"Yabancıların Çalışma İzinleri Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun" tasarısı 23 Mayıs 2007 gecesi Meclis Genel Kurulu'nda kabul edildi. Cumhurbaşkanı Sezer, “Türk mühendis ve mimarların aleyhine olacağı” gerekçesi ile yasayı veto etti. Ülkemizde zaten yıllardır yabancı mühendis ve mimarlara çalışma izni verilirken, son yasa değişikliği ile ne yapılmak istendi? Bunun için 2003 yılında kabul edilmiş olan 4817 sayılı YABANCILARIN ÇALIŞMA İZİNLERİ HAKKINDA KANUN’a bakmakta yarar vardır.
4817 sayılı yasanın değişiklikten önceki ve sonraki hali arasındaki en önemli fark, yabancılara izin almaksızın bir yıl süreyle çalışma hakkı verilmesi ve izin alma sırasında “kilit personel” gibi ne olduğu belli olmayan bir tanımlama ile istenilen kişilere çalışma izni alma kolaylığı getirilmiş olmasıdır.
İzin belgesini verecek makam olarak ise, yetkin-yetkili mühendislik uygulamasına paralel olarak kurulması düşünülen, halihazırda, lisans eğitimi gerektirmeyen meslekler için tanımlanmış olan “Mesleki Yeterlilik Kurulu” benzeri, mühendislerin hangilerinin yetkin olduğuna karar verecek bir kurul tarif edilmiştir. Yakın gelecekte bu kurulun yasası da meclis gündemine gelecektir. Zaten Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın siparişi üzerine TMMOB tarafından hazırlanmış bir yasa tasarısı da bulunmakta ve TMMOB yöneticileri bu işlerin kendilerine bırakılacağı hayalini kurmaktadır.
Aslında bu son değişiklik yasasından önce, 4817 sayılı yasada ulusal teknik gücümüz aleyhine daha vahim düzenlemeler zaten yapılmış durumdadır.
4817 sayılı yasanın kapsam maddesinde “Bu kanun (…) Karşılıklılık ilkesi, uluslararası hukuk ve Avrupa Birliği hukuku esasları dikkate alınarak çalışma izninden muaf tutulan yabancılar dışında, Türkiye’de bağımlı ve bağımsız olarak çalışan yabancıları, bir işveren yanında meslek eğitimi gören yabancıları ve yabancı çalıştıran gerçek ve tüzel kişileri kapsar.” denilmektedir.
Kanunun 8. maddesinde sayılan istisnalar içinde ise “e. Avrupa Birliği üyesi ülke vatandaşları ile bunların Avrupa Birliği üyesi ülkelerin vatandaşı olmayan eş ve çocuklarına (…) bu Kanunda öngörülen sürelere tabi olmaksızın çalışma izni verilebilir.” ifadesi dikkat çekmektedir.
Yani özetle, ikili anlaşmalarla ve AB uyum sürecinde yabancılara, daha doğru bir deyişle yabancı hizmet sermayesine, daha da doğrusu uluslararası hizmet tekellerine koşulsuz çalışma izinleri zaten verilmiş durumdadır.
Durum böyleyse bu son değişikliğe niçin gerek duyulmuştur?
Bunun yanıtı çok basittir. Emperyalist tekellere peşkeş çekilen ülkemiz, ikili anlaşmalar veya AB süreci kapsamına girmeyen emperyalist ülke tekellerine de GATS kapsamında sunulmaktadır. AB tekelleri karşısında haksız rekabetle karşı karşıya kaldığını düşünen diğer tekeller dikkate alınarak, ülkemizin sömürüye “adil” ve herhangi bir tekele “haksızlık” yapılmayacak şekilde açılması düzenlenmektedir.
Durum bu kadar uç noktada ve onursuz bir şekilde seyrederken, 4817 sayılı yasayı görmezden gelen TMMOB yöneticileri, AB süreci ile yaşanacak olumsuzlukların üzerinden atlayıp, “bu işin AB’ye giriş süreci ile bir ilişkisi yoktur, bu yasa Japon firmalarına verilen sözün yerine getirilmesi içindir” gibi açıklamalarla yaşanan vahim süreci gizlemeye çalışmaktadır. Çünkü TMMOB yöneticilerini ilgilendiren, mühendislik ve mimarlık hizmet alanlarının AB süreci veya ikili anlaşmalarla zaten AB hizmet tekellerinin sömürüsüne sonuna kadar açılacak olması değil; bu hizmet alanları sömürüye açılırken, ulusal mühendislik gücümüzün yerel rekabeti ortadan kaldırmak üzere tasfiyesi anlamına gelecek olan yetkin-yetkili mühendislik uygulamasında söz sahibi olabilmektir.
Sorunun özü, yabancı bir mühendisin ülkemize gelerek bir yıl izin almadan çalışması değildir. Sorunun özü, dünyada oluşturulan tekel bürokrasisinin meslek alanlarımızda şekillendirdiği düzenlemelerdir. Bu düzenlemeler, GATS ve AB uyum süreci adı altında her gün yaşantımıza yeni bir yaptırım getirmektedir.
Bu sürece “Mısırlı mühendis gelip ülkemizde bina yapacak, nasıl güvenip de oturacağız” gibi sığ ve ırkçı söylemlerle ya da yetkin-yetkili mühendislik yasaları hazırlayarak sürecin bir kısmından nemalanma olanaklarının peşinden koşmakla karşı çıkma olanağı bulunmamaktadır.
Bu sürece, yani GATS ve AB sürecine, bu süreçte oluşturulan tekel bürokrasisini ve bu bürokrasinin kurumlarını toptan reddetmekle ve bu reddedişin gerektirdiği kararlılık ve mücadele anlayışı ile karşı çıkılabilir.
Bugünkü yöneticilerince bir türlü hatırlanamayan TMMOB mücadele tarihi, gereksinim duyulan mücadele anlayışını, bu mücadeleyi yürütmek isteyenlere öğretecek deneyimlerle doludur.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder