KESK etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
KESK etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

6 Kasım 2009 Cuma

İvme-Genç: Mühendislik, Mimarlık Öğrencisi Arkadaşlarımızın Yanındayız

TMMOB GENÇ ÜYESİ ARKADAŞLARIMIZIN YANINDAYIZ

24 Mayıs 2009 tarihinde, ikisi Makina Mühendisleri Odası öğrenci üyesi, biri Jeoloji Mühendisleri Odası öğrenci üyesi olan 5 kişi, katıldıkları demokratik eylem ve etkinlikler bahane edilerek tutuklanmıştır. Tutuklanma sebepleri ODTÜ’de geleneksel hale gelen, her yıl yüzlerce öğrenciyle birlikte stadyuma mumlarla ‘DEVRİM’ yazılan yürüyüşe katılmaları, KESK ve DİSK tarafından düzenlenen emek, barış ve demokrasi mitinginde bulunmaları, YÖK’ü protesto etmeleri, eşit, bilimsel, parasız, anadilde eğitim istemeleridir. ODTÜ yemekhanesinde öğrencilerin gizlice fotoğraflarını çeken JİTEM elemanının yakalanıp teşhir edilmesinden hemen sonra yapılan operasyonla tutuklanan arkadaşlarımızın duruşması 6 Kasım’dadır.

Bugün üniversitelerde devrimci-demokrat gençlik, eğitimin piyasalaştırılmasına; halkın sorunlarından kopuk, bireyci, bencil, çıkarcı, apolitik bir gençlik yaratma çabasındaki YÖK’ün politikalarına; soruşturmalara, polisin, jandarmanın, sivil faşistlerin saldırılarına karşı mücadele etmektedir. Düzene karşı verdikleri mücadelenin bedellerini de üniversitelerden atılarak, tutuklanarak ödemektedirler. 24 Mayıs’ta yaşanan tutuklama terörü de bu söylediklerimize sadece bir örnektir. TMMOB’nin mühendislik mimarlık öğrenci çalışmasında birçok eylem ve etkinlikte bir araya geldiğimiz arkadaşlarımız herhangi bir somut nedene dayanmadan tutuklanmışlardır.

Yaşanan bu tutuklama terörüne karşı Mühendislik, Mimarlık Öğrencileri bir basın açıklaması yapmış, arkadaşlarımızın serbest bırakılmasını istemiştir. Ancak öğrenci üyelerinin bütün çabalarına rağmen TMMOB, tutuklananlara sahip çıkmamış ve öğrenci üyelerini yalnız bırakmıştır. TMMOB’nin bugün sahiplendiğini söylediği mücadele geleneği, devrimci-demokrat üniversite gençliğinin mücadeleci ruhunun ve dinamizminin sonucudur. Çünkü devrimci mücadelenin yükseldiği, faşist odakların halkın mücadelesini baskı ve zulüm yöntemleriyle bastırmaya çalıştığı dönemlerde TMMOB, gelecekte üyesi olacak öğrencilerin mücadelesini sahiplenmiştir. Bu nedenle bugün de TMMOB’nin yapması gereken devrimci demokrat üyelerini aynı kararlılıkla sahiplenmektir.

İvme-Genç olarak genel kurullarda birlikte söz istediğimiz, Sinop’ta nükleer santrallere, Ankara’da kentsel dönüşüme karşı birlikte mücadele verdiğimiz, yetkin mühendisliğe karşı üniversitelerde birlikte çalışma yaptığımız, Teoman Öztürk anmalarına birlikte katıldığımız arkadaşlarımızın derhal serbest bırakılmasını istiyor, yakın bir gelecekte üyesi olacağımız TMMOB’nin de haklı mücadelemizde yanımızda olmasını bekliyoruz.

İvme-Genç

Duruşma tarihi ve zamanı: 6 Kasım 10:00 Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi

7 Ekim 2009 Çarşamba

Açıklama No. 30 Kanser Hastası Devrimci Tutsak Güler Zere' nin Serbest Bırakılmaması Cinayettir.Cinayete Seyirci Kalmayalım.

Adana'da Balcalı Hastanesi'nin bodrum katında, morgun hemen yanındaki, tutuklulara ayrılmış hücrede bir ölüm kalım mücadelesi veriliyor. Bu mücadeleyi veren 37 yaşındaki Güler Zere 14 yıldır hapistedir. Yakalandığı ağız içi kanserinin zamanında teşhis edilmemesi ve tedavisinin bilinçli olarak geciktirilmesi dolayısıyla şu anda hastalığının son aşamasındadır.
Bir kanser hastası 16 metrekarelik havasız, dışı delikli sacla kaplanmış 50 cm’lik bir penceresi olan, banyosu bile olmayan bir odada tutuluyor. Hijyenin gerekli olduğu bir hastalıkla mücadele ederken çarşafları ancak haftada bir değiştiriliyor. Morale ihtiyacı varken kapısının önünde sürekli yüksek sesle konuşan askerler nöbet bekliyor, radyoterapiye gitmek için ellerinde kelepçe ile asker eşliğinde uzun bir yol yürütülüyor. İlerlemiş bir kanser hastalığının böyle koşullarda tedavisi mümkün olabilir mi?
Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim Dalı 22 Haziran 2009 tarihli raporunda açıkça belirtti: "(...) hasta ağır özürlü sayılır. Yaşamı ağır risk altındadır. Radyoterapi de dahil, yoğun ve ağır bir tedavi gerekebileceğinden bu koşulların sağlanabileceği bir sağlık kuruluşunda tedavi edilmelidir. Hapishane koşullarında bu bakım ve tedavinin sağlıklı olarak yerine getirilmesi mümkün değildir”. Avukatların raporlara dayanarak yaptığı tahliye taleplerine aylarca hiçbir yanıt verilmedi, bu sırada hastalık ilerlemeye devam etti. Ardından nedense Güler Zere yeniden rapor almak üzere İstanbul Adli Tıp Kurumu’na sevk edildi. Kanseri son aşamadaki bir hasta için son derece acılı, işkenceli bir yolculukla İstanbul’a getirildi ve Adli Tıp Kurumu 3. İhtisas Dairesi 2 hafta geçtikten sonra Güler Zere’nin cezasının infazına devam edilebileceği yönünde karar verdi. Kontrgerilla katillerini ve tacizci sapıkları aklayan raporlar vermekten çekinmeyen Adli Tıp Kurumu doktorları, konu bir devrimcinin yaşamı olduğunda, ettikleri hipokrat yeminini ve insanlıklarını unutarak, şu an damağı tümüyle alındığı için yalnız başına beslenmesini bile sağlayamayan bir hastanın mahkumiyetine devam yönünde rapor verebiliyor.
Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkındaki Kanun hapishane koşullarında tedavisi mümkün olmayan hasta hükümlülerin cezasının infazının ertelenmesi gerektiği hükmünü içermektedir. Yani devlet, şu an Adli Tıp eliyle kendi yasasını uygulamamanın çabası içindedir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi iç tüzüğünün 39. maddesinde Güler Zere gibi ölüm riski taşıyan herkes için geçici tedbir uygulaması varken, AİHM de kendi hukukuna aykırı davranarak Adli Tıp raporunu destekliyor. Neden mi? Çünkü Güler Zere’nin durumu emperyalizmin onayı ve desteğiyle ülkemize yerleştirilmiş olan F Tipi hapishanelerin ve tecrit politikasının doğrudan bir sonucudur. Dün hücre tipi hapishanelerin açılmasını savunan, mahkumların bu hapishaneye nakli için yapılan 19 Aralık “Hayata Dönüş” katliamı karşısında sesini çıkarmayan AİHM, elbette bugün de Güler Zere ile ilgili Adli Tıp Kurumu kararını destekleyecektir.

Tecrit öldürüyor!

Hücre tipi cezaevi modelinin uygulanmasından bu yana, yüzlerce tutuklu ve hükümlünün ciddi ve kalıcı sağlık sorunlarına yakalandığı biliniyor. Tecritte mahkumlar fiziksel ve psikolojik hastalıklara davetiye çıkaran koşullarda tutuluyor ve bir hastalık durumunda tedavileri bilinçli olarak geciktirilerek ya da engellenerek erken teşhis edildiği takdirde iyileşmesi mümkün olan hastalıklarda düzelme imkanı ortadan kaldırılıyor. Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV) Genel Sekreteri Dr. Metin Bakkalcı 2008 yılında hapishanelerde sağlık sorunu nedeniyle tahliye edilmesi gerekirken edilmeyip hayatını kaybeden kişi sayısını 39 olarak açıkladı. Elbette bu TİHV’in bilgisine ulaşabildiği ölümler üzerinden yapılmış bir tespit, ama Adalet Bakanlığı’nın sitesindeki veriler hapishanelerdeki can kayıplarının daha fazla olduğunu ortaya koyuyor. Türk Tabipleri Birliği F tipi hapishanelere yaptığı ziyaretler sonucunda, tecritin insan üzerindeki tıbbi etkilerini sunduğu bilimsel raporunda ‘’Görme Alanında Daralma, İşitme Duygusunda Azalma, Sinirsel Tipte Sağırlık, Tinnitus (çınlama), Tümör Büyüme Hızının artışı…’’ biçiminde uzayıp giden sonuçları ortaya koyuyor. İşte bu yüzdendir ki Güler Zere’nin hastalığının ve serbest bırakılmadığı takdirde kaçınılmaz olacak ölümünün sorumlusu devletin tecrit politikasıdır.

Söz vermiştiniz!
Hücre tipi hapishanelere karşı 7 yıl süren bir ölüm orucu mücadelesi yürütüldü. Bu mücadelede 122 insan hayatını kaybetti. Son olarak, açık haksızlıklar ve aralıksız işkenceye uğrayan müvekkillerinin haklarını koruyabilmek için ölüm orucuna başlamaktan başka çare bulamayan Avukat Behiç Aşçı da ölüm orucuna başlamıştı. Behiç Aşçı, 293 gün sürdürdüğü ölüm orucu eylemine, hayatını kaybetmek üzereyken, Adalet Bakanlığı’nın 22 Ocak 2007 tarihinde yayınladığı 45/1 sayılı genelge sonucu son verdi. Bu genelge F tipi hapishanelerde bulunan tutuklu ve hükümlülerin onar kişilik gruplar halinde haftada 10 saat sohbet edebilmeleri hakkını tanıyordu. Genelgede düzenlenen bu hak disiplin kararlarıyla engellenemeyecek, tüm tutsaklara tanınması şart olan bir haktı.
O dönemde, toplumsal muhalefetin sözcüsü olan kurumlardan DİSK, KESK, TMMOB ve TTB sohbet hakkının takipçisi olacaklarına söz vermişlerdi. Hatta “Bu genelge uygulanmazsa biz de seninle birlikte ölüm orucu yapacağız” demişlerdi Behiç Aşçı’ya. Genelge uygulanmadı. Sohbet hakkının takipçisi olmayı taahhüt eden kurumların, genelgenin uygulanmadığı defalarca basın yayın organlarında dile getirilmesine ve bilinmesine karşın, verdikleri söze karşılık gelen bir çaba gösterdiklerini söylemek ne yazık ki mümkün değildir.
TMMOB, 25-28 Mayıs 2006’da Ankara’da yapılan 39. Olağan Genel Kurulu’nda “tutuklu ve hükümlülerin tecridine dayalı hücre (F) tipi cezaevi uygulamalarına son verilmesi, cezaevlerinde insani yaşam koşullarının hakim kılınması için” çalışmaların sürdürülmesi kararını almıştı. Mehmet Soğancı imzasıyla 25 Ocak 2007 tarihinde yapılan “F Tipi Cezaevleri İçin Yayımlanan Genelge Umut Vericidir, Ancak Bu Adım Burada Durmamalıdır” başlıklı açıklamada da, Bakanlığın yayımladığı genelge olumlu bir adım olarak değerlendirilmiş ancak “Bu adım burada durmamalıdır. (...) hücre (F) tipi cezaevi uygulamalarına son verilmeli, cezaevlerinde insani yaşam koşulları sağlanmalıdır” denmişti.
İşte bugün tecrit bir can daha almak üzere. Güler Zere’nin durumu burjuva basında bile ses getirmişken, birçok gazeteci yazar aydın Zere’nin serbest bırakılması taleplerini dile getirirken, aynı taleple birçok ilde demokratik kitle örgütlerinin oluşturduğu platformlar eylemler yapmaktayken, TMMOB’den henüz hiçbir ses çıkmadı. TMMOB her Cuma İstanbul’da Taksim’de düzenlenen kitlesel yürüyüşlere katılmıyor, konuyla ilgili bir basın açıklaması olsun yayımlamıyor, kısacası bu mücadele içinde yer almıyor. Bu sessizlik demokratik kitle örgütü sıfatını taşıyan bir örgüte yakışmıyor. Üstelik de bu örgüt bu toplumsal sorunun takipçisi olacağına söz vermişse... Şimdi bizler, devrimci demokrat TMMOB üyeleri, haklı olarak TMMOB’nin GK’da aldığı tecride karşı mücadele etme kararının, sürecin takipçisi olma taahhütünün gereğini yerine getirmesini, verdiği sözün sorumluluğunu taşımasını bekliyoruz.

Merhamet Değil, Af Değil; Adalet İstiyoruz!

Bizler demokrat ve devrimci mühendis mimar ve şehir plancıları olarak sorumluluğumuzun farkındayız. Biliyoruz ki tecrit politikası yalnızca hapishanedeki tutsakları değil, tüm toplumu teslim alma politikasıdır. İnsanları yalnızlaştırma, güçsüzleştirme, düşüncelerinden inançlarından vazgeçirme politikasıdır. Biliyoruz ki Güler Zere’ye sahip çıkmak, düzene muhalif insanların var olma hakkına sahip çıkmaktır.
Bizler merhamet değil, af değil; adalet istiyoruz. Yasaların çifte standart olmaksızın tüm vatandaşlara uygulanmasını istiyoruz. Tüm insan hakları sözleşmeleri yaşama hakkını en temel hak sayar; hakkımızı istiyoruz. İnsan olmanın sorumluluğunu duyan tüm mühendis, mimar ve şehir planlamacılarını Güler Zere’yi ölümün ellerinden çekip almak için birlikte mücadele etmeye çağırıyoruz. Adli Tıp Kurumu’nun tekrar toplanarak Güler Zere için karar vereceği 27 Ağustos Perşembe günü Yenibosna’daki Adli Tıp binasının önünde buluşmaya tüm meslektaşlarımızı davet ediyoruz.
Güler Zere’ye Özgürlük!

Mühendislik, Mimarlık ve Planlamada
+İVME Dergisi

10 Eylül 2009 Perşembe

Üniversitelerde İnfaz Var! Basın Açıklamasına Çağrı

21 Mayıs Perşembe günü sabah saat 5’te ev ve yurt baskınlarıyla 14 arkadaşımız gözaltına alındı. Günlerce gözaltında tutulan arkadaşlarımıza, savcılık sorgusunda ise DİSK’in ve KESK’in düzenlediği ‘emek, barış ve demokrasi mitingi’, Alevi mitingi, 1 Mayıs, Newroz kutlamaları, ODTÜ devrim yürüyüşü ve 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü kutlamaları gibi toplumsal meşruiyeti olan, izinli, yasal etkinliklere neden katıldıkları soruldu. 14 arkadaşımızdan içlerinde JMO öğrenci komisyonundan Seçkin Şiş, MMO öğrenci üyelerinden Kamer Doğan, Tuba Mumcu, Hacettepe Üniversitesi öğrencisi İlhan Aslan ve ODTÜ mezunu Barın Kaya tutuklandı. Bu tutuklamanın final dönemine denk getirilmesi arkadaşlarımızın eğitim haklarını gasp etmiştir.

İnsanların miting, basın açıklaması gibi eylemlere katılması, fikirleri ve hakları için örgütlenmesi temel haktır. Arkadaşlarımızın bu haklarını kullandıkları için suçlanmaları devletin barış, demokrasi, eşit yurttaşlık, insan hakları gibi taleplerimize karşı tahammülsüzlüğünü bir kez daha ortaya koymuştur.

Benzer tahammülsüzlük demokratik haklarını kullanmak isteyen KESK üyelerine de gösterilmiştir. Bu saldırıların devamının diğer demokratik kitle örgütlerine yönelmeyeceğinin garantisi yoktur.

TMMOB bugüne kadar halktan, haktan ve emekten yana tutum almış, arkadaşlarımızın sorgulanması sırasında adı geçen mitinglerin örgütleyicisi ya da destekçisi olmuştur. Bu süreçte TMMOB’ u ve demokrasi kaygısı olan tüm kurumları ve kişileri geleceklerine sahip çıkmaya ve kitlesel bir şekilde basın açıklamasına katılmaya çağırıyoruz.

Basın Açıklaması:

YER: Yüksel Caddesi İnsan Hakları Anıtı Önü

TARİH: 12.06.2009

SAAT: 18.30

TMMOB ÖĞRENCİ ÜYELERİ

30 Kasım 2008 Pazar

Ankara'daki Krize Karşı Mitingte İvme, Disiplini ve Kırmızı Baretleri ile Dikkat Çekti


KESK ve DİSK'in çağrısıyla Türkiye'nin dört bir yanında gelen çok çeşitli kesimden 50bini aşkın emekçi, "İşsizliğe, Yoksulluğa ve Zamlara Karşı Emek, Barış ve Demokrasi" mitinginde Ankara'da Sıhhiye Meydanı'nda bir araya geldi. Katılımın çok yoğun olduğu mitingte saat 10.30'dan itibaren Hipodrom'dan yürümeye başlayan kitle saat 14.30'da Sıhhiye Meydanına ancak girebildiler. Alanın kalabalığı almaması üzerine kitlenin bir kısmı Abdi İpekçi Parkı'na ve Köprülü Kavşak'a geçmek zorunda kaldı.

Miting başladığında hala alana girebilmek için bekleyen kortejler vardı. Miting başladıktan sonra bir an önce alana girmek isteyen grupları polisin keyfi biçimde geciktirmesi ve arama noktasında ölçüsüz bir şiddet kullanması nedeniyle bir süre arbede yaşandı. Polisin gaz bombası ve cop kullandığı saldırısı sonucunda halktan yaralananlar oldu.
Her şeye rağmen miting alanında onbinlerce kişi, coşku ve kararlılıkla krizin bedelini ödemeyeceklerini haykırdı. Çok sayıda siyasi parti ve kurum temsilcisinin de destek verdiği mitinge, destekleyen kurumlar adına, TTB Başkanı Gencay Gürsoy ve TMMOB Başkanı Mehmet Soğancı birer selamlama konuşması yaptılar.

Bu konuşmaların ardından Önce DİSK Genel Başkanı Süleyman Çelebi, ardından da KESK Genel Başkanı Sami Evren mitingin ana konuşmalarını yaptılar. Büyük bir coşku ve ilgi ile dinlenen konuşmalara sık sık sloganlarla kesildi. Konuşmalarda, AKP Hükümetinin krize karşı biran önce emek ve demokrasi programnı hayata geçirmesi istendi.

Konuşmaların ardından Grup KYBELE, Moğollardan Taner Öngür ve Grup Bandista kısa birer müzik dinletisi yaparak kalabalığı coşturdu.

İvme Korteji Disiplini ve Kırmızı Baretleriyle Dikkat Çekti

İvme Dergisi
de mitinge "Mühendisiz, Mimarız, Emekçiyiz Krizin Bedelin Ödemeyeceğiz" ve "TMMOB Mimarlar Odası Ankara Şubesi Yönetimini Emek Düşmanlığından Vaz Geçmeye Çağırıyoruz" yazılı pankartlarıyla katıldı.

İvme kortejinde sık sık "Semayenin Krizini Sermaye Ödesin, "Tekeller Halka Hesap Verecek", "AKP Halka Hesap Verecek", "Mühendisiz, Mimarız Haklıyız Kazanacağız", "Yaşasın Örgütlü Mücadelemiz", "Direne Direne Kazanacağız", sloganları atılırken, mimar Alev Şahin'in düşüncelerinden dolayı Mimarlar Odası Ankara Şubesi tarafından işten çıkarılması da sloganlarla protesto edildi.

"Yoksulluk İşsizlik Kader Değildir", "Sermaye Krizinin Bedelini, Sermaye Ödesin", "Kriz Sömürüye Bahane Olmasın", "Zamlar Geri Çekilsin", "Yaşasın Örgütlü Mücadelemiz", "Gücümüz Örgütlülüğümüzdür", "Mühendisler Mimarlar Örgütleniyor", "Mühendisiz Mimarız, Emekten Halktan Yanayız", "Mimarlar Odası Ankara Şubesi'nde Baskıya Son", "Demokrat Görünme, Demokrat Ol", "Politik İnsana Her Yerden Baskı Var", "Oda Çalışanlarının Hakları Engellemez", "Mimarlar Odası Ankara Şubesi Şirket Değildir", dövizlerinin taşındığı kortej kırmızı baretleri ve disiplini ile dikkat çekti.

TMMOB etkin yönetim anlayışının mitinge destek kararını çok geç alması ve katılımı arttırmaya dönük yeterli çaba içinde bulunmaması, TMMOB kitlesine de yansımıştı. TMMOB kortejinde yaklaşık 250 kişi bulunurken, çeşitli branşlardan mühendis, mimar ve öğrencinin yer aldığı İvme korteji 160 kişilik katılımı ile alanda yerini aldı.