Kriz etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Kriz etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

30 Ekim 2009 Cuma

France Télécom’da Hiç Bu Kadar Az İntihar Olmamıştı(!) (*)

Fotoğraftaki Karikatür: Sizden çalışarak ölmenizi bekliyoruz, intihar ederek değil!

Geçtiğimiz Eylül ayının 28’inde France Télécom’da bir intihar yaşandı. Bu olayın Fransızlarda şok etkisi yaratması gerekirken, öyle olmadı. Bazı sosyalist çevreler dışında bu konu yeterince önemsenmedi. Her zaman olduğu gibi olaya “bireysel bir olay” olarak yaklaşılarak, konu kişinin psikolojik sorunlarına indirgendi. Kimi zaman da müdürlerin çalışanlara karşı “sertliği” ön plana çıkarıldı. İntihar eden çalışanın o akşam şirket doktoruyla görüşmesi ise farklı yönlere çekildi. Ancak bu yanıltıcı açıklamalar boşuna bir çabaydı çünkü sayılar yalan söylemedi ve bu olayın France Télécom'da bu yıl içerisinde yaşanan 12. intihar olduğunu herkese hatırlattı.

Bu kadar kişinin intihar etmesi elbette normal değildi, ters giden bir şeyler mutlaka vardı. Bu intiharı bireysel bir olay olarak yansıtma çabası sayılar karşısında teslim bayrağını çekmek zorunda kaldı ve yapılan araştırmalar oldukça çarpıcı bir noktayı ortaya çıkardı: Bu şirkette hiç bu kadar az intihar olmamıştı!

Şirket tarafından da onaylanan, geçen yılların istatistiklerine göz attığımızda; sayılar bize durumun gerçekten vahim olduğunu gösteriyor:

  • 2000: 28 intihar-çalışan kişi sayısı 130 000 (intihar oranı: 0,021%)

  • 2001: 23 intihar-çalışan kişi sayısı 122 000 (0,018)

  • 2002: 29 intihar-çalışan kişi sayısı 116 500 (0,024)

  • 2003: 22 intihar-çalışan kişi sayısı 116 000 (0,019)

  • 2004-2007: Bilinmeyen bir nedenle bu yıllar arasındaki veriler açıklanmamıştır.

  • 2008: 12 intihar-çalışan kişi sayısı 92 000 (intihar oranı: 0,013%)

  • 2009: 12 intihar

İntiharların yanında göze çarpan bir diğer nokta da yıllar boyunca azalan çalışan sayısı. Tam da bu azalmadan hareketle “Neden?” diye sorguluyor “Yeni Antikapitalist Parti” (NPA). Bizleri 13 yıllık bir kapitalist gelişim tarihi dersine tâbi tutarak.

1996 yılı bu büyük şirket için bir dönüm noktasıydı. Şirketin özelleştirilmesi ile ilgili ilk adımlar bu yılda atıldı. Şirkete ortak olacaklar, çalışan sayısının fazla olduğunu, bu sayının azaltılması, daha az çalışanla daha “verimli” çalışılması gerektiğini düşünüyorlardı.

Bunun için çok “işlevsel” bir çözüm yolu bulundu, değişik bir “zorla emekli etme” yöntemi uygulandı: “Contrat de Fin Carrière” (CFC - Kariyer Sonu Kontratı). Bu yönteme göre o sırada şirket bünyesinde bulunan 55 yaş ve üstü çalışanlar maaşlarının %85'ini kabul ederek emekliliklerine kadar şirkette kalabileceklerdi. Böylece çok tepki çekmeden, sayılardan da anlaşılacağı üzere yıllara yayılan bir “temizlik” yapıldı.

Sonra mı? Sonrası da çok şaşılacak türden değil. Temizlik bittikten sonra 2006'da bu uygulamaya son verildi. Artık daha modern çözümler üretilecekti. 38 yaşından büyük kadın ve 53 yaşından büyük erkek çalışanlara değişik şekilde “soğutma” yöntemleri uygulanacaktı. Şirketten soğuyanlar işten ayrılmak zorunda kalacaklardı. Öyle de oldu. Böylece çok “dinamik”, “verimli” çalışan bir France Télécom halkına “hizmet” etmeye başladı.

Yıllar boyunca devam eden intihar olayları bir iki “sert mizaçlı” yönetici sorununa indirgenemez. İnsanları kullanılabilecek bir makine olarak gören, sağlıklarını hiç sayan, onları sömürebildikleri kadar sömüren bu sistemdir asıl katil olan.

İntihar olaylarının France Télécom’da oran olarak azalması ise bizi yanıltmasın. Fransa'da işsizlik nedeniyle intihar edenlerin sayısı her geçen gün artıyor. Böylece France Télécom kendi bünyesinde intihar etmeyen işsizler ordusundan sorumlu olmuyor.

Ne mutlu ki France Télécom’da intihar olayları azalıyor (!).

* Rue89.com’da atılan başlık.

Kaynaklar

Le Monde

Rue89.com

NPA (Yeni Antikapitalist Parti)

Derleme ve Çeviri: İvme Çeviri Grubu

İşten Atılan ENTES İşçisi EMO İst. Şb. Önünde Eylem Yaptı

160 gündür direnişte olan Entes işçisi Gülistan Kobatan, 20 Ekim 2009 Salı günü Beşiktaş’taki Elektrik Mühendisleri Odası (EMO) İstanbul Şubesi önünde basın açıklaması yaptı.

Yaklaşık 30 kişilik grup EMO İstanbul Şubesi önünde yaptığı basın açıklamasında;”… sermaye sınıfının özellikle krizin patlak verdiği süreçte işçi sınıfının kanı canı pahasına mücadelelerle elde ettiği kazanımlara çok daha planlı ve kapsamlı bir şekilde azgınca saldırdığını vurgulayarak, sermaye sınıfının yalnızca işçi sınıfının kazanımı olan haklara değil, aynı zamanda bu mücadelenin yan ürünleri olan tüm demokratik hak ve özgürlüklere, örgütlülüklere ve kurumlara da saldırıyor.” denirken, EMO önünde basın açıklama yapma nedeni olarak, Entes Elektronik fabrikasında onlarca işçiyi işten atarak açlığa ve sefalete mahkum eden ve EMO’nun bir dönem yönetim Kurulu Başkanlığını yapmış ve halen EMO üyesi olan Ahmet Tarık Uzunkaya’nın tutumuna karşı sessizliğe bürünen EMO’yu emekten yana tutum almaları için gerçekleştirdiklerini ifade etmişlerdir.
Basın açıklamasını; “…Anlaşılan o ki EMO, Ahmet Tarık Uzunkaya’nın nüfuzu karşısında toplumsal duyarlılığına kilit vurabilmeyi göze almıştır. Şu anki durum her ne olursa olsun, EMO esas olarak bir emek örgütüdür. Bu yüzden safı emekçiden yana olmalıdır. Esasına ve özüne uygun olarak tavrını belirlemeli ve bu suskunluğuna bir son vermelidir” sözleriyle sonlandıran grup “Entes işçisi yalnız değildir!”, “Zafer direnen emekçinin olacak!”, “Direne direne kazanacağız!”, “Yaşasın Entes direnişimiz!”, “Yaşasın sınıf dayanışması!”, “Direnen Entes işçisi kazanacak!”, “Krizin faturası patronlara!”, “EMO safını belirle!”, “EMO direnişe sahip çık!”, “Kahrolsun ücretli kölelik düzeni!”, “Yaşasın örgütlü mücadelemiz!” sloganlarını atmıştır.

Basın açıklaması sonrası bir EMO İstanbul Şube YK üyesi Gülistan'ı şubeye davet ederek görüşme yapmıştır.

28 Eylül 2009 Pazartesi

İvme Genç: Eşit, Parasız, Bilimsel Eğitim İstiyoruz

Bilindiği gibi harçlara % 500’e varan zamların yapılması planlanırken birkaç gün önce yapılan açıklamada harç zammının % 8 olduğu bildirilmiştir.

Şimdi soruyoruz!

1. Araçlarda ÖTV vergisi indirimine giderek zaten parası olan insanları daha ucuz araba sahibi yapan, ayrıca otomobil sektörü patronlarının yüzünü güldüren iktidar, halk çocuklarının pek çok ekonomik sorunu varken (kira, fatura, ulaşım, yiyecek, giyecek, beslenme vb.) ve gerçek kriz biz halk çocuklarını vurmuşken nasıl böyle bir zam yapabilir?
2. Ailelerimizin veya çalışarak okumaya çalışan öğrencilerin maaşlarına % 3 zammı çok gören hükümet nasıl olur da harçlara zam yapabilir?
3. Her 4 gençten 1’i işsiz olmasına karşın bu konu üzerinde çalışmayan hükümet bu gençlerin cebine nasıl elini atabilir?
4. Kriz kapitalizmin kriziyken bunun faturasını halka nasıl mal edebilir?

Bu sorularımızdan önce harçlar üzerinde durmak gerekiyor. Öğrencilerden alınan harç meşru değildir. İşsizliğin had safhada olduğu günümüzde gençlere iyi bir gelecek kurmanın tek yolu olarak üniversiteler gösterilmektedir. Yaratılan bu mecburiyet duygusu üzerinden aileler sömürülmektedir.

Harç ödemeleri, 80’lerin sonunda sembolik olarak –neredeyse bir sigara parası tutarında- çıkarılmış, bugün ise asgari ücreti geçen bir hal almıştır. Harçlar eğitimin ticarileştirilmesinin en önemli araçlarından biridir.

Bugün her yerde mantar gibi biten özel üniversiteler eğitimin nasıl adım adım paralı hale getirildiğinin göstergesidir. YÖK başkanının da dediği gibi tüm üniversiteler yavaş yavaş özelleştirilecektir. “Biz öğrencilere kredi vereceğiz” denerek özelleştirmelere dönük tepkiler azaltılmaya ve halk aldatılmaya çalışılmaktadır. Bugün bile üniversite mezunları iş bulamazken ya da düşük ücretlere çalıştırılırken bu kredinin nasıl ödeneceği belli değildir. Açıkça, parası olmayan üniversiteye gitmesin, halk çocukları okumasın denmektedir.

Eğitim almak her insanın hakkıdır ve bunu devletin ücretsiz ve eşit olarak halka sunma zorunluluğu vardır. Ama egemenler tepkisizliğimize dayanarak bu temel hakkımızı elimizden almaya çalışmaktadır. Her sene harçlara yapılan zamlar da bunun göstergesidir. Bu halk düşmanlığı, bu sömürü zihniyetidir.

Türkiye’de 67 bin okula karşılık 77 bin cami mevcuttur. Bu da işin diğer boyutudur. Halkın dini inançlarını yıllardır sömüren sistem diyanet işlerine eğitime ayırdığından daha fazla bütçe ayırmaktadır.

Biz harçların kalkmasını ve parasız, eşit, bilimsel eğitim almayı istiyoruz. Bunun için mücadelemizi tüm halkımız ile birlikte sürdürmeliyiz.

İVME-Genç

30 Kasım 2008 Pazar

Ankara'daki Krize Karşı Mitingte İvme, Disiplini ve Kırmızı Baretleri ile Dikkat Çekti


KESK ve DİSK'in çağrısıyla Türkiye'nin dört bir yanında gelen çok çeşitli kesimden 50bini aşkın emekçi, "İşsizliğe, Yoksulluğa ve Zamlara Karşı Emek, Barış ve Demokrasi" mitinginde Ankara'da Sıhhiye Meydanı'nda bir araya geldi. Katılımın çok yoğun olduğu mitingte saat 10.30'dan itibaren Hipodrom'dan yürümeye başlayan kitle saat 14.30'da Sıhhiye Meydanına ancak girebildiler. Alanın kalabalığı almaması üzerine kitlenin bir kısmı Abdi İpekçi Parkı'na ve Köprülü Kavşak'a geçmek zorunda kaldı.

Miting başladığında hala alana girebilmek için bekleyen kortejler vardı. Miting başladıktan sonra bir an önce alana girmek isteyen grupları polisin keyfi biçimde geciktirmesi ve arama noktasında ölçüsüz bir şiddet kullanması nedeniyle bir süre arbede yaşandı. Polisin gaz bombası ve cop kullandığı saldırısı sonucunda halktan yaralananlar oldu.
Her şeye rağmen miting alanında onbinlerce kişi, coşku ve kararlılıkla krizin bedelini ödemeyeceklerini haykırdı. Çok sayıda siyasi parti ve kurum temsilcisinin de destek verdiği mitinge, destekleyen kurumlar adına, TTB Başkanı Gencay Gürsoy ve TMMOB Başkanı Mehmet Soğancı birer selamlama konuşması yaptılar.

Bu konuşmaların ardından Önce DİSK Genel Başkanı Süleyman Çelebi, ardından da KESK Genel Başkanı Sami Evren mitingin ana konuşmalarını yaptılar. Büyük bir coşku ve ilgi ile dinlenen konuşmalara sık sık sloganlarla kesildi. Konuşmalarda, AKP Hükümetinin krize karşı biran önce emek ve demokrasi programnı hayata geçirmesi istendi.

Konuşmaların ardından Grup KYBELE, Moğollardan Taner Öngür ve Grup Bandista kısa birer müzik dinletisi yaparak kalabalığı coşturdu.

İvme Korteji Disiplini ve Kırmızı Baretleriyle Dikkat Çekti

İvme Dergisi
de mitinge "Mühendisiz, Mimarız, Emekçiyiz Krizin Bedelin Ödemeyeceğiz" ve "TMMOB Mimarlar Odası Ankara Şubesi Yönetimini Emek Düşmanlığından Vaz Geçmeye Çağırıyoruz" yazılı pankartlarıyla katıldı.

İvme kortejinde sık sık "Semayenin Krizini Sermaye Ödesin, "Tekeller Halka Hesap Verecek", "AKP Halka Hesap Verecek", "Mühendisiz, Mimarız Haklıyız Kazanacağız", "Yaşasın Örgütlü Mücadelemiz", "Direne Direne Kazanacağız", sloganları atılırken, mimar Alev Şahin'in düşüncelerinden dolayı Mimarlar Odası Ankara Şubesi tarafından işten çıkarılması da sloganlarla protesto edildi.

"Yoksulluk İşsizlik Kader Değildir", "Sermaye Krizinin Bedelini, Sermaye Ödesin", "Kriz Sömürüye Bahane Olmasın", "Zamlar Geri Çekilsin", "Yaşasın Örgütlü Mücadelemiz", "Gücümüz Örgütlülüğümüzdür", "Mühendisler Mimarlar Örgütleniyor", "Mühendisiz Mimarız, Emekten Halktan Yanayız", "Mimarlar Odası Ankara Şubesi'nde Baskıya Son", "Demokrat Görünme, Demokrat Ol", "Politik İnsana Her Yerden Baskı Var", "Oda Çalışanlarının Hakları Engellemez", "Mimarlar Odası Ankara Şubesi Şirket Değildir", dövizlerinin taşındığı kortej kırmızı baretleri ve disiplini ile dikkat çekti.

TMMOB etkin yönetim anlayışının mitinge destek kararını çok geç alması ve katılımı arttırmaya dönük yeterli çaba içinde bulunmaması, TMMOB kitlesine de yansımıştı. TMMOB kortejinde yaklaşık 250 kişi bulunurken, çeşitli branşlardan mühendis, mimar ve öğrencinin yer aldığı İvme korteji 160 kişilik katılımı ile alanda yerini aldı.