toplumsal anlamda sorun ve sorumlulukları artmaktadır.

Bugünkü bağımlılaştırılmış yapısıyla ülkemizde, önemli bir kesimi hali hazırda mesleklerini icra edemeyen mühendis, mimar ve şehir plancılarını bekleyen gelecek; işsizlik, meslek alanları dışında istihdam ve mesleğe yabancılaşmadır.

Üretim sürecindeki konumları açısından mühendis, mimar ve şehir plancıları toplumsal emeğin bir bölümünü temsil etmektedir. Bu yüzden de mühendis, mimar ve şehir plancıları bilimi ve tekniği halkın çıkarları doğrultusunda kullanma sorumluluğundadır. Kamu kurumlarında veya özel sektörde ücretli çalışan veya işsiz mühendis, mimar ve şehir plancıları her koşulda işçi sınıfının ayrılmaz bir parçasını oluştururlar. Her meslektaşımız için gayet açık olmalıdır ki, bu olumsuz koşullara karşı durmanın yolu tüm emekçilerin örgütlü mücadelesinden geçmektedir.

Ülkemizde, tüm emekçilerin ve emekten yana sendika ve meslek örgütlerinin, sermayenin ve sermaye yanlısı siyasi iktidarın saldırılarına maruz kaldığı bu süreçte TMMOB de yoğun bir baskı altındadır. İktidar, TMMOB ve bağlı odalarının işleyiş, faaliyet ve etkinliklerini kontrol altına almak istemekte ve mücadele alanını daraltmak için yasa ve yönetmelik çalışmaları yapmaktadır. Anayasadan ve iç tüzüklerinden aldığı yetkilerle toplumsal ve mesleki alanlarda faaliyet yürüten, bu faaliyetleri halkın temel hak ve özgürlük taleplerinden ayrı düşünmeyen TMMOB ve bağlı Odaları ve bu birimlerin temel öznesi olan ücretli ve işsiz mühendis, mimar ve şehir plancıları var olan anti-demokratik uygulamalara boyun eğmeyecektir.

Sonuç olarak;

l - Mühendis, mimar ve şehir plancıları arasında ayrımcılığa yol açan her türlü uygulamaya ve başta "yetkin/yetkili mühendislik" ve "uzman mühendislik" gibi ayrımlara karşı mücadele etmek,

2- İstihdam büroları yasası, iş yasası, Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası yasası vb. gibi emekçileri modern kölelik sisteminin bir parçası yapmaya çalışan tüm emek karşıtı yasaları reddetmek,

3- Sermaye için yeni "pazar", emekçi halklar için ise yıkım demek olan savaşa, ırkçılığa, şovenizme karşı mücadele ederken tüm dünya emekçi halklarının kardeşliğini savunmak,

4- Ülke kaynaklarına, bağımsız bir bilim ve teknoloji politikasına dayalı, planlı bir sanayileşme ve istihdamı savunmak,

5- Emekçiler için daha fazla yoksulluk ve işsizlikle sonuçlanan özelleştirmeler, taşeronlaştırmalar vb. kamu hizmetlerinin piyasalaştırılması anlamına gelen uygulamaların karşısında durmak, daha önce özelleştirilen kaynaklarımızın tekrar kamulaştırılması yönünde mücadele etmek,

6- Çalışma saatlerinin azaltılmasıyla beraber istihdam alanında da genişleme yaşanacağı gerçeğinden hareketle, esnek çalışma saatlerine, sosyal güvencesiz ve düşük ücretlerle çalıştırılmaya karşı örgütlü mücadele etmek,

7- Ülkemizde başta eğitim, sağlık ve mühendislik hizmetlerinin, AB müzakereleri, GATS vd. emperyalizme hizmet eden antlaşmalar doğrultusunda değil toplumsal ihtiyaçlar doğrultusunda düzenlenmesini savunmak, bu çerçevede mühendislik hizmetlerinde ‘stajyerlik‘ uygulamaları adı altında gerçekleştirilmek istenen sömürü biçimini reddederek, her türlü sömürüye karşı tüm mühendis, mimar ve şehir plancıları ve diğer emek güçleriyle birlikte mücadele etmek,

8- Kadın mühendis/mimar/şehir plancılarının çalışma yaşamında cinsiyetçi iş bölümünden kaynaklı ucuz iş gücü olarak görülmelerine, meslek dışı iş yapmaya zorlanmalarına, doğum izinleri nedeniyle haksız ücret kesintilerine maruz kalmalarına ve toplumsal baskılar nedeniyle dillendirilemeyen tacizlere ve mobbing gibi uygulamalara karşı mücadele yürütmek,

9- 12 Eylül 1980‘den sonra çıkarılan ve kamu kuruluşlarında çalışan mühendis, mimar ve şehir plancılarının meslek odalarına üye olmalarını zorunlu olmaktan çıkartıp isteğe bağlı hale dönüştüren, TMMOB örgütlülüğünü zayıflatan yasanın iptal edilmesi ve örgütün gasp edilen haklarının yeniden kazanımı için hukuki ve siyasi mücadele yürütmek,

10- TMMOB‘nin meslek örgütü olmaktan kaynaklanan yapısı gereği mühendis, mimar ve şehir plancılarının sınıfsal temelde örgütlenme ihtiyacını karşılama olanağından yoksun olmasından hareketle; tüm emekçilerle birlikte örgütlenmesi için girişimlerde bulunmak,

11- TMMOB bünyesinde çalışan mühendis,mimar,şehir plancıları da dahil olmak üzere, tüm ücretli çalışan mühendis,mimar,şehir plancılarının sendikal örgütlülüğünü savunmak,

tarihsel bir sorumluluk olarak önümüzde durmaktadır.

Bütün değerlendirmelerin ışığında TMMOB Ücretli ve İşsiz Mühendis Mimar ve Şehir Plancıları Ankara Yerel Kurultayı katılımcıları ve Anayasa‘nın 135. maddesinde tanımlanan, 66 ve 85 sayılı KHK ile değişik 6235 sayılı yasa ile kurulan ve kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşu olan TMMOB bünyesindeki ücretli ve işsiz mühendis, mimar ve şehir plancıları olarak, bilim ve mühendislik uygulamalarında toplumsal faydanın ve kamu yararının gözetilmesini esas alan politikalar oluşturacağımızı ve sermayenin siyasal iktidarı ve organlarınca uygulanmak istenen her türlü baskıya karşı, var olan emekten ve halktan yana mücadele geleneğini devam ettireceğimizi bir kere daha vurguluyoruz.

Kamuoyuna saygı ile duyurulur.

TMMOB Ücretli ve İşsiz Mühendis Mimar ve Şehir Plancıları

Ankara Yerel Kurultayı

Kaynak: ankara.emo.org.tr