2 Mart 2010 Salı

Üretmek...Tüketmek... Tükenmek





ÜRETMEK…

TÜKETMEK…

    TÜKENMEK…

İnsanlık tarihine bakıldığında, gelişmede en önemli etkenlerin büyük üretimler olduğu görülür. İnsanlık bu üretimin bir şekilde tüketilmesi süresinde gelişir ve şekillenir. Burada kastettiğimiz “üretim” günlük dilde basit anlamda kullandığımız üretim sözcüğü değildir. Üretim ile anlatmaya çalıştığımız, sözcüğün daha temel ve derin bir işlevidir. Bu noktada, “üretim” sözcüğüne yüklemeye çalıştığımız kavramı örneklerle açıklamaya çalışalım.

İnsanlık tarihinin en önemli aşamalarından birinin avcılık aşaması olduğu ve bu aşamaya geçişi, insanın alet kullanma ve bunu üretme becerisinin gelişmesinin belirlediği bilinmektedir. İşte bu aşamada, taşların ilk kez yontularak silah olarak avlanmada kullanılmaya başlanması, bizim burada tanımlamaya çalıştığımız üretimdir. Bu bir kez yapıldıktan ve kullanıldıktan sonra, benzer binlerce taşın silah olarak yontulması ve avlanmada kullanılması basit anlamda üretim olarak tanımlansa da, burada yüklediğimiz anlam itibarıyla, aslında bu temel üretimin yani bu bilginin tüketilmesinden ibarettir. Çünkü gelişmeyi sağlayan, ilk taşın silah olarak yontulması ve bunun başarılı bir şekilde ilk avda kullanılmasıdır. Bu üretimin geniş ölçekte tüketilmesi ise, o toplumun ihtiyaçlarını karşılayan basit üretim yani bu fikrin tüketilmesidir.

Bu anlatmaya çalıştığımız “üretim-tüketim” ilişkisini, yaşamın her alanında örneklemek olanaklıdır. Buharın sahip olduğu ısıl enerjinin, buharın bir silindir içinde genişletilmesiyle mekanik enerjiye dönüştürülebileceği ve mekanik enerjinin uygun mekanizmalarla başka mekanizmalara aktarılabileceği fikrini geliştiren James Watt, bunun ilk örneğini yaparak büyük bir “üretim” gerçekleştirmiştir. James Watt’tan sonra binlerce buhar makinasının basit anlamda üretilmesi, James Watt’ın mirasının “tüketilmesinden” ibarettir. Bu buhar makinasının yarattığı olanakla buharlı trenin yapılması bir “üretimdir”. Yüzlerce buharlı trenin üretilmesi ise, toplumsal gelişmeyi sağlayan “tüketimdir”.

Buğdayın öğütülerek un haline getirilmesi ve bu unla temel gıda maddesi olan ekmeğin yapılması fikri ve bunun gerçekleştirilmesi bir “üretim”dir. Bu bilgiye dayanarak milyonlarca ekmek üretilmesi, toplumun ihtiyaçlarının karşılanmasını sağlayan ve fakat bu temel “üretime” dayanan ve bu nedenle de bu temel “üretimin” “tüketilmesine” dayanan bir süreçtir.

Bu üretim ve tüketim ilişkisi toplumları geliştirirken, aynı zamanda toplumsal mülkiyet haline gelmiş olan “üretimlerin” değişik amaçla kullanılması durumları da ortaya çıkabilmektedir. Örneğin insanlığın gelişimine hizmet etmesi beklenen ilaç üretimi sürecinde, insanların kobay olarak kullanılması ise insanlık adına bir “tükenmek” durumunu tarifler. Ya da başka bir örnekle, Hipokrat yemini ederek mezun olan bir doktorun, insanlığın toplumsal üretiminin oluşturduğu bilgi birikimini, bir kişinin işkenceye ne kadar dayanacağını belirlemede tüketmesi, bu kişi adına ve bu kişiyi kullanan sistem adına bir tükeniştir.

Toplumsal üretimlerin yarattığı bilgiyi edinerek mühendis olan bir kişinin, bu bilgiyi tüketerek gerçekleştirdiği üretim sürecinde, çalıştığı iş yerinde, sömürünün arttırılması için yapacağı çalışmalar bir üretimi değil, bir tükenişi ifade eder.

Sovyet Devrimi, insanlık tarihinde proleter devrimler çağını başlatan çok önemli bir sosyal “üretimdir”. Bu devrimi izleyen diğer ülkelerdeki devrimler, bu temel “üretimi”, “tüketerek” gerçekleşen yeni sosyal üretim süreçleridir. Bu sürecin sonunda, bu mirası taşıdığını iddia eden SBKP yöneticilerinin ülkeyi yeniden kapitalizme geri götüren uygulamaları ve sonunda sosyalizmi yıkmaları ise bu yöneticiler açısından bir tükeniş sürecidir.

Ülkemizde de en önemli sosyal üretim süreci 60’ların sonu ve 70’lerin başında gerçekleşmiştir. Bağımsızlık, demokrasi ve sosyalizm mücadelesi bu dönemde yaşam boyutunda ve bu üretim sürecinde yer alanların yaşamları pahasına geliştirilmiştir. İzleyen yıllarda, bu sosyal “üretimin” tüketilmesiyle, kitlesel bir mücadele yaratılarak yeni bir sosyal üretim süreci geliştirilmiştir. Bu sürecin devamı olduğunu iddia ederek ortaya çıkan ama bu mirasa dayanarak ve bu süreci yeniyi üretemeden tüketerek geçmişi reddetme konumuna gelen çevreler açısından ise bu durum bir tükeniştir.

60’lı yılların sonunda gelişen bu üretim süreci, TMMOB içinde de yeni bir üretim süreci başlatmıştır. 1973 yılından itibaren, sistemin yasayla yüklediği rolü reddederek, TMMOB’nin emekten ve halktan yana bir örgüt olarak tarif edilmesi ve toplumsal mücadelenin önemli bir bileşeni durumuna getirilmesi, TMMOB için belirleyici bir sosyal üretim sürecidir. Bu mücadelenin, 19 Eylül 1979’da 100 bin mühendisin iş bırakması boyutuna getirilmesi, toplumsal mücadele tarihindeki sosyal üretimlerin tüketilmesine dayanarak gerçekleştirilen, TMMOB mücadele tarihindeki en önemli sosyal üretimdir.

1980 yılından sonra ise TMMOB, geçmişindeki sosyal üretim mirasını tüketmeye devam etmiş ve bu üretimin tüketilmesine dayanan yeni sosyal üretim süreçlerini geliştirmeyi denemiştir. Ancak 90’lı yılların sonundan itibaren göreve gelen yöneticiler bu mirası tüketmeyi sürdürürlerken yeni bir üretim süreci geliştirememişlerdir. TMMOB mücadele tarihinin üretimlerinin hızla tüketildiği fakat bu tüketime dayanan yeni bir üretim sürecinin başlatılmaması durumunda ise tükeniş kaçınılmazdır.

TMMOB yöneticileri hamasi söylemle TMMOB mücadele tarihinin üretimlerini mirasyedi havasında tüketirlerken, bu üretime dayalı yeni bir mücadele anlayışı geliştiremedikleri gibi, böyle bir mücadele anlayışı geliştirenleri de, Bartın İKK örneğinde olduğu gibi, yok ederek çok hızlı bir tükeniş sürecine girmiş durumdadır.

Mühendislik alanının sermayenin çıkarları doğrultusunda dönüştürülmesi projesi olan yetkin/yetkili mühendislik yasa tasarısını hazırlamak, TMMOB Genel Kurul kararlarına rağmen AKP’li mühendis bakanların ülkemizin kaynaklarını tekellere peşkeş çeken uygulamalarından bu bakanların sorumlu olmadığını kaleme alarak, bakanlar adına adeta savunmalar yazmak bu tükenişin örnekleridir.

TMMOB yapısı içinde müteahhitlerin kendi bakış açılarını örgütte egemen kılarak, ağırlıklı olarak yönetici olabilmesi bu tükenişin göstergesidir.

Haziran 2009 tarihli MMO Bülteni'nde (sayı 132) yazıldığı gibi, mühendislerin en acımasız şekilde sömürüldüğü tesisat sektöründe, bu mühendislerin öncüsü olmak yerine, sektörün yani bu sektördeki mal ve hizmeti sunan sermayenin öncüsü olduğunu gururla manşet yapmak tükenişin derinliğinin ölçüsüdür.

TMMOB yönetim anlayışında, TMMOB geçmişindeki sosyal üretimin yeni bir üretime dönüştürülmeden tüketilmesine dayanan bu “tükeniş” süreci öyle bir boyuta gelmiştir ki, ülkemizdeki demokrasi mücadelesinin bir bileşeni olduğunu iddia eden bu örgüt içinde baskıcı bir yönetim anlayışı gelişmiştir. Örgütün onur kurulları bu baskının uygulama araçları durumuna getirilmiştir. Bu kurullar artık, tıpkı 28 Nisan 1960 yılında Demokrat Parti tarafından, yalnızca muhalefet ve basının faaliyetlerini soruşturmak üzere kurulmuş ve yalnızca DP milletvekillerinden oluşan, asıl işlevi muhalefeti ve basını susturmak olan Meclis Tahkikat Komisyonu’nu çağrıştırmaktadır.

Bartın’da Hattat Holding’in rant projelerine karşı kitlesel bir mücadele geliştiren İKK üyeleri hakkında soruşturma açılması ve 12 Eylül cuntası döneminde bile TMMOB birimlerinin geçici olarak kapatılmış olmasına karşın feshedilmemiş olması hatırlardayken, TMMOB yönetimi tarafından bir TMMOB biriminin feshedilmesi; yöneticileri tarafından devrimci-demokratlara karşı fiziki saldırıların düzenlendiği İMO’da, İstanbul’da yaşayan ve hatta yurtdışında bulunan İMO üyesi dergimiz yayın kurulu üyelerinin kanaatleri sorgulanarak Oda Onur Kurulu’na sevk edilmesi bu tükenişin artık TMMOB örgütlülüğünü reddetme boyutuna vardığının işaretleridir.

TMMOB mücadele tarihinin üretimlerini yalnızca tüketerek girilen bu tükeniş süreci öyle bir boyuta gelmiştir ki, artık faşist ve gerici muhbirler tarafından devrimci-demokratları hedef alan ihbar mektubu şeklinde kaleme alınan açıklamalar, TMMOB, İMO ve buralardaki etkin yönetim anlayışına gözü kapalı destek veren grupların internet sitelerinde yayımlanmaya başlanmıştır. TMMOB etkin yönetim anlayışının ihbarcılık boyutuna gelmesi, tükenişin artık niteliksel bir aşamaya ulaştığını anlatmaktadır.

TMMOB mücadele tarihinden miras kalan üretimin bu şekilde ve basit anlamıyla tüketilmesiyle başlayan tükeniş süreci, dünyadaki diğer örnekleri gibi, kaçınılmaz olarak bu süreçte rol alan çevrelerin tükenişiyle sonuçlanacaktır. Bu tükeniş, TMMOB’yi de tüketmeden, geçmişin üretimlerine dayanan yeni üretim süreçleriyle TMMOB’nin geriye gidiş süreci durdurulmak zorundadır.

NOT: Bu yazı Mühendislik, Mimarlık ve Planlamada +İVME dergisinin 8. sayısında (TMMOB'de Demokrasi) yayınlanmıştır.

Hiç yorum yok: